Fiat Chrysler’deki “hayır” oyunun önemi

Birleşik Otomotiv İşçileri sendikası (UAW) Başkanı Dennis Williams ve Fiat Chrysler (FCA) CEO’su Sergio Marchionne tarafından sadece iki hafta önce ilan edilen geçici toplu sözleşme, ABD’deki otomotiv işçileri tarafından ezici bir yenilgiye uğratıldı. UAW, Perşembe günü, resmi olarak, anlaşmanın, “hayır” oranı birçok fabrikada belirgin bir şekilde daha yüksek olmakla birlikte, yüzde 65 oranında karşı oy almış olduğunu duyurdu.

Oylama, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki sınıf mücadelesinin gelişmesinde bir dönüm noktasıdır. Bu, otomotiv işçilerinin 33 yıl içinde reddettiği ilk ulusal toplu sözleşmedir. İşçiler, ezici bir çoğunlukla, nefret edilen iki kademeli ücret sistemini genişleten, mevcut işçilerin sağlık hizmetlerine yönelik büyük bir saldırı başlatan ve ABD otomotiv sanayisinin daha fazla küçülmesinin önünü açan bir toplu sözleşmeyi kabul ettirmek için yalanları, tehditleri ve gözdağını kullanan otomotiv şirketlerinin, sendikanın ve şirket medyasının birleşik çabalarına meydan okumuşlardır.

“Hayır” oyu, 1979’daki Chrysler tavizler sözleşmesinden Obama yönetiminin otomotiv sanayisini 2009’da zorladığı iflasa ve yeniden yapılanmaya kadar onlarca yılı kapsayan amansız saldırılara karşı bir karşı saldırının başlangıcıdır. Bu dönem sırasında, kendilerini sendika olarak adlandıran örgütler, tüm örgütlü direniş iddialarını terk ettiler ve geleneksel olarak ilişkili oldukları en temel işlevleri bile yerine getirmeye son verdiler.

Sendikalar, 1970’lerin sonunda bu yana, bir bütün olarak, şirketlerin ve hükümetin dayatmalarına yönelik her türlü açık muhalefet ifadesinin kökünü kurutmaya çalışıyorlar. Toplu sözleşmeler, sendikaların patronlara verdiği tavizler ile eşanlamlı hale gelmiş durumda. Artan üretkenlik ile iyileşen ücretler ve yan ödemeler arasındaki her türlü bağlantı bütünüyle kopartılmıştır. Bu, ülke genelinde işçi sınıfının yaşam koşullarının yıkıcı bozulmasındaki başlıca etkendir.

Otomotiv fabrikalarındaki işçiler, tavizlerden başka bir şeye tanık olmadılar. Yükselen öfke ve hayal kırıklığı, büyüyen bir direniş ruhu yarattı.

Bilinçteki bu değişim, Fiat Chrysler’deki söndürülmesi güç muhalefet yangınını ateşlemiştir. Sendikalar işçilere o denli yabancılaşmış durumda ki, büyük çapta “hayır” oyu, UAW önderliğini bütünüyle gafil avlamıştır. Sendika ve onun medyadaki müttefikleri, tabanın anlaşmayı reddetmesinin ardından, bozgunu, bir halkla ilişkiler sorunu (bir iletişim kurma başarısızlığı) olarak ele alıyorlar.

Medya yorumlarında süregiden bir konu, “sosyal medya”nın rolüne yönelik hiddettirki yorumcular, bununla, sözleşmenin tabandaki işçiler arasında kapsamlı şekilde tartışılmasını kastediyorlar. Bu süreç, Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS) Otomotiv İşçileri Bülteni tarafından kolaylaştırılmıştı. Bülten, geçtiğimiz iki hafta boyunca, birkaç bin otomotiv işçisi tarafından günlük olarak takip edilmiştir. UAW’nin yalanlarına karşı koyan ve otomotiv işçilerine karşı sendika-şirket komplosunu teşhir eden Bülten, toplu sözleşme hakkında gerçeği anlatmış; işçilere, ne düşündüklerini söylemeleri için bir platform sağlamıştır. Bülten’in, UAW’den bağımsız taban komiteleri oluşturma çağrısı, azımsanmayacak bir karşılık görmüş durumdadır.

Şimdi toplu sözleşme yenilgiye uğratıldığı için, otomotiv şirketleri, UAW ve Obama yönetimi, işçilerin başkaldırısına nasıl tepki verileceği üzerine yoğun tartışmalar yürütüyorlar. İşçilerin oyu ne olursa olsun, onlar kendi hedeflerine ulaşma yönünde ilerlemeye kararlılar. Bu koşullar altında, fabrika taban komiteleri tarafından örgütlenmiş ve koordine edilmiş bir mücadele sürdürme sorunu, muazzam önem kazanmaktadır.

Rus Devrimi’nin iki önderinden biri ve Dördüncü Enternasyonal’in kurucusu olan Lev Troçki, 75 yıldan uzun bir süre önce, fabrika komitelerinin sınıf mücadelesinin gelişmesindeki önemini açıklamıştı. Büyük sınıf çatışmalarında yer aldıkları bir dönemde bile, sendikaların tutuculuğuna son derece eleştirel yaklaşan Troçki, 1938’de yazılan Dördüncü Enternasyonal’in kuruluş belgesinde, her işyerinde bu tür komitelerin oluşturulması çağrısı yapmıştı.

“Komitenin başlıca önemi” diye yazıyordu Troçki, “sendikalar genellikle eyleme girişemezken, işçi sınıfının bu tür tabakaları için militan kadro haline gelmesi gerçeğinde yatmaktadır.” Fabrika komiteleri, “doğrudan devrimci bir dönemin değilse bile, -burjuva ve proleter rejimler arasında- ön-devrimci bir dönemin kapılarını açar.” Yani, işçi sınıfı tarafından kapitalist sisteme karşı bir mücadelenin kapılarını açar.

Bizzat sendikalar, bu sözlerin yazılmasından bu yana, özellikle de son kırk yıl boyunca, devasa bir yozlaşmaya uğramışlardır. Altın çağlarında bile işçi sınıfını kapitalist sisteme tabi kılmaya çalışmış olan bu örgütler, üretimin küreselleşmesine ve Amerikan kapitalizminin gerilemesine, kendilerini her zamankinden daha dolaysız bir şekilde şirket yönetimlerine uyarlayarak karşılık verdiler.

UAW ve bir bütün olarak AFL-CIO, artık, işçi örgütleri olarak adlandırılamazlar. Onlar, kendilerini kontrol eden ayrıcalıklı üst orta sınıf tabakanın çıkarlarını gözetirken, şirketlerin taleplerini uygulamaya çalışan bir emek polis gücü işlevi görmektedirler.

Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS) ve Sosyalist Eşitlik Partisi, işçi sınıfı içindeki mücadelenin gelişmesinin, kaçınılmaz olarak sendikalar ile çatışma biçimini alacağını öngörmüştü. Otomotiv İşçileri Bülteni’nin ileri sürdüğü fabrika-taban komiteleri oluşturma çağrısı, bu örgütlerin işçiler üzerindeki diktatörlüğünün üstesinden gelmeyi ve işçilerin kendi bağımsız inisiyatiflerini mümkün olan her yolla geliştirmeyi amaçlamaktadır.

Bu perspektif, güçlü bir şekilde doğrulanmıştır. Sendikaların otoritesine meydan okunmasına izin verilemez olduğunda ısrar eden orta sınıf ve sahte sol örgütler, siyasi olarak teşhir olmuş durumdalar. WSWS, sendikal aygıtlarla ve onun bağlantılı olduğu Demokratik Parti ile birlikte çalışmayı reddettiği için, bu örgütler tarafından, her zaman “sekter” olarak suçlanmaktadır. Onların “sekter” derken kastettikleri şey, işçi sınıfının, yalnızca sendikaların işçiler üzerindeki boyunduruğunu kırma yoluyla gerçekleşebilecek siyasi bağımsızlığı uğruna mücadeledir.

Otomotiv işçilerinin başkaldırısı, ABD’de sınıf mücadelesinin yeniden ortaya çıkmasının bir ifadesidir. Bu, büyük bir uluslararası öneme sahiptir. Amerikan egemen sınıfı, küresel egemenlik arzularıyla birlikte, içeride, giderek daha öfkeli, düşman ve devrimci bir toplumsal güçle karşılaşıyor. Bu, giderek artan şekilde, sınıf egemenliğinin ve bizzat kapitalist sistemin temellerine yönelik açık bir siyasi biçim alması gereken ve alacak olan bir süreçtir.

2 Ekim 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir