TÜPRAŞ işçileri için ileriye giden yol

Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’de (TÜPRAŞ) çalışan 4.300 işçi Ocak ayında başlayan toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde, arabulucu sürecinden de sonuç çıkmayınca eylemlerini ileriye taşıdılar. 16 Mayıs Cuma günü İzmir, Kırıkkale, Kocaeli ve Batman illerindeki fabrikalarda vardiyası biten işçiler, işyerini terk etmeme eylemi başlattı. İşçilerin üretimi durdurmadığı ancak tanker dolumuna izin vermedikleri belirtiliyor. TÜPRAŞ işçileri, şirketin 3 yıllık sözleşme dayatması ile mazeret izinleri ve vardiya haklarına yönelik saldırılarına karşı, bir aydır çeşitli eylemlerle tepki gösteriyorlardı.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti tarafından 2012’de çıkarılan yasa ile grev yasağı konan petrol-kimya sektöründeki işçilerin eylemi, sadece toplu sözleşme sürecindeki dayatmalara yönelik bir tepki değil. İşçi sınıfının geniş kesimleri tarafından ilgiyle takip edilen bu son derece önemli mücadele, on yıllardır patronların sendikaların yardımıyla işçi sınıfının yaşam ve çalışma koşullarına yönelik sürdürdüğü saldırılara karşı birikmiş öfkeyi yansıtmaktadır ve tüm dünyada yükselen işçi sınıfı mücadelesinin parçasıdır.

Petrol rafine faaliyeti yürüten ve ülkedeki başlıca sanayi kuruluşu olan TÜPRAŞ, Türkiye kapitalist sınıfının başını çeken Koç Holding’e 2005 yılında tartışmalı bir özelleştirme ile satılmıştı. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki devlet destekli yaratılma sürecinden doğan Koç Holding, enerji, otomotiv, dayanıklı tüketim, finans, gıda ve turizm gibi sektörlerde faaliyet yürütmekte; uluslararası alanda Ford Motor Company, Fiat Chrysler Automobiles, LG Electronics ve UniCredit gibi çok sayıda ulusötesi şirket ile stratejik ortaklık içinde.

Holdingin toplam cirosunun Türkiye’nin tahmini GSYH’sine oranı yüzde 8 seviyesinde; ihracatı ise Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 10’unu oluşturuyor. Koç Holding, Fortune’un “Dünyanın En Büyük 500 Şirketi” sıralamasında yer alan tek Türk şirketi. TÜPRAŞ’ın 2018 yılında cirosu bir önceki yıla göre yüzde 64 oranında artıp 88,6 milyar liraya ulaşırken, faaliyet karı yüzde 18 artışla 5,7 milyar liraya çıktı.

Faaliyet raporunda “Türkiye’nin en fazla istihdam sağlayan topluluğu olarak 2018 yılında Forbes dergisinin yayınladığı ‘Dünyanın En İyi İşverenleri’ listesinde ilk 100’e Türkiye’den giren tek şirketi” olmakla övünen Koç Holding’in Yönetim Kurulu Üyesi Ali Koç, 2016 yılındaki G20 zirvesi öncesi bir toplantıda “eşitsizliği gidermek için kapitalizmi ortadan kaldırmak gerek,” demişti. Kapitalist seçkinlerin işçi sınıfı içinde artan toplumsal muhalefetten duyduğu kaygıyı yansıtan Koç, daha sonra verdiği bir röportajda, “benim için konunun temeli, kapitalizmin ortadan kaldırılması ya da yok edilmesi değil; kapitalizmin daha sürdürülebilir, eşitlikçi ve adaletli bir sisteme dönüşmesi,” diyordu.

Ama kapitalizmin, niyetlerin ötesinde işleyen yasaları var. Özellikle 2005’te AKP hükümetinin TÜPRAŞ’ı kendisine hibe etmesiyle devasa karlar elde etmesine ve işçilerin sömürüsüyle aktif büyüklüğünü defalarca katlamasına karşın sözde “Dünyanın En İyi İşverenleri” listesinde yer alan şirket, vardiya sistemini değiştirme ve mazeret izinlerini düşürme ile ilgili ısrarından vazgeçmezken, başlangıçtaki ücret teklifini de değiştirmedi. Şirket, işçilere ilk 6 ay maaş zammı vermezken, sadece bir brüt maaş tutarında ücret vermeyi teklif etti. Üstelik şirket, uluslararası alanda var olan, 3 yıllık sözleşme yaparak “çalışma barışında” istikrar sağlama kervanına katılmak istiyor.

TÜPRAŞ Genel Müdürü İbrahim Yelmenoğlu, sözleşmenin 3 yıla çıkarılması isteğini, “sektörel rekabet için gerekli” şeklinde açıklıyor. Yelmenoğlu, işçilerin direnişini kırmak için, bir yandan “İşçilerin görevlerinin başına dönmemesi durumunda yasal müeyyideleri uygulamak durumunda kalacağız,” şeklinde tehditlerde bulunurken, diğer yandan da Petrol-İş Sendikası’nın geçmiş siciline atıfta bulunarak, sendikanın örgütlü olduğu diğer işyerlerinde imzalanan üç yıllık sözleşmeleri örnek gösteriyor.

Petrol-İş Sendikası Aliağa Şube Başkanı Ahmet Oktay, Yelmenoğlu’nun açıklamasına karşılık, “Buradan bir kez daha kendisini müzakere masasına çağırıyoruz. Ancak unutmasın ki bizler kazanılmış haklarımızı hedef alan üç yıllık sözleşme, mazeret izinlerinin azaltılması ve vardiya sisteminin değiştirilmesini içeren üç maddeye asla imza atmayacağız,” dedi.

Bununla birlikte SOCAR’ın sahibi olduğu Petkim Petrokimya Holding A.Ş. ile Petrol-İş Sendikası arasında 2016 yılında imzalanan sözleşme gerçekten de 3 yıl olarak düzenlenmişti. TÜPRAŞ işçilerinin kazanmak için, onların öfkesini kontrol altına alarak uzlaşma masasına çekmeye çalışan sendikal perspektiften bağımsız sosyalist bir stratejiye ihtiyacı var.

Yerel basında yer alan haberlere göre, işyerine kapanma eylemi, şirket ile sendika arasında yapılan görüşmenin ardından sona erdirildi ve 20 Mayıs Pazartesi günü iki taraf arasında görüşme yapılması planlandı. Konuyla ilgili Özgür Kocaeli gazetesine konuşan Petrol-İş Sendikası Kocaeli Şube Başkanı Salih Akduman, sendikaların işçileri dizginlemek için elinden geleni yapan ve işçilerin haklarını savunacak gerçek bir mücadeleye karşı olan perspektifini özetliyor: “Biz, kazandığımız haklarımız elimizden gitmesin diye mücadele ederken, işin bu noktalara gelmesi bizi derinden üzmüştür. Fabrikaya kapanmak bizim de hoşumuza giden bir durum değil… Umudum bu sıkıntıların masada çözülmesi; buna biz de gayret göstereceğiz.”

Gerçekte ise, TÜPRAŞ işçilerinin ve işçi sınıfının diğer kesimlerinin uğradığı hak kayıpları, tam da bu kapitalizm yanlısı perspektifin ürünüdür.

Milyonlarca işçi ve ailesinin sefalet içinde olduğu ve kıt kanaat geçinmeye çalıştığı, diğer yanda da bir avuç asalağın işçi sınıfından gasp edilmiş bir servetin içinde yüzdüğü mevcut kapitalist düzende, sadece belirli işyerlerinde ücretlerin ve çalışma koşullarının iyileşebileceğini, barışın ve demokrasinin geleceğini varsayan sendikalist perspektif artık çökmüştür. Sendikaların işçilerin yaşama ve çalışma koşullarını ilerletebileceği ve onların işçi sınıfının mücadele örgütleri olduğu yalanını ileri süren sahte sol da dahil olmak üzere bu perspektifi savunanlar, işçileri, daha da kötüleşecek olan kapitalist sömürüye ve baskıya karşı koyamayacak hale getirmeye yardımcı oluyor.

Patronlar örgütü TÜSİAD’ın birçok defa hükümetten talep ettiği ve AKP hükümetinin seçim sonrasına bırakmak zorunda kaldığı yapısal reformlar, yani başta kıdem tazminatı olmak üzere işçilerin yaşam ve çalışma koşullarına yönelik saldırılar işçi sınıfının önümüzdeki günlerde başlıca gündemi haline gelecek. Patronların talep ettiği ve sendikaların çoğu durumda kabul ettiği 3 yıllık sözleşme talebinin, derinleşen kriz ortamında işçi sınıfının elini kolunu bağlamaya hizmet edecek bir istikrar ortamı yaratacağı umuluyor.

Koç’un en önemli parçasını oluşturduğu TÜSİAD’ın talep ettiği ve hem hükümetin hem de muhalefetin hemfikir olduğu bu “istikrar ortamı”, TÜPRAŞ işçilerinin ve işçi sınıfının diğer kesimlerinin meşru şekilde haklarını savunmasının şu ya da bu şekilde bastırılmasını ve işçilere boyun eğdirilmesini gerektirmektedir. Sözde “muhalif” Sözcü gazetesinin Koç Holding’in sözcülüğünü yaparak, halkın geniş kesimlerinin TÜPRAŞ işçilerinin mücadelesine duyduğu sempatiyi baltalamaya çalışması son derece anlamlıdır. TÜPRAŞ işçileri, sosyal medyada, bu ve benzeri karalamalara hak ettikleri tiksintiyle karşılık veriyorlar.

TÜPRAŞ işçileri, mücadelelerini ileriye taşıyabilmek için, hem iktidardan, hem muhalefetten, hem de sendikalardan bağımsız bir şekilde taban komitelerini örgütlemeli ve mücadelelerinin yönetimini kendi ellerine almalılar.

Son dönemde dünya çapında yükselen işçi sınıfı mücadeleleri, ileriye giden yolun, yalnızca, mücadelenin düzen partilerinden ve sendikalardan bağımsız bir şekilde örgütlenmesinden geçtiğini göstermektedir.

Meksika’daki on binlerce Matamoros işçisi, sendikalara karşı başkaldırarak ve yeni taban örgütlenmeleri kurmaya başlayarak, işçilerin bağımsız eyleme geçmeye başladıkları zaman sahip oldukları muazzam gücü gösterdiler.

Matamoros işçilerinin yanı sıra, Fransa’da toplumsal eşitsizliğe ve kemer sıkmaya karşı aylardır devam eden “sarı yelek” protestoları, ABD’deki öğretmenler grevleri dalgası ve Cezayir ile Sudan’daki kitlesel hareketler, işçi sınıfının dünya çapında kapitalizme ve bu sistemi savunan partilere karşı harekete geçtiğinin yalnızca birkaç örneğidir.

Bu örnekler işçi sınıfının kazanması için gerekli mücadelenin ne olduğu konusunda yol gösteriyor. Öncü işçiler bu perspektifi fabrikalarında ve işyerlerinde yayması; işçilerin sendikalardan bağımsız taban komitelerinin kurulmasını sağlaması ve işçi sınıfının diğer kesimleri ile mücadeleleri birleştirmesi gerekiyor.

İzmir Aliağa’daki TÜPRAŞ işçilerinin fabrikaya kapanma eylemi sürerken, PETKİM işçilerinin gerçekleştirdiği dayanışma ziyareti işçi sınıfının bu mücadeleye hazır olduğunu göstermektedir. Binlerce PETKİM işçisi, yaklaşık 4 kilometrelik mesafeyi yürüyerek TÜPRAŞ rafinerisi önüne geldi ve desteklerini gösterdiler.

Önümüzdeki dönemde, hem işyerlerinde arttırılan sömürü, hak kayıpları ve işten çıkarmalarla hem de TÜSİAD’ın öncülük ettiği egemen sınıfın talep ettiği toplumsal saldırıların iktidarın ve burjuva muhalefetin onayıyla hayata geçirilmesi ile birlikte, işçi sınıfı mücadelelerinde, tüm dünyada olduğu gibi, şiddetli bir yükselişin yaşanması kaçınılmaz. En önemli sorun, bu saldırıya verilebilecek tek geçerli yanıtın, uluslararası sosyalist bir strateji ve mücadele olduğu bilincinin işçi sınıfı içinde geliştirilmesidir.

Bunun için, işçilerin, kapitalizmin iyileştirilemeyeceği ve ekonominin dünya çapında sosyalist temelde yeniden örgütlenmesinin tek çözüm olduğu gerçeğini savunan kendi enternasyonalist sosyalist partilerine ihtiyaçları var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir