Gazze’deki katliam uluslararası işçi sınıfına bir uyarıdır

İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki dehşet verici katliamı, geçtiğimiz hafta boyunca aralıksız devam etti. Filistinliler’in, çoğu sivillerden oluşan ve aralarında yüzlerce çocuğun da olduğu kayıpları 1.822’ye yükseldi. Yaklaşık 10.000 kişi yaralanmış durumda ve 1,8 milyon insanın kuşatıldığı Gazze’deki altyapının geri kalan kesimi gibi kırılma noktasında olan hastaneler tıklım tıklım dolu.

En son vahşi saldırıda (Refah’taki bir Birleşmiş Milletler okuluna Pazar günü yapılan füze saldırısı) en az 10 kişi öldürüldü ve 35 kişi yaralandı. Birleşmiş Milletler’in (BM) vurulan bu üçüncü okulu, geçtiğimiz ay içinde Gazze Şeridi’nde evlerinden sürülmüş olan 450.000’den fazla insanın 3.000 kadarını barındırıyordu. BM yetkilileri, okulun koordinatları konusunda İsrail ordusunu sürekli olarak bilgilendirmişti.

Artan uluslararası öfkenin ve protestoların ortasında okula yönelik bu saldırı, İsrail’in Gazze saldırısını sonuna kadar destekleyen Washington ile müttefiklerinin bütünüyle ikiyüzlü eleştirilerine yol açtı. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki, hükümetinin, okulun “utanç verici bombalanması”ndan “dehşete kapılmış” olduğunu açıkladı ve İsrail ordusuna sivil can kaybını önlemek için daha fazla çaba harcama çağrısında bulundu.

Bununla birlikte, Obama yönetimi, İsrail’in Gazze halkına yönelik canice saldırısına tam siyasi destek vermekle kalmıyor; aynı zamanda, ona bu savaşı sürdürmesi için gerekli araçları da sağlıyor. İsrail’e yılda 3 milyar dolara varan silah ve para sağlayan ABD, geçtiğimiz hafta, İsrail ordusunun tükenmiş olan cephane, havan topu, el bombası ve başka silah malzemeleri eksiklerini tamamlamak için, Müttefikler (İsrail) İçin Harp Yedeği Stokları olarak bilinen büyük gizli silah deposunu açtı.

İsrail hükümeti, bugün harekata yedi saat ara vereceğini açıklarken, hedeflerine ulaşana kadar durmayacağını hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık bir şekilde ortaya koydu. Başbakan Benjamin Netanyahu, dün, İsrail ordusunun, “ne kadar uzun sürerecek olursa olsun, ne kadar güç gerektirirse gerektirsin” devam edeceğini açıklamıştı.

Gazze Şeridi’ne yönelik ölüm saçan saldırının amacı, basitçe, Filistinli militanlar tarafından İsrail’e ateşlenen ilkel roketleri önlemek ya da tünel ağlarını imha etmek değil. Okulların, hastanelerin ve yaşamsal öneme sahip altyapı tesislerinin yanında sivillere yönelen saldırılar, birer hata değil; tüm halkı yıldırmayı ve Filistinliler’in işgale karşı 66 yıllık direniş tarihini kırmayı amaçlayan bir planın parçasıdır.

İsrail ordusu ve güvenlik aygıtı tarafından yaratılmış ve inceltilmiş olan yöntemler (yargısız tutuklama, işkence, hedef alınmış kişilere yönelik süikastler, kolektif cezalandırma, kentsel alanları ayrımsız bombalama), her şeyden çok, Naziler’in 1930’larda ve 1940’larda işgal altındaki Avrupa’da gerçekleştirdiği zulmü anımsatıyor. Böylesi bir barbarlığa başvurulması, İsrail’in kurulmasını, Museviler’e bu tür dehşetlerden korunacakları bir yer olarak gerekçelendirmiş olan Siyonist projenin iflasını göstermektedir.

Dahası, bu barbarlığın daha kapsamlı uluslararası bir anlamı var. Bugün Gazze’de işlenen savaş suçları ve bunların bütün büyük devletler tarafından desteklenmesi gerçeği, her bir ülkede işçi sınıfına karşı nelerin hazırlanmakta olduğuna ilişkin bir uyarıdır. Gazze Şeridi’nde gerçekleşen katliam, büyük güçlerin milyonlarca insanı kendi yağmacı tutkuları peşinde ölüme gönderdikleri Birinci Dünya Savaşı’nın patlamasının 100. yıldönümü ile aynı zamana denk düşüyor. Emperyalist güçler, bir kez daha, felaket getirici bir savaşa hazırlanıyorlar.

1930’lardan beri yaşanan en kötü ekonomik çöküşten altı yıl sonra, küresel kapitalizmi enkaza çeviren kriz, yeni felaketlerin habercisi olacak şekilde derinleşmiş durumda. Dünyanın dört bir yanındaki egemen sınıflar, küresel ekonomi ile kapitalizmin kök salmış olduğu zamanını doldurmuş ulus-devlet sistemi arasındaki uzlaşmaz çelişkiden kaynaklanan devasa toplumsal ve ekonomik zorluklara yönelik hiçbir akılcı çözüme sahip değiller. Emperyalist güçlerin hepsi, dışarıda rakiplerine karşı savaşa, içeride ise işçi sınıfına karşı sınıf savaşına hazırlanarak, kendilerini kurtarmaya çalışıyor.

İsrail’in Gazze’deki saldırısı, savaşa, militarizme ve kemer sıkma gündemine yönelik işçi sınıfı direnişine karşı her ülkede başvurulacak olan yöntemlere ilişkin bir uyarıdır. Afganistan’da ve Irak’ta ABD önderliğinde gerçekleşen işgallere karşı çıkan halkı yıldırmak için on yıl boyunca geliştirilmiş olan yöntemler, işlerini, yaşam standartlarını ve demokratik haklarını savunma mücadelesi veren işçilere karşı da kullanılacaktır.

Bir polis devletinin iskeleti şimdiden oluşturulmuş durumda. ABD’de, temel demokratik hakların ve anayasal normların altı sistematik bir şekilde oyulmuş durumda ki bu, en açık şekilde devasa NSA ve CIA casusluk aygıtında ve Obama yönetiminin Amerikan yurttaşlarını insansız hava araçlarıyla öldürme yetkisinde görülüyor. Bir ABD kentinin (Boston), 2013 yılında, zırhlı araçlar ve helikopterlerle desteklenen ağır silahlı askerler ve polisler tarafından tecrit edilmesi, yaygın toplumsal muhalefet ve ayaklanma durumunda işçi sınıfına karşı sürmekte olan ordu-polis hazırlıklarının çapını gözler önüne sermişti.

Avrupa’daki, Japonya’daki ve Avustralya’daki merkezlerde yapılan hazırlıklar bundan geri kalmıyor. “Terörle mücadele” bayrağı altında, keyfi tutuklama, kitlesel gözetleme ve şirket ve mali sektör seçkinlerinin talimatlarını yerine getirmek için orduyu devreye sokma dahil, son derece anti-demokratik önlemler için yasal çerçeve oluşturulmuş durumda. Artık, büyük uluslararası spor müsabakaları ve küresel zirveler, rutin şekilde, yoğun bir kolluk gücüyle kuşatılıyor; bu etkinlikler, emekçileri ezmeye yönelik polis devleti önlemlerinin sergilenmesi için deneme çalışmaları işlevini görüyor.

Yalnızca amansız diktatörce önlemlerle yaşama geçirilebilecek olan savaş ve kemer sıkma yönelimi, iflas etmiş bir toplumsal düzenin ürünüdür. İşçi sınıfı, temel demokratik ve toplumsal haklarını savunmak için kendi hazırlıklarını yapmak zorunda. Bu, kapitalizme ve onun yolaçtığı bütün tahribata son vermek ve toplumu, az sayıda zenginin karları için değil ama insanlığın ezici çoğunluğunun çıkarları doğrultusunda, sosyalist eksende yeniden biçimlendirmek üzere, birleşik bir uluslararası hareketin oluşturulmasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir