HDP’lilere yönelik saldırılara karşı çıkın!

Bugün Diyarbakır’da yüz binlerce kişinin toplandığı HDP mitinginde birbiri ardına meydana gelen iki patlamada iki kişi öldü, yüzden fazla kişi yaralandı.

Seçim süreci boyunca devam eden ve son günlerde tırmanan HDP’ye yönelik saldırıların fiilen sorumlusu konumundaki iktidarın başbakanı Ahmet Davutoğlu, herkesi sükunete davet etti ve “Trafo patlaması mı, suikast mı, gerçeği ortaya çıkaracağız” dedi. Ardından, Enerji Bakanı Taner Yıldız da, saldırıların trafodan kaynaklanmadığını; trafoya dışarıdan müdahale edilmiş olabileceğini belirtti.

Yaralılarda saçma izine rastlanması, alanda demir bilyeler bulunması ve barut kokusu duyulduğu yönündeki iddialar, patlamanın planlanmış bir saldırı olduğunu “trafo patlaması” olmadığını gösterirken, bu patlamanın alandaki onlarca emekçiyi ve genci öldürebilecek büyük bir provokasyon olduğunun düşünülmesi, son günlerde yaşananlara bakıldığında hiç de temelsiz değildir.

Seçim süreci boyunca HDP’ye yapılan saldırıların sayısı yüzü aşmış durumda ki bunların bir kısmı bombalı ve silahlı saldırılardı. Bunlardan en kanlıları da son üç gün içinde gerçekleşti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bingöl’de sürdürdüğü seçim çalışmasında HDP’ye sert bir şekilde yüklenmesinden sonra, Bingöl Karlıova İlçe Örgütü’nün şoförü Hamdullah Öğe, yolda pusuyu düşürüldü. Yapılan tespitlere göre, Öğe araçtan indirilmiş ve kurşuna dizilmişti. Katledilen Öğe’nin vücudundan 50’ye yakın kurşun çıkarıldı.

Bunu, dün, HDP’nin Erzurum mitinginin polislerin gözetimindeki faşistler eliyle kana bulanması takip etti. Hükümetin açık sorumluluğunu gözler önüne seren fotoğraflar, faşist saldırganların her zaman olduğu gibi polisle beraber hareket ettiği noktasında şüpheye yer bırakmamaktadır. HDP minibüsünün şoförlüğünü yapan Aydın Taşkesen’in yakıldığı bu katliam girişiminde, 200 dolayında kişi yaralandı ve 100’ü aşkın araç yakıldı. Polislerin yanındaki bıçaklı, sopalı ve taşlı saldırganlar televizyon ekranlarına yansıdı ama tek bir kişi bile gözaltına alınmadı. Tüm bu veriler saldırıların arkasındaki güç olarak AKP iktidarını işaret etmektedir.

Seçim kampanyasını bütünüyle HDP’nin barajın altında kalması üzerine kuran Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarı, özellikle seçim süreci boyunca tırmandırdığı gerilim politikası ve hedef gösterme stratejisiyle bu faşist saldırıların önünü açmış ve onların kaynağını oluşturmuştur.

AKP iktidarının ve polis teşkilatının iplerini serbest bıraktığı İslamcı faşist çetelerin seçim öncesi tırmanan saldırıları, Erdoğan önderliğindeki AKP’nin, iktidarını korumak ve belirlediği hedeflerine ulaşmak için her yola başvurabileceğinin açık bir ilanıdır.

Bu, aynı zamanda, AKP iktidarının “barış süreci” adını verdiği şeyin bir aldatmaca olduğunun, bu “süreç”in yalnızca egemen sınıfın çıkarlarının bir ifadesi anlamına geldiğinin ve Kürt emekçileri ile gençliğine hiçbir şey vaat etmediğinin tekrar gözler önüne serilmesidir.

Boğazına kadar yolsuzluğa ve Suriye’deki kirli savaşa batmış olan AKP iktidarının yoğun seçim propagandasının zeminini oluşturduğu ve polis gözetiminde gerçekleşen saldırılar, AKP’nin gerekirse kanlı bir çatışma sürecini başlatmaktan çekinmeyeceği gerçeğine işaret etmektedir ki bunu en net olarak Ağrı’daki provokasyonda görmüştük.

İktidarın, HDP’nin baraj altında kalması için Ağrı’da askerlerin ölmesini sağlama çabası ile MİT’in Suriye’ye askeri müdahale bahanesi üretmek için Türkiye’ye füze atmayı düşünmesi birbirini tamamlamaktadır.

Bununla birlikte, bir zamanların “demokrasi şampiyonu” ve “barış süreci” mimarı AKP iktidarının gericiliği, tek başına, onun yöneticilerinin karakterlerinin bir ürünü değildir. Tersine, bu yöneticiler, içinden geçmekte olduğumuz dönemin barbar ve yıkıcı karakterini ve egemen sınıfın içinde bulunduğu durumu yansıtmaktadırlar.

Yaşananlar, egemen sınıfların hizmetindeki hükümetlerden veya parlamentolardan “barış ve demokrasi” yönünde adımlar gelebileceği, insanlığı büyük bir felakete sürükleyen kapitalizmin ve onun üzerinde yükselen burjuva egemenliğinin “iyileştirilebileceği” düşüncesinin temelsizliğini vurgulamaktadır.

İşçiler ve gençlik, HDP’lilere yönelik saldırılara kararlılıkla karşı çıkmalı, iktidarın denetimindeki provokasyonlarla yeniden kışkırtılmak istenen kanlı çatışma ortamına karşı işçi sınıfının birliği şiarını yükseltmelidir. Çözüm, burjuva parlamentolarda ve egemenlerin sözde barış süreçlerinde değil, tüm ezilen kitlelerin işçi sınıfı önderliğinde, gerçek demokrasiyi ve barışı geliştirmek üzere işçi iktidarları kurma mücadelesinde birleşmesindedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir