Hong Konglu protestocular: Çin işçi sınıfına yönelin, ABD emperyalizmine değil

Yazdır

Pazar günü binlerce Hong Konglu protestocunun ABD Başkanı Donald Trump’a ve ABD Kongresi’ne müdahale etme çağrısı yapmak için Amerikan konsolosluğuna yürümesi, temel demokratik haklar uğruna uzun süredir devam eden protestoları yalıtma ve raydan çıkarma tehdidi yaratan tehlikeli bir siyasi yöne dönüş anlamına gelmektedir.

Çin, Asya ve uluslararası işçi sınıfına yönelen bir siyasi perspektifin yokluğunda, sağcı, kapitalizm yanlısı bireyler, gruplar ve partiler, protesto hareketini yolundan saptırıp demokratik hakların düşmanlarının kollarına yönlendirmeyi amaçlıyorlar.

ABD emperyalizmi, demokratik hakları savunmak için değil ama kendi yağmacı ekonomik ve stratejik çıkarlarını ilerletmek için protesto hareketlerini teşvik etme ve onlardan yararlanma konusunda uzun bir sicile sahiptir. ABD, kukla rejimler kurmak için ve Ortadoğu’daki, Balkanlar’daki, Afganistan’daki ve Kuzey Afrika’daki yeni sömürgeci yasadışı istilalarının bahanesi olarak tekrar tekrar “insan hakları” bahanesini kullanmıştır.

ABD konsolosluğuna yapılan ve Amerikan bayraklarının sallanmasıyla tamamlanan yürüyüş, Trump yönetiminin Çin’e karşı Asya genelinde ticaret savaşını ve askeri takviyesini yoğunlaştırdığı sırada gerçekleşiyor. ABD Kongresi’ne Çin’e Hong Kong’daki demokratik haklar üzerinden ceza verme çağrısı, ABD’deki Çinli Amerikalıların, öğrencilerin ve akademisyenlerin Pekin’in maşaları olarak damgalanması devam eder ve demokratik hakları ellerinden alınırken geliyor.

Hong Kong Victoria Park’taki miting sırasında toplanan protestocular [Kaynak: AP aracılığıyla Apple Daily]

Washington’a doğru herhangi bir yöneliş, doğrudan doğruya Pekin’in ekmeğine yağ sürer. Devletin elindeki medya, Hong Kong’daki protestoları radikal ajitatörlerin ve ABD’nin “karanlık eli”nin işi diye iftira etme peşinde koşuyor. Pekin’in izinden giden çeşitli yorumcular, hareketi gecikmeden ABD yapımı bir renkli devrim olarak bir kenara attılar fakat Hong Kong’da Pekin’in ve onun bölgedeki uşaklarının ağır, antidemokratik elini protesto eden milyonlara önerecek hiçbir şeyleri yok.

Protestolar, ilk olarak, Pekin’i eleştirenlerin ve rejimin muhaliflerinin düzmece suçlamalarla Çin ana karasına iade edilmesine izin veren yasa tasarısı üzerine demokratik haklara yönelik meşru kaygılar eliyle tetiklenmişti. Yasa askıya alınmış olsa da, hareket polis vahşetine yönelik öfke eliyle beslenerek büyümeye devam etti. Ama bunda, Çin Komünist Partisi (ÇKP) rejiminin eninde sonunda Hong Kong’da polis devletini dayatmaya niyetli olduğundan duyulan daha kapsamlı korku da bir rol oynadı.

Uzun süredir devam eden bu protesto hareketinin altında, gitgide kötüleşen ekonomik ve toplumsal krize ilişkin daha derin kaygılar yatmaktadır. Hong Kong nüfusunun çoğunluğu düşük fiyatlı konut yokluğu, yüksek fiyatlar, düşük ücretler ve azalan iş fırsatları ile boğuşurken, küçük bir milyarderler kliğinin hakimiyetindeki kent dünyanın en pahalı şehirlerinden birisidir. Milyonlarca kişiyi içine çeken protestolar, işçi sınıfının azımsanmayacak kesimlerini de kapsamıştır. İşçiler, önce 5 Ağustos’taki ve ardından geçtiğimiz hafta Pazartesi ve Salı günkü genel grevlerle kendilerini hissettirdiler.

Geçtiğimiz haftaki iki günlük grevin ardından bu protestoları ABD emperyalizmine doğru sağcı bir yöne saptırmak için bilinçli girişimlerinde bulunuluyor olması tesadüf değildir. Pan-demokratlar olarak bilinen resmi muhalefet grubu ve onu takip eden sendikalar ve gruplar, Pekin’in haklarına el uzatmasına karşı çıkan ama herhangi bir işçi sınıfı patlamasından derin bir korku duyan Hong Kong kapitalist sınıfı kesimlerini temsil etmektedir.

Demokratik hakları uğruna mücadele etmek isteyen işçiler ve gençler, ABD emperyalizmine yönelmeye karşı çıkmalı ama bunu şiddetle ihtiyaç duyulan bağımsız bir siyasi perspektif ile yapmalıdır. ABD konsolosluğuna yürünmesi, Hong Kong’daki protesto hareketinin gerçek siyasi müttefiki olan Çin işçi sınıfını yalnızca uzaklaştırır. Çinli işçiler Pekin’deki ÇKP rejiminin demokratik ve sosyal haklarına yaptığı aynı saldırılarla karşı karşıyalar ama Çin’e karşı bir ticaret savaşı yürüten ve topyekün savaş tehdidinde bulunan ABD’ye de kararlı bir biçimde karşılar.

Hong Kong’daki protestolar, işçi sınıfının uluslararası ölçekte yeniden canlanmasının bir parçasıdır. Bu, Fransa’daki “sarı yelek” hareketinde, Porto Riko’daki muhalefet protestolarında, ABD ile Avrupa’da artan grev hareketlerinde ve Afrika’daki toplumsal ayaklanmalarda kendisini çoktandır dışa vurmuştur. Hong Kong’daki işçiler ve gençler, ABD’nin ve Trump’ın yardımını istemeye karşı çıkarak, bu gelişen uluslararası işçi sınıfı hareketine, özellikle de Amerikan işçi sınıfına yönelmeliler.

İşçi sınıfını birleştirmenin tek temeli, kapitalizme karşı ve sosyalist enternasyonalizm uğruna ortak mücadelededir. Bu mücadele için, Pekin tarafından teşvik edilen gerici Çin yurtseverliği ve kapitalizm nedeniyle kötüleşen sosyal koşullardan ötürü Çin yerlilerini günah keçisi ilan eden aynı derece gerici Hong Kong “yerelciliği” başta olmak üzere her türden milliyetçiliğe ve şovenizme karşı çıkmak olmazsa olmazdır. “Bağımsız” kapitalist bir Hong Kong’u savunan gruplar ve partiler, hareketi şu ya da bu şekilde emperyalizme tabi kılma peşinde koşmaktadır.

Sosyalizm uğruna mücadele, Stalinizmin ve onun Çinli versiyonu olan Maoculuğun hain rolü başta olmak üzere 20. yüzyılın başlıca stratejik deneyimleri konusunda siyasi netleşmeyi gerektirmektedir. 1949 Çin devrimi, emperyalizmin Çin üzerindeki uzun süreli hakimiyetine son veren, parçalanmış ülkeyi birleştiren ve yaşam standartlarını yükselten çok önemli bir olaydı. Fakat, başından itibaren, işçi sınıfı ve kitleler adına konuştuğunu iddia eden ancak işçilerin ve köylülerin kesinlikle söz hakkının olmadığı ÇKP rejimi tarafından devrimin gelişmesi engellendi ve yolundan saptırıldı.

Ulusalcı Stalinist “Tek Ülkede Sosyalizm” perspektifine dayanan Mao ve ÇKP, Çin’i ekonomik ve stratejik bir çıkmaza götürdü. Mao, devrimden sadece 23 yıl sonra, 1978’den itibaren kapitalist restorasyonunun çerçevesini çizecek şekilde ABD emperyalizmi ile arasını düzeltti. Restorasyon süreci, 1989’da Tiananmen Meydanı’nda işçilerin ve öğrencilerin vahşice bastırılmasından sonra hız kazandı. Çin, sarsıcı toplumsal eşitsizlik, yokluk ve sıkıntı düzeyleri pahasına geçtiğimiz 30 yılda yine sarsıcı bir ekonomik büyüme yaşadı.

Dünya Troçkist hareketi olan Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK), işçi sınıfı içinde Stalinizme, onun savunucularına ve her türden oportünizme karşı tutarlı bir mücadele yürüten tek partidir. Onlarca yıllık bu siyasi mücadelenin dersleri, ister Hong Kong’da, Çin’de ya da dünyanın başka bir yerinde olsun, gelişen sınıf mücadelelerine önderlik etmek için gereken olmazsa olmaz siyasi sermayeyi oluşturmaktadır. Öğrencileri ve işçileri, DEUK’un Çin şubesini kurmak adına gerekli adım olarak bu çok önemli siyasi meseleler üzerine bir diyalog başlatmak için bizimle bağlantı kurmaya çağırıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares