Her Yıl Oynanan Oyun: Asgari Ücret Komedisi

Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 2010 yılında uygulanacak yeni asgari ücretin belirlenmesine yönelik ilk toplantısını 10 Aralık günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda gerçekleştirecek.

Asgari Ücret Yönetmeliği’nin 4. Maddesinde bile “işçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin, konut, giyim, sağlık, gıda, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamasına yetecek ücret” olarak açıklanmasına rağmen, asgari ücretin, tüm bu harcamaların kenarına bile yaklaşmadığı biliniyor. Halen 16 yaşından büyük bir işçi için brüt 693, net 546,48 lira, 16 yaşından küçükler için brüt 589,50, net 472,32 lira olan asgari ücret, kapıcılar için brüt 693, net 589,05 lira olarak uygulanıyor.

Komisyon kimin temsilcisi?

Bu sefalet ücretini her yıl tespit eden komisyonun yapısı ve yasal arka planı incelendiğinde, asgari ücretlerin bu düzeyde kalmasında şaşırtıcı bir yan bulunmuyor. Asgari Ücret Tespit Komisyonu 5’i işçi, 5’i işveren, 5’i de hükümet temsilcisi olmak üzere toplam 15 kişiden oluşuyor.

Komisyonun hükümet tarafını, Bakanlık Çalışma Genel Müdürü veya yardımcısı, Bakanlık İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü veya yardımcısı, Devlet İstatistik Enstitüsü Ekonomik İstatistikler Dairesi Başkanı veya yardımcısı, (İşgücü, Hizmetler, Fiyat İstatistikleri ve İndeksler Dairesi Başkanlığı) Hazine Müsteşarlığı temsilcisi, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığından konu ile ilgili dairenin başkanı veya yetki vereceği bir görevli oluşturuyor. Komisyon’un işçi tarafında, bünyesinde en çok işçiyi bulunduran en üst işçi kuruluşunun (yani Türk-İş); işveren tarafında ise yine bünyesinde en çok işvereni bulunduran işveren kuruluşunun (TİSK) değişik işkolları için seçeceği beşer temsilci yer alıyor.

Sınıfsal ve ekonomik durumlarından dolayı büyük bir olasılıkla otobüs biletinin ya da ekmeğin fiyatını bile bilmeyen komisyon üyelerinin, İş Kanunu gereğince, ücretlerin asgari düzeyini en geç iki yılda bir belirlemesi gerekiyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın tespit ettiği üyelerden birinin başkanlık ettiği komisyon, en az 10 üyenin katılımıyla toplanıp, oy çokluğu ile karar veriyor. Oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu tarafın çoğunluk sağladığı kabul ediliyor. Komisyon yasaya göre, asgari ücreti belirlerken, ”ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik durumu, ücretliler geçinme indekslerini, bu indeksler yoksa geçinme indekslerini, fiilen ödenmekte olan ücretlerin genel durumunu ve geçim şartlarını” göz önünde bulundurmak zorunda. Ancak yıllardır konumu ve bileşimi gereği sadece burjuvazinin durumunu göz önünde bulunduran komisyon, doğal olarak işçileri sefalet içerisinde yaşamaya mahkûm eden kararlar çıkartmaktadır.

Komisyon çalışmaları neden gizli?

Asgari ücretle çalışan bir işçinin “bu komik ücret nasıl belirleniyor?” sorusunun cevabını bulması da, Asgari Ücret Yönetmeliği’nin 9. Maddesindeki “Komisyondaki görüşmeler ve komisyonun çalışmaları gizlidir. Başkan, üyeler ve raportörler ile bu maddenin kapsamına giren kişi ve kuruluşlar bu görevleri dolayısıyla öğrendikleri her türlü bilgi ve belgeleri gizlemekle yükümlüdür.”maddesi ile engellenmiş durumda.

Burada ne tür bir “devlet sırrı” olduğunu ve neden gizlendiğini anlamak, normal düşünen bir insan için zor olsa gerek. Bir aylık zorunlu giderlerin fiyatlarının ortaya konup, toplanıp “asgari ücretin” bulunması gibi bütünüyle teknik bir konuda ne tür bir gizlilik olabilir acaba? Gerçek asgari ücretin ne olması gerektiğini bu ülkede çalışan herkes zaten aşağı yukarı tahmin ediyor. Saklanan neyin gizliliği o zaman? Komisyonda yapılan konuşmalar mı?

Neredeyse 25 yıldır hiçbir grevi işçiler adına zaferle sonuçlandıramayan, varlığını ve koltuklarını kapitalist sisteme borçlu olan sendika bürokratlarının işçiler adına o komisyonda olması bile aslında oynanan “tiyatro”yu gözler önüne sermeye yeterli. Bileşimi tek bir sınıftan oluşan böyle olan komisyondan, ancak bu asgari ücretler çıkar.

Yıllardır komisyona “işçi kesiminin temsilcisi” olarak katılan Türk-İş, 2009 yılı asgari ücreti belirlenirken tabanındaki işçilerin ciddi baskısı ile karşılaştığı için, ”önerilerin hükümet ve işveren kesimi tarafından dikkate alınmadığı ve asgari ücretin belirlenmesine yönelik çağrılarının yanıtsız bırakıldığı” gerekçesiyle komisyonun karar toplantısına katılmamış, 2009’de geçerli olan asgari ücret hükümet ve işveren temsilcilerinin oylarıyla belirlenmişti.

Komisyon üyesi Türk-İş’in araştırmaları komisyondaki çalışmalarını yalanlıyor!

Türk-İş’in Kasım 2009 Açlık ve Yoksulluk Sınırı çalışmasında bile dört kişilik bir aile için sağlıklı ve dengeli beslenme koşullarında yapması gereken aylık harcama tutarı 777,53 liradır. Büyük kentlerinde gecekondu kiralarının bile en az 300-400 TL olduğunu unutmamak koşuluyla, gıda ile birlikte yapılması zorunlu olan kira, yakacak, elektrik, su gibi konut, ulaşım, giyim, sağlık, eğitim vb harcamalar da dikkate alındığında, yine asgari şartlarda yaşama düzeyi sağlamak için yapılması gereken harcama tutarı (yoksulluk sınırı) ise yine Türk-İş’in Kasım 2009 araştırmasına göre 2.532,68 lira olarak hesaplanmaktadır. Oysa burjuvazinin temsilcisi siyasal iktidar tarafından belirlenen ve halen geçerli olan asgari ücret sadece 546, 48 liradır.

2010 yılında uygulanacak asgari ücret miktarını belirlemek için 10 Aralık tarihinde toplanacak komisyonda işveren sendikaları enflasyon oranında artıştan yana. “İşçiler adına” toplantıya katılan Türk-İş ise asgari ücretin 778 TL’ye yükseltilmesini istiyor. AKP Hükümeti ise hazırlamış olduğu 2010 planında en fazla % 3+3 asgari ücret artışı öngörülüyor.

Bölgesel Asgari Ücret Tartışmaları

Son dönemde çeşitli burjuva kurumlarının temsilcileri tarafından sıkça gündeme getirilmeye başlanan Bölgesel Asgari Ücret (BAÜ) uygulamasına geçildiğinde asgari ücretin bazı bölgelerde bugünkü rakamın çok daha altına ineceği açıkça konuşulup yazılıyor. Örneğin Genç MÜSİAD’ın sektörel bülten sayfalarında genç burjuvalarımızın görüşleri sermayenin bu konudaki tutumunu açıkça yansıtıyor: “Ucuz işgücü sayesinde Güney Doğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgeleri üretim bazında Türkiye’nin Çin’i haline gelebilir… Üreticiler de buradaki düşük asgari ücret ve diğer teşviklerle birlikte rekabet güçlerini artıracaklardır… Doğu’daki yaşam standartlarıyla Batı’daki yaşam standartları arasındaki uçurum, bölgesel asgari ücreti mantıklı kılmaktadır. Ücretler nominal bazda aynı iken reel bazda bölgeden bölgeye ciddi farklılık göstermektedir. İstanbul’da 600 TL’yla geçinmek yerine kendi memleketinde (Doğu’da) örneğin 400 TL’yla geçinmeyi insanlar tercih ederler. Daha rahat bir hayat sürecekleri kuşkusuzdur… Gelişmişlik, ihtiyaçlar, sosyal beklentiler farklıdır ve farklılıklar ücretin de farklılaşmasını gerekmektedir…” Son dönemde BAÜ tartışmalarının ve bu konudaki açıklamaların yapıldığı her yerde burjuvazinin temsilcileri aynı argümanları kullanarak BAÜ’den yana tavır koyuyorlar: Başta Avrupa Birliği olmak üzere sermayenin tüm kesimlerinin desteklediği proje Türk burjuvazisine de yeni alanlar açacaktır.

Üretimin, işçilerin mutlak kölelik şartlarında çalıştırıldığı Çin gibi ülkelere kaydığı günümüz dünyasında Türk burjuvazisi, BAÜ sayesinde, kendi “Çin”ini ya da “Çinlerini” yaratmaya çalışmaktadır. Bu yolla Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda ucuz emek piyasası yaratma peşinde olan Türk burjuvazisi, Suriye, Irak, Ermenistan “açılımları” ile Ortadoğu ve Kafkasya’da da pazarları ele geçirme çabası içerisindedir. Tüm bu gelişmeler de, Türk burjuvazisinin ve onun devletinin emperyalistler arasındaki dengeleri iyi kullanarak bölgesel güç olma amacıyla bağlantılıdır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir