Halil Çelik: Bir sosyalizm savaşçısı (1961-2018)

Sosyalist Eşitlik grubunun kurucusu ve önderi Halil Çelik, 31 Aralık 2018’de, İstanbul’da, kanserden hayatını kaybetti. 57 yaşında olan Halil, yaşamının 40 yılından fazlasını sosyalizm mücadelesine; bunun son on yılından fazlasını da, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Türkiye şubesini inşa etmeye adamıştı.

Halil Çelik, Berlin (Şubat 2016)

Halil, çok sayıda siyasi eğilimi eleştirel biçimde inceledikten ve temel siyasi konuları netleştirdikten sonra, Troçkizme ve DEUK’a varmıştı. Bu, siyasi azim, kişisel cesaret ve bitip tükenmez bir enerji gerektiriyordu. Bunlar, onun fazlasıyla sahip olduğu özelliklerdi. Halil, sahte sol örgütlerin ilkesiz, ulusalcı ve oportünist politikalarıyla yaşanan uzun ve acı deneyimler sonucunda, Türkiye’de Troçkist hareketin gelişmesinin yalnızca devrimci enternasyonalizm temelinde gerçekleşebileceğini ve uluslararası işçi sınıfının 20. yüzyıldaki stratejik deneyimlerine ilişkin derinlemesine bir kavrayışı gerektirdiğini anlamıştı. O, her ikisini de, DEUK’un belgelerinde ve tarihinde buldu.

İlk siyasi deneyimler

Halil Çelik, 23 Kasım 1961’de, İstanbul’da doğdu. Babası denizci, annesi ev kadınıydı. 16 yaşında bir öğrenciyken, Arnavutluk yanlısı Stalinist bir partinin gençlik örgütüne katıldı. Bir yıl sonra, 1978’de, partinin talimatıyla, okulu ve ailesini bırakıp, çeşitli fabrikalarda ve işçi sınıfı mahallelerinde tam zamanlı bir örgütçü ve propagandacı olarak çalışmaya başladı.

Bu, Türkiye’de çok sayıda gencin radikalleştiği bir dönemdi. Diğer ülkelerde olduğu gibi, 1968-1971 yılları arası, Türkiye’de militan bir sınıf mücadeleleri dalgasıyla damgalanmıştı. Sayısız grev, fabrika işgali, öğrenci protestosu, yoksul köylülerin toprak işgalleri ve ABD’ye karşı öfkeli protestolar yaşanıyordu. Mart 1971’de, ordu, ABD ile koordinasyon halinde, Süleyman Demirel’in sivil hükümetini istifaya zorladı ve iki yıl süresince iktidarı eline aldı.

Darbeyi, kanlı bir baskı, parti yasakları, tutuklamalar ve idamlar dalgası izledi. Ancak ordu durumu kontrol altında tutabilecek durumda değildi. 1970’ler, 12 Eylül 1980’de ordu yeniden bir darbe düzenleyip Orgeneral Kenan Evren yönetiminde acımasız bir diktatörlük kurana kadar, şiddetli sınıf mücadeleleri, istikrarsız hükümetler ve durmadan yenilenen baskı dalgaları ile damgalanmıştı.

Bu dönem boyunca, radikal sol örgütler büyüyordu. 1967’de hükümet yanlısı Türk-İş’e solcu bir alternatif olarak kurulmuş olan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), hızla 300.000 üyeye ulaşmış ve hem devletin hem de faşist sağın kıyasıya saldırısına uğramıştı. Bir kaynağa göre, 1978’de, bir milyon dolayında işçi ve öğrenci, kendisini sosyalist olarak adlandıran çeşitli partilerin, grupların ve akımların denetimindeki kitle örgütlerine üyeydi.

Halil Çelik, İstanbul (2007)

Bu örgütlerin büyük kısmına, ulusalcı ve Stalinist görüşler hakimdi. Bazılarına Mao Zedong ya da Che Guevara’nın öğretileri yol gösteriyor; bazıları silahlı mücadele propagandası yapıyordu. Gelgelelim, Lev Troçki ve Dördüncü Enternasyonal tarafından Stalinizme karşı savunulmuş olan devrimci Marksizm, Türkiye’de neredeyse hiç bilinmiyordu. Bunun tek nedeni Troçki’nin yazılarının Türkçe çevirilerinin olmaması değildi; bu, aynı zamanda, o dönemde uluslararası ölçekte en iyi bilinen “Troçkist” eğilim olan ve Mao Zedong ile Che Guevara’yı yücelten Ernest Mandel’in Pablocu Birleşik Sekreterlik’inin politikalarının ürünüydü.

Giderek artan baskı ve askeri darbe, işçi sınıfının enternasyonalist sosyalist bir program temelinde sistematik seferberliği yerine ulusalcılığa ve küçük grupların militan eylemine bel bağlayan politikanın iflasını gözler önüne serdi. Devlet, baskısını yoğunlaştırmış ve çok sayıda sol örgütü ezmişti.

Halil, Eylül 1978’de siyasi faaliyetleri nedeniyle tutuklandı ve bir buçuk yıl kötü muamele gördüğü bir askeri hapishanede kaldı. Hapiste, Stalinist politikadan uzaklaşmaya başlamış ama baskı şartları altında ihanet olduğunu hissedeceği için örgütünden açıkça ayrılmak istememişti.

Halil, 12 Eylül 1980’deki askeri darbeden sonra, partinin illegal matbaasında çalışmaya başladı. Kısa süre sonra, askeri rejime direnme çağrısı yapan broşürlerle yakalandı ve yaklaşık dört ay sonra yeniden tutuklandı. Sorguda hiçbir şey söylemediği için yaz sonunda serbest bırakıldı. Bir avukattan partinin Stalinist önderlerinin çoğunun sorgularda ya da mahkemede diğerlerine ihanet etmiş olduğunu öğrenince, Stalinizmden kesin olarak koptu.

Halil, yaklaşık otuz yıl sonra, siyasi yaşamının bu dönemi hakkında, “Kendi yolumda yürümeye karar verdim,” diye yazacaktı.

Halil, sonraki yıllarda mesleki eğitimini de tamamladı. Hapisteyken üniversite sınavını geçti ve ardından İstanbul Üniversitesi’nde sosyoloji okumaya başladı. 1985 yılında bölümden mezun olsa da, komünist faaliyet yürütmüş insanların devlet memuru olmasının yasaklanması nedeniyle lise öğretmeni olarak çalışamadı ve eğitimine 1987’ye kadar yüksek lisans yaparak devam etti. Bu dönemde, geçimini, boyacı, resepsiyonist, düzeltmen ve gazeteci olarak çalışarak sağlıyordu.

Halil, yirmi yaşındayken, Stalinizmden kopmasıyla hemen hemen aynı zamanda, Troçki’nin yazılarıyla ilk kez karşılaşıyordu. Bu konuda, 2013’te Uluslararası Komite için yazdığı siyasi özgeçmişinde şunları belirtiyor: “Lev Troçki’nin, Alman faşizmi üzerine, 1970’lerin sonlarında Türkçeye çevrilip yayınlanmış olan Almanya’da Faşizme Karşı Mücadele kitabını bulduğum dönem, bu dönemdi. Bu, o zamana kadar görüp okuduğum ilk Troçki kitabıydı. Bu kitap, Troçki ve Troçkizm hakkındaki tüm önyargılarıma güçlü bir darbe indirdi. Marx’ı, Engels’i ve Lenin’i yeniden okumaya başladım ve Stalin’in Marksizmin düşmanı olduğunu fark ettim.”

Troçkizme giden zorlu yol

Troçkizme giden yolun uzun ve zorlu olduğu kanıtlanacaktı. Halil ve bütün bu dönem boyunca birlikte yakın çalışma içinde olduğu yoldaşları, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Dördüncü Enternasyonal’in programatik ilkelerinden kopmuş ve Stalinizme, sosyal demokrasiye, sendikal bürokrasiye ve ulusal hareketlere uyarlanma açısından bu ilkeleri çarpıtmaya çalışmış olan –Türkiye’deki ve uluslararası– neredeyse tüm siyasi eğilimleri tanımışlardı (Pablocular, Lambertistler, Morenocular vb.). Halil, onlarla, hiçbir yere götürmeyen çeşitli yayınlarda ve siyasi projelerde birlikte çalıştı.

Bu çevreler, 1980’lerde ve özellikle de Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasından sonra 1990’larda durmadan sağa kayar, sonunda burjuva egemenlik yapıları ile tamamen bütünleşirken, Halil ve en yakın yoldaşları karşıt yönde ilerlerdiler; bir işçi sınıfı yönelimi ve gerçekten uluslararası, sosyalist bir perspektif arıyorlardı.

Bu, sonunda onları Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ne getirdi. Halil, DEUK’un perspektiflerine ve tarihine ilişkin kapsamlı bir çalışmanın ardından, yalnızca DEUK’un, Dördüncü Enternasyonal’in sürekliliğini cisimleştirdiğine ikna olunca, son yıllarında bütün enerjisini Türkiye’de bir Uluslararası Komite şubesinin inşa edilmesine adadı.

Halil, Stalinizmden koptuktan sonra, geçmiş deneyimlerle hesaplaşmaya ve yeni işçi ve öğrenci bağlantıları kurmaya girişmişti. Genç işçiler için eğitim çevreleri örgütlemiş ve üniversitelerde propaganda faaliyetleri yürütmüştü. Birçok kez, Troçkizme atıfta bulunan eğilimlerle işbirliği içinde yayınlar ve örgütler kurmaya çalıştı. Ama bütün bu girişimler bir çıkmaz sokakla son buldu.

Halil, 2016’da, İstanbul’da, kapitalizmin krizi ve sınıf mücadelesinin yeniden canlanması üzerine konferans veriyor

Halil, askeri diktatörlük tarafından yasaklanan DİSK’in eski üyeleri eliyle 1983’te yeniden örgütlenen bağımsız sendika Otomobil-İş’te ve 1992’de yeniden açılmasının ardından DİSK’in eğitim ve basın bölümünün başkanı olarak, zaman zaman sendikalarda da çalıştı. Ancak yazdığı makaleler, broşürler ve “Sol Muhalefet Platformu” nedeniyle çok geçmeden DİSK’ten atıldı ve bir özel yetkili savcı tarafından aleyhine dava açıldı.

1987 yılında, Halil’in grubu, “bağımsız” sosyalist adaylar için ortak bir seçim kampanyasına katıldı. 1988’de, grup, Halil’in sorumlu yazı işleri müdürü olduğu İşçi Sözü ve Patronsuz, Generalsiz, Bürokratsız Sosyalizm (PGBS) yayınlarında yer aldı. Halil, geçmişe bakarak şöyle yazmıştı: “PGBS’nin kuruluşu, aslında, teorik geriliğimiz, siyasi saflığımız ve ‘eski Troçkist yoldaşlarımız’a körü körüne duyduğumuz güven nedeniyle farkında olmadığımız, ilkesiz bir birliğin ürünüydü.”

Stalinizm üzerine siyasi farklılıklar ve PGBS’nin sağcı sendika bürokratlarına uyarlanması nedeniyle, Halil’in grubu 1991 başlarında PGBS’den ayrıldı. Grup, daha sonra, Enternasyonal Bülten (EB) adlı ortak bir dergi çıkardıkları Morenocu bir grupla birlikte çalıştı.

1996’da, Halil’in grubu, kısa bir süreliğine, o sıralarda çeşitli Stalinist ve küçük burjuva sol grupların birleşmesiyle oluşan ve çok sayıda işçiyi ve militan genci kendisine çeken Özgürlük ve Dayanışma Partisi’ne (ÖDP) katıldı. Amaçları partinin en iyi unsurlarını kazanmaktı; ÖDP’yi sosyalist bir partiye dönüştürmek gibi bir hedefleri yoktu ve bunun imkansız olduğunu düşünüyorlardı. Bu yapı içinde, PGBS yeniden örgütlenmiş ancak kısa süre içinde bir kez daha parçalanmıştı. Halil’in grubu artık Sınırsız Sınıfsız Sömürüsüz Sosyalizm (SSS-Sosyalizm) adlı bir dergi ve sendikalarda “Sol Muhalefet Bülteni” (Sendikal Sol Muhalefet) çıkarıyordu.

1994 yılının sonunda, PKK ile yaşanan iç savaş doruk noktasına ulaşır, siyasi baskı artar ve Halil uzun süre hapis cezası alma tehlikesiyle karşı karşıya kalırken, grubu onu yurtdışına gönderme kararı aldı. Yurtdışına çıkışının ertesi günü, evi “terörle mücadele” şubesine bağlı özel timlerce basıldı.

Halil, yurtdışında, uluslararası “Troçkist” eğilimlerle bağlantıya geçecekti. Almanya’nın kuzeyindeki Bremen’de yaşıyor ve geçimini sosyal hizmet görevlisi olarak sağlıyordu.

Halil, Türkiye’deki deneyimlerini şimdi uluslararası düzeyde yaşıyordu. Pablocu ve Morenocu eğilimlerle bağlantı kurmuş ve onların kimi önderleriyle tanışmıştı; ancak ilkeli bir işbirliği temeli bulmanın olanaksız olduğu kanıtlandı. Halil, sonradan, sık sık, uluslararası ittifakların siyasi uzlaşma olmadan kurulduğu ve katılımcıları arasında sadece katı Stalinistlerin değil ama açık sağcıların da bulunduğu uluslararası toplantılardaki deneyimlerinden tiksintiyle söz etmişti.

Onun en yoğun temasları, Arjantin’deki Jorge Altamira önderliğindeki İşçi Partisi’nin (Partido Obrero, PO) hakim olduğu Dördüncü Enternasyonal’in Yeniden Kuruluşu İçin Koordinasyon Komitesi (CRFI, o dönemki adıyla MRFI) ile oldu. Halil, 1999’da Atina’ya ve 2000’de Buenos Aires’e düzenlenen konferanslara bir gözlemci olarak davet edilmişti. Ne var ki konferansın örgütleyicileri siyasi meseleleri netleştirmekle değil ama yalnızca gruplarının mümkün olduğunca büyük gözükmesini sağlamakla ilgileniyorlardı.

Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin (WSWS) sonradan yazdığı gibi, CRFI, “geçmişteki farklılıklara ya da ona bağlı çeşitli eğilimlerin tarihsel gelişimine ilişkin hiçbir tartışmanın olmaması gerektiği ‘ilkesi’ üzerine kurulmuştur.” Dördüncü Enternasyonal, “CRFI’ın her bir bileşeninin eleştiri ya da müdahalesi olmaksızın kendi ulusal oportünist politikasını izlemekte serbest” olması temelinde “yeniden kurulacaktı.”

Halil, Yunanistan’da, 1985’te DEUK’tan kopmuş ve artık CRFI’yı destekliyor olan Savas Michael-Matsas’ın İşlerin Devrimci Partisi (EEK) ile bir süre Kristiyan Rakovski Balkan Sosyalist Merkezi’nin parçası olarak çalıştı. Balkan Sosyalist Merkezi, Balkanlar’daki emperyalist müdahalelere karşı çıkma ve bir Sosyalist Balkan Federasyonu’nu savunma iddiasındaydı. Gerçekte ise bu merkez, ne sosyalist ne de Troçkist olan eğilimlerin ilkesiz bir karışımıydı ve esas olarak Michael-Matsas’ın Stalinist ve ulusalcı çevrelerden dostlarından oluşuyordu. Bütün bu girişimin siyasi sahtekarlık olduğu ortaya çıkacaktı.

DEUK’un Türkiye şubesinin inşası

Halil, sonradan, yaşamının bu döneminden çıkardığı dersler hakkında şunları yazıyordu: “Bu deneyimlerin ardından, bütün bu ilkesiz bölünmelerin yozlaşmış bireylerden ya da gruplardan söz ederek açıklanamayacağı ve bunların arkasında tarihsel ve genel maddi etmenler olması gerektiği sonucuna vardım. Böylece, hem Dördüncü Enternasyonal’in tarihi ve deneyimleri hem de kapitalist ekonomi üzerine çalışma kararı aldık. Bu, hemen hemen beş yıl süren bir çalışmaydı.”

Halil, kendi ifadesine göre, daha yurtdışına çıkmasının ardından, “Dördüncü Enternasyonal hakkında bulabildiği hemen hemen her şeyi,” Uluslararası Sol Muhalefet belgelerini, Dördüncü Enternasyonal’in kuruluş belgelerini ve daha birçok şeyi Türkçeye çevirmeye başlamıştı. Dünya Sosyalist Web Sitesi ile ilk kez 1999’da karşılaşmış ve ondan makaleler çevirmeye başlamıştı.

Halil, 2003’te, Atina’da EEK’in bir Ulusal Komite toplantısına katıldı. Orada, Savas Michael-Matsas’ın karşısına, 1985’teki tutumuna ilişkin Uluslararası Komite belgeleri ile çıktı. Michael-Matsas, o dönemde DEUK’un Yunanistan şubesinin sekreteriydi. Britanya’daki İşçilerin Devrimci Partisi’nde (WRP) bir kriz patlak verince, Michael-Matsas WRP’nin oportünist yozlaşmasını ele alan uluslararası önderlik toplantılarına katılmayı reddetmiş ve Uluslararası Komite’den ayrılmıştı. O, uluslararası tartışmalar hakkındaki tüm bilgileri örgütünün üyelerinden gizledi.

Michael-Matsas, o sıralarda, Uluslararası Komite’nin sınırlamalarından kurtulmuş olarak, Yunanistan’da dizginsiz bir ulusalcı ve oportünist rota izleyebileceğini hesaplıyordu. Daha DEUK’tan kopmadan önce, DEUK’tan habersiz bir şekilde, Humeyni rejimini desteklediği İran’a gitmişti. Bölünmeden sonra, Yunanistan’da burjuva PASOK, Stalinist Komünist Parti (KKE) ve sendika bürokrasisi ile ittifaklar geliştirdi. Uluslararası düzeyde ise, Sovyetler Birliği’nde kapitalist restorasyonu başlatan Mikhail Gorbaçov’a destek verdi.

Halil, sonradan, bu satırların yazarına, Uluslararası Komite’nin belgeleri ile Michael-Matsas’ın karşısına çıktığında neler olduğunu, bir alay ve aşağılama karışımıyla anlatmıştı. Michael-Matsas, buna, partisinin önder kadrolarına bağırıp onlara ağza alınmaz sözlerle hakaret ettiği histerik bir öfke patlaması ile tepki vermiş. Halil, Michael-Matsas’ın bir şarlatan, EEK’in ise bir tarikat olduğu sonucuna varmıştı. Bu deneyim, onu, Uluslararası Komite’nin belgelerini daha kapsamlı bir şekilde incelemeye teşvik etmişti.

O, bu çalışmanın ardından, “Pablocu önderlerden Dördüncü Enternasyonal’in tarihi hakkında öğrenmiş olduğumuz her şeyin yanlış” olduğu ve “Dördüncü Enternasyonal’in kuruluş ilkelerinin DEUK’un belgelerinde ifadelerini bulduğu” sonucuna varıyordu.

Artık WSWS’yi daha sıkı bir şekilde takip etmeye başlıyor ve önemli DEUK belgeleri üzerine iç eğitim çalışması yürütüyordu. Çevirisini yaptığı dokümanlar arasında, Spartakist eğilime karşı bir polemik olan “Küreselleşme ve Uluslararası İşçi Sınıfı”nın yanı sıra, Ocak 1998’de Avustralya, Sidney’de düzenlenen uluslararası yaz okulunda, Uluslararası Komite’nin önde gelen temsilcilerinin “Marksizm ve 20. Yüzyılın Temel Sorunları” başlığı altında verdiği konferanslar vardı.

Bu belgelerin incelenmesi, Halil’e ve yoldaşlarına, önemli siyasi yönelim sorunlarını netleştirme olanağı sağladı. Böylece, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (ABD) Ulusal Başkanı ve WSWS’nin Uluslararası Yayın Kurulu Başkanı David North’un “Sendikalar Neden Sosyalizme Düşmanlar?” konferansını tartıştıktan sonra, sendikalara yönelik tavırlarını değiştirdiler.

North, sosyalistlerin, “sendikaları, işçi sınıfının toplumsal çıkarlarını en iyi biçimde temsil eden, mükemmel işçi örgütleri olarak kabul etmeleri gerektiği” yönündeki yaygın düşünceye karşı çıkar. Dikkatli bir tarihsel ve toplumsal çözümleme temelinde, şunları ortaya koyar: “Kapitalist üretim ilişkilerine dayanan sendikalar, doğaları gereği, sınıf mücadelesine yönelik düşmanca bir tutum benimsemek zorundadırlar… Sendikaların yapısal gelişmesi sosyalizm yönünde değil ama ona karşıt biçimde ilerler.”

Kasım 2007’de, Sosyalizm’in yayın kurulu, DEUK’a, o sıralardaki tartışmaları hakkında şunları yazıyordu: “Son iki yıldır DEUK’u WSWS üzerinden yakından takip ettiğimizi ve bazı belgelerini Türkçeye çevirerek içimizde tartıştığımızı biliyorsunuz. Yaptığımız toplantılar ve tartışmalar dolayımıyla, kafalarımızdaki soruların çoğuna yanıt bulabildik. Özetle, İstanbul’da yürüttüğümüz tartışmalar, yoldaşlarımızın ve sempatizanlarımızın DEUK’un temel pozisyonlarını kavrama sürecini hızlandırdı.”

2008’de, Halil ve yoldaşları, Prinkipo Yayıncılık adlı bir yayınevi kurdular ve üç kitap yayınladılar: Franz Mehring’in Tarihsel Maddecilik Üzerine adlı eseri; Lev Sedov’un Kızıl Kitap’ı ve Halil’in yazdığı Uluslararası İşçiler Birliği (Birinci Enternasyonal) adlı kitap.

Halil, Uluslararası Komite’nin önde gelen üyeleri ile ilk kez, Haziran 2007’de, Berlin’de, şahsen tanıştı. Bunu oldukça iyi hatırlıyorum. Halil yalnızca çok iyi İngilizce ve Almanca konuşmuyordu; aynı zamanda bizimle aynı siyasi dili konuşuyordu. Uluslararası Komite’nin tarihini ve siyasi görüşlerini biliyor ve tartışarak kendi kavrayışını derinleştirmek istiyordu.

Halil, zaman içerisinde tanıdığım diğer pek çok uluslararası bağlantının tersine, Türkiye’deki kendi ulusal faaliyeti için DEUK’un otoritesini ödünç almakla değil; temel siyasi yönelim ve perspektif sorunlarını netleştirmekle ilgileniyordu. O aynı zamanda, kişisel olarak, sahte sol örgütlerin önderleri arasında genellikle bolca bulunan gösterişten ve kibirden yoksundu. Son derece siyasi bir kişi olmakla beraber, kültür sorunlarına ve diğer konulara her zaman ilgiliydi.

DEUK’un Türkiye şubesini inşa etmenin ne kadar karmaşık ve zorlu bir görev olduğu, daha o toplantıda belli olmuştu. Onlarca yıldır Stalinist ve ulusalcı akımların işçi hareketine hakim olduğu bir ülkede, çeşitli siyasi meselelerin üzerine eğilmek, onları netleştirip geliştirmek gerekiyordu. Bunlar arasında, geç kapitalist gelişmeye sahip bir ülkedeki burjuvazinin karakteri, Türkiye’de ve Ortadoğu genelinde ulusal sorun, işçi sınıfı ile köylülük arasındaki ilişki vb. vardı.

Bu toplantıdan sonra, Halil, Türkiye’de, Dördüncü Enternasyonal’in tarihi, küreselleşme, ulusal sorun, sendikalar, Stalinizm ve başka konular üzerine bir dizi seminer verdi. İstanbul’da yapılan ikinci bir toplantıdan sonra, Sosyalizm yayın kurulu Uluslararası Komite ile daha yakın bir şekilde çalışmaya karar verdi.

İstanbul’daki görüşme sırasında, tüm “sol”u bir burjuva programa tabi kılmada önemli bir mekanizma oluşturmuş olan Kürt sorunu hakkında uzun bir tartışma yaşandı. Türk “solu”nda, Türk devletinin Kürtlere yönelik ayrımcılığının, onlar için Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını koşulsuz savunmayı zorunlu kıldığı tavrı hakimdi. Onlar, bunu, Kürt milliyetçiliğine tam tabi olmaya çevirmişlerdi. “Sol” gruplar, bütünüyle burjuva bir program savunuyor olmasına rağmen, Kürt partileri (bugünkü HDP, parti, sürekli yasaklar nedeniyle ismini ve bileşimini birçok kez değiştirdi) için kampanya yürütüyorlardı.

Halil ve yoldaşları da, Komünist Enternasyonal’in birinci kongre belgeleri temelinde, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunuyordu; ancak HDP’ye ve önceli partilere uyarlanmamışlardı. Yaklaşık bir yıl süren ayrıntılı bir tartışmadan sonra, 2007’de bu konudaki tavırlarını değiştirdiler.

Halil, 2017’de, İstanbul’da, Rus Devrimi’nin 100. yıldönümü üzerine konferans veriyor

Uluslararası Komite, ulusların kendi kaderini tayin hakkı konusundaki tavrını, Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasından sonra kapsamlı bir şekilde gözden geçirmişti. Emperyalist güçler, bu dönemde, kendi çıkarlarını ileri sürmek için ulusal, etnik ve dinsel gerilimleri kasten kışkırtıyorlardı. Yugoslavya’daki, eski Sovyetler Birliği’ndeki ve Ortadoğu’daki ulusal hareketler, Hindistan’daki ya da Çin’deki önceki ulusal hareketlerin tersine, halkları emperyalizme karşı ortak bir mücadelede birleştirmeye değil; var olan devletleri emperyalist güçler ve yerel sömürücüler yararına bölmeye çalışıyorlardı. Uluslararası Komite, bu tür ayrılıkçı hareketlere karşı eleştirel ve düşmanca bir tavır aldı ve onların karşısına işçi sınıfının uluslararası birliğini koydu. Ortadoğu’da, bu, ulusal, etnik ve dinsel azınlıkların demokratik haklarının yalnızca Ortadoğu Birleşik Sosyalist Devletleri çerçevesi içinde güvence altına alınabileceği anlamına geliyordu; yeni sınırlar çizerek değil.

Sonraki yıllarda, Uluslararası Komite ile Halil’in grubu arasındaki işbirliği gitgide daha sıkı hale geldi. 2014 yazında, Halil, Uluslararası Komite’nin bir genel kuruluna (plenum) katıldı. Orada, kapitalizmin küresel krizi bağlamında çözümlediği, Türkiye’nin ekonomik ve siyasi durumu üzerine ayrıntılı bir rapor sundu. Toplumsal eşitsizlikteki devasa artışı, Türkiye işçi sınıfının büyümesini, Erdoğan’ın iç ve dış politikalarını ve çeşitli küçük burjuva “sol” partilerin rolünü ele aldı.

Plenum, oybirliğiyle, şu kararı kabul etti: “Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin plenumu, Toplumsal Eşitlik grubu adına Halil yoldaşın yaptığı, Türkiye’de bir Uluslararası Komite şubesi kurma amacıyla tartışmalar başlatma başvurusunu resmen kabul eder. Uluslararası Komite, bir Kuruluş Konferansı’nın siyasi ve teorik hazırlığı sürecine yardımcı olmak için Türkiyeli yoldaşlarla sıkı işbirliği içinde çalışacaktır.”

Aynı tartışmada, David North, şunları vurguluyordu: “Şimdi, Uluslararası Komite’nin girişmesi gereken büyük ve zorlu görev, Türkiye’de bir şube oluşturmaktır. Belirleyici sorun, bu süreçte yer alan yoldaşların sayısı değildir. En önemli mesele, Troçkist hareketin tarihi ve işçi sınıfının geçirdiği stratejik deneyimler konusundaki siyasi netleşme ve kavrayış düzeyidir. Herhangi bir ülkedeki siyasi zorluklara yanıt vermek, yalnızca bu uluslararası temelde mümkündür.”

Bunun üstüne, Halil, Uluslararası Komite ile işbirliğini derinleştirdi. Türkiye’deki yayın kurulu, adım adım Dünya Sosyalist Web Sitesi ile bütünleştirildi. WSWS’de neredeyse her gün Türkçe çeviriler ve makaleler çıkmaya başladı ve 2014 ilkbaharından beri, İngilizce sayfa düzenli olarak Halil’in imzasıyla makaleler yayınlandı. Halil, ağırlıklı olarak, Türkiye’deki siyasi ve toplumsal gelişmeler ve Ortadoğu’daki savaşlar üzerine yazıyordu.

5 Nisan 2017’de, WSWS, Toplumsal Eşitlik grubunun, Erdoğan’ın anayasa referandumunu reddetme ve Avrupa ve Ortadoğu Birleşik Sosyalist Devletleri uğruna mücadele etme çağrısı yapan kapsamlı bir açıklamasını yayınladı. Açıklama, Ortadoğu’daki savaş tehlikesini, ulus devlet sisteminin krizini, Kürt milliyetçiliğini ve emperyalizmin küçük burjuva savunucularını ayrıntılı bir şekilde değerlendirmekte, işçi sınıfı için bağımsız bir politikayı savunmakta ve Türkiye’de ve tüm Ortadoğu’da DEUK şubeleri inşa etme çağrısı yapmaktadır.

2018 yazında, Toplumsal Eşitlik, adını, Sosyalist Eşitlik (SE) olarak değiştirdi. Bunun iki nedeni vardı: “1) SE, yeni adıyla birlikte, DEUK’un tüm resmi şubeleri ile uyumlu bir isim (Sosyalist Eşitlik Partisi) üstleniyor ve böylece, Dördüncü Enternasyonal’in Türkiye şubesi olma kararlılığını vurguluyor. 2) SE, grubun adına ‘sosyalist’ sıfatını ekleyerek, temel hedefini vurguluyor: Ortadoğulu işçileri ve gençliği, kapitalizmi yıkmak ve sosyalist bir toplum kurmak üzere tüm ulusal, etnik, dinsel ve mezhepsel ayrımların ötesinde uluslararası sınıf kardeşleri ile birleştirmek.”

Halil’in üstlendiği en önemli görevlerden biri, Uluslararası Komite’nin kitaplarının çevrilip yayınlanmasıydı. Bu büyük girişim, hatırı sayılır bir emeğe ek olarak, örgütsel ve mali bir zorluk demekti.

Halil, David North’un Dördüncü Enternasyonal’in tarihine yaptığı yüzlerce sayfalık bir katkı olan Savunduğumuz Miras’ı Türkçeye kazandırdı. Kitabın Türkçe baskısı, Ocak 2018’de, bir önceki yıl kurulmuş olan Mehring Yayıncılık’tan, Halil’in ricası üzerine David North’un kaleme aldığı yeni bir önsözle yayınlandı.

Halil, WSWS’ye, onun yayınlanmasının önemi hakkında şunları yazmıştı: “Genel olarak sosyalist harekete neredeyse tüm tarihi boyunca Stalinizmin, Maoculuğun ve küçük burjuva ulusalcı eğilimlerin egemen olduğu bir ülke olan Türkiye’de, bu kitaplar, işçiler ve gençlik içinde sosyalist bilincin gelişmesi açısından son derece büyük önem taşımaktadır. Dünya Troçkist hareketinin ürettiği çağdaş Marksist literatürün Türkçede yayınlanmasının, işçi sınıfı içinde Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Türkiye şubesinin inşası için teorik ve siyasi temelleri döşeyeceğini ve bu mücadeleye önemli bir katkı yapacağına inanıyoruz.”

David North, Türkçe baskıya önsözde, Dördüncü Enternasyonal’in Türkiye şubesini inşa etmenin önemini şöyle açıklıyordu: “Savunduğumuz Miras’ın Türkçe çevirisinin yayınlanmasına özel önem kazandıran şey, yalnızca Troçki’nin Türkiye’de sürgünde olması ile Dördüncü Enternasyonal’in tarihi arasındaki bağlantı değildir. Türkiye’nin dünya emperyalist sisteminin jeopolitikasında işgal ettiği son derece önemli konum, bu ülkedeki sınıf mücadelelerinin devasa boyutlar edineceğinin güvencesini vermektedir. Bu yüzden, Troçkist hareketin Türkiye’de inşa edilmesi, Dördüncü Enternasyonal’in asli bir stratejik görevidir. Bu, Türkiye işçi sınıfının ve gençliğinin ileri kesimlerinin, öğretiye bağlı Troçkistler tarafından, Marksizm karşıtı revizyonizmin farklı biçimlerine, özellikle de Michel Pablo’nun (1911-1996) ve Ernest Mandel’in (1923-1995) tasfiyeci anlayışları ile bağlantılı olanlara karşı verilmiş uzun mücadelenin tarihi konusunda eğitilmesini gerektirmektedir.”

Savunduğumuz Miras ile beraber, dört kitap daha yayınlandı: Castroculuk ve Küçük Burjuva Ulusalcı Politikalar; 2017 Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısı; Tarihsel ve Uluslararası Temellerimiz – Sosyalist Eşitlik Partisi (ABD) ve Sosyalizm ve Savaşa Karşı Mücadele.

Halil, yaşamının son aylarında, David North’un, geçtiğimiz yüzyılın önemli siyasi ve stratejik derslerini özetleyen Rus Devrimi ve Tamamlanmamış Yirminci Yüzyıl kitabının çevirisini de tamamladı. Kısa süre sonra, Eylül ayında, ölümcül hastalığı teşhis edildi.

Halil, yayınevi ve WSWS için yaptığı çalışmaya paralel olarak, yoğun bir siyasi eğitim faaliyeti yürütüyor ve genç işçilere DEUK’un tarihsel ve siyasi temellerini tanıtıyordu. Onun 57 yaşında gerçekleşen erken ölümü, Uluslararası Komite ve Türkiye’deki yoldaşları için ağır bir darbedir. Bununla birlikte, Halil, Uluslararası Komite’nin Türkiye şubesinin kurulması için sağlam bir temel attı. Onun yaşamını adadığı çalışma devam edecek. Halil yoldaşa gösterilecek en büyük saygı, onun Sosyalist Eşitlik’i Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Türkiye şubesi olarak kurma hedefini gerçekleştirmektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares