Düşünce kuruluşu koronavirüs krizini Alman militarizmi için “fırsat” olarak görüyor

Koronavirus salgınının tetiklediği dünya ekonomik krizi, Alman emperyalizminin, Avrupa’yı egemenliği altına girmeye zorlama ve yeniden dünya gücü olma planları için bir katalizör haline gelmiş durumda.

Bu, son olarak etkili bir Alman düşünce kuruluşu olan Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) tarafından yeni yayınlanan bir belgede açıkça ifade ediliyor.  “COVID-19 Zamanlarında Caydırıcılık ve Savunma” başlığı altında şöyle deniyor: “Bu krizin eşi görülmemiş ekonomik yan etkisi belirginleşmeye başlarken, savunma harcamalarını kısmak cazip gelebilir.” Fakat çalışmanın yazarlarına göre, “dünyadaki mevcut dalgalanma” koşullarında bu, “sorumsuzca” olur.

Belgenin başyazarı Christian Mölling, dış politika çevrelerinde iyi ilişkiler ağına sahip biri. Mölling, DGAP araştırma direktörü ve güvenlik ve savunma programı direktörü olmadan önce, 2013 yılında “Yeni Güç, Yeni Sorumluluk” adlı programatik belgeyi ortaklaşa yayımlayan ABD Alman Marshall Fonu ve Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (Stiftung Wissenschaft und Politik, SWP) için çalışmıştı.

Almanya Şansölyesi Angela Merkel (Wikipedia Commons)

“Avrupa” –özellikle Almanya anlamında– “hala kendi kaderini şekillendirebilir,” diye yazıyor Mölling ve arkadaşları. “Almanya’nın yaklaşmakta olan AB başkanlığı,” krizden “sağlam” ve “muhtemelen daha da güçlü” çıkmak için “gerçek bir fırsat” sunuyor. Alman hükümetinin danışmanları, bu hedefe ulaşmak için, hem Avrupa sınırları içinde hem de küresel düzeyde rakip güçlerle cepheleşme konusunda “kapsamlı bir çatışma stratejisi” geliştirme çağrısında bulunuyorlar.

Almanya’nın Temmuz ayında alacağı AB Konseyi başkanlığı ile ilgili olarak yazarlar şunları yazıyor: “Buna, şimdiye kadar rutin bir iş olarak bakılabilirdi.  AB’deki en büyük ekonominin, en çok savunma harcaması yapan ülkenin ve ikinci en büyük askeri gücün, krizin ortasında yönetimi devralması gerçeği, Berlin’e savunma alanındaki sonuçları şekillendirmek için imkan sağlıyor.” Yazarlara göre, Almanya liderlik rolünü, “Avrupa’nın kilit savunma ve endüstriyel kapasitesini korumak” ve “Avrupa Savunma Fonu ve PESCO [Daimi Yapılandırılmış İşbirliği] gibi araçların faydacı bir şekilde yeniden tasarlanmasını teklif etmek” için kullanmalıdır.

PESCO, özellikle Almanya tarafından bastırılan bir Kıta Avrupası askeri ittifakının ön aşamasıdır. Danimarka ve Malta dışında tüm AB ülkeleri bunun üyesidir. SWP’den Ronja Kempin, 2019’da Frankfurter Allgemeine Zeitung’a verdiği demeçte, Kasım 2017’de kurulan bu işbirliğinin, “Britanya’nın AB’den çıkış referandumuna doğrudan bir tepki olarak görüleceğini” söylemişti.

DGAP yazarları, Almanya’nın hareket seçenekleri için bir temel olarak, Avrupa kıtasındaki siyasi gelişmelerin çeşitli senaryolarını hazırlıyor.

Bu senaryoların ortak başlangıç noktası şu durumdur: “2020’den itibaren, Avrupa ülkeleri büyük olasılıkla kendilerini çifte gerilim altında bulacaklar: kamu maliyesi baskı altında kalırken, güvenlik ortamı kötüleştikçe savunma yatırımlarının sürdürülmesi ve hatta arttırılması ihtiyacı devam edecektir.”

DGAP belgesi, ordunun ve silahların, krizden kaynaklanan siyasi karışıklıkları yönetmek ve aynı zamanda Almanya’nın ve Avrupa’nın uluslararası rakiplere karşı jeostratejik çıkarlarını savunmak için vazgeçilmez olduğunu savunuyor: “Avrupa, doğuda Rusya’ya taviz verip güneyi ihmal edemez. Avrupa’nın tek bir noktaya odaklanması mümkün değildir. Caydırıcılığı, savunmayı ve kriz yönetimini eş zamanlı olarak ele almalıdır.”

Belge, böyle bir politikanın etkilerini şöyle tanımlıyor: “Bazı hükümetler iflas ilan etmek zorunda kalırken, iç güvenlik görevleri için geri kalan güçlere ihtiyaç duyuluyor.” Bu da ulusal silahlı kuvvetlere yatırım yapılmamasına yol açacak. Güvenlik durumu, “Rus analistlerin konvansiyonel kapasitelerin kaybı nedeniyle nükleer eşiğin düşürülmüş olduğunu varsaymasından dolayı gergin” olacak.

Belgede başka şu ifadeler yer alıyor: “COVID-19’a verilen küresel yanıtta ABD liderliğinin yokluğunda, Pekin şu anda kendini alternatif yumuşak güç sağlayıcı olarak konumlandırıyor. ABD kendi evindeki krizle zar zor ilgilenirken, Pekin Avrupa’ya ve başka yerlere tıbbi ekipman ve test kitleri dağıtarak bir kontrol ve yardımseverlik görüntüsü sunuyor.”

Aslında Almanya açısından en büyük “belirsizlik kaynağı” Amerika Birleşik Devletleri idi. DGAP belgesi, “ABD toplumundaki derin çatlağın” ve “pandemi ile mücadelenin ABD ekonomisinde yarattığı muazzam gerilimin”, ABD’nin Avrupa’dan siyasi olarak geri çekilmesine yol açabileceğini belirtiyor.

Böyle bir “Amerikalı defol” [Yanki go home] senaryosunun sonucunun “nükleer caydırıcılık konusunda Avrupa içi bir tartışma” olacağını belirten yazarlar şöyle devam ediyorlar: ”Avrupa’nın, Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması’nı imzalayan ve onaylayan ülkelerin yanı sıra nükleer güçleri de içerdiği göz önüne alındığında, iç bütünlük baskı altında olacaktır. Hem bütçe hem de nükleer tartışmalar, tek tek devletlerde siyasi direnişle karşılaşmaktadır. Bütçeler daralırken daha fazla harcama yapmak zorunda kalmanın bu paradoksal durumu, Avrupalılar arasındaki siyasi çatlakları daha da derinleştirmektedir. Tıpkı son krizde olduğu gibi Avrupalıların farklı harcama öncelikleri bulunmaktadır. Farklı harcama biçimleri savunma sanayilerini Avrupa genelinde farklı şekilde etkilemektedir.”

Yazarlara göre, Almanya açısından bu durumda hedef, bu süre içerisinde geriye düşen ülkeleri siyasi olarak “bütünleştirmek” olmalı ve bu amaçla, NATO’nun ulusal çerçeve kavramına karşılık gelen siyasi bir araç geliştirilmelidir.

DGAP çalışmasında, küresel krizin –büyük zorluklara rağmen– her şeyden önce kendini Alman emperyalizmi için bir fırsat olarak sunduğu fikri ilmek ilmek işleniyor.

Örneğin, MGCS (Fransız-Alman muharebe tankı) ve FCAS (ortak Avrupa hava muharebe sistemi) gibi büyük Avrupa silahlanma projeleri ile ilgili olarak belge, Alman hükümetinin acilen inisiyatif almasını öneriyor. Bu kriz, “örgütsel ve savunma sanayi işbirliğindeki ulusal duyguların üstesinden gelmek için bir şans sunuyor.” Belgeye göre, buna siyasi bir karşı çıkış beklenecek olsa bile bu durum aşılmalı ve Almanya “yeni nesil bir savunma sanayi işbirliği ve bütünleşmesi tasavvur etmelidir.”

Ancak Almanya’nın artık nihayet “başarıya ulaştırabileceği” emellerinin önündeki tek fren, diğer AB ülkelerinin inatçı milliyetçiliği değil. Kaldırılması gereken bir diğer “engel” de, “Avrupa’daki sivil ve askeri Ar-Ge’yi geleneksel olarak birbirinden ayıran güvenlik duvarı.” Yazarlar, bunun yerine amacın, askeri ve stratejik hedeflere ulaşmak için mevcut tüm araçları daha “yaratıcı” kullanmak olması gerektiğini ve bu bile arzulanan sonuçları üretmiyorsa “alternatif araçlar”ın kullanılmasını belirtiyorlar.

Belgede, kelimesi kelimesine şunlar ifade ediliyor: “Çatışma geleneksel askeri alandan çoktan çıkmış durumda. Askeri araçların alternatif olanlardan daha pahalı veya daha az etkili olduğu kanıtlanırsa, çatışmalara girmenin ve düşmanları caydırmanın daha kapsamlı bir yolunu düşünmek akıllıca olacaktır. Böylesine kapsamlı bir çatışma stratejisimelez savaştan ve Avrupa’ya karşı yabancı etki operasyonlarından çıkarılan dersler üzerine inşa edilebilir” (vurgu sonradan eklenmiştir).

Bu satırlar, Alman burjuvazisinin, iki dünya savaşındaki yenilgisine rağmen halktan gizli bir şekilde yeni tarihi suçlar hazırladığı konusunda şüpheye yer bırakmamaktadır. 2005 yılında Amerikalı askeri stratejist Frank G. Hoffman, “melez savaş”ı “terörist eylemler ve suç davranışı ile bağlantılı olarak konvansiyonel ve kuralsız mücadele yollarının bir kombinasyonu” olarak tanımlamıştı.

Alman askeri danışmanları bu bağlamda “alternatif araçlardan” bahsettiklerinde, bu ciddi bir uyarı olarak görülmelidir.  Tanıma göre; diğer şeylerin yanı sıra “nükleer, biyolojik, kimyasal ve el yapımı patlayıcı cihazların” kullanımı, siber saldırılarla birlikte “dezenformasyon ve propaganda kampanyalarının” yürütülmesi, “ulusal amblem taşımadan yabancı topraklarda faaliyet gösteren muharebe birliklerinin, askerlerin veya askeri donanımların gizlice konuşlandırılması”, bu tür bir melez savaşın “unsurları” arasındadır.

4 Mayıs 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir