Eylem çağrısı: Detroit’in iflasına karşı çık!

Detroit’in iflas başvurusu, şirket-mali sektör seçkinlerinin işçi sınıfına yönelik saldırısında yeni bir aşamaya işaret etmektedir. Detroit’in acil durum yöneticisinin kentin iflasını ilan etmek üzere yasal evrakları hazırlamasından yalnızca birkaç gün sonra, dünyanın eski otomobil sektörü başkentinin, ABD’nin her yerinde işçilerin emeklilik ve sağlık ödemelerine ilişkin anlaşmaları paramparça etmek amacıyla bir deneme işlevini gördüğü ortaya çıktı.

Büyük çapta kesintileri uygulamak için, bir kentten diğerine, Detroit’in acil durum yöneticisinde olduğu gibi, seçilmemiş görevliler mekanizmasını ve iflas mahkemeleri hukuki çerçevesini kullanma hazırlıkları sürdürülüyor. Bu, Michigan’da olduğu gibi, kamu çalışanlarının emeklilik hakkını garanti altına alan eyalet anayasalarının çiğnenmesinin gerektiği yerlerde bile yapılıyor.

Aynı konuda sayısız haber söz konusu ve Detroit yalnızca buzdağının tepesidir. Chicago’nun, Los Angeles’ın, Baltimore’un ve bir dizi başka kentin, finanse edilmemiş çok büyük emeklilik ve sağlık hizmetleri yükümlülükleri bulunuyor ve bunların ortadan kaldırılması gerekiyor. “Şımartılmış ve bencil” işçiler, yaşam standartlarında yapılacak büyük kesintileri kabul etmek zorundalar.

21 Temmuz Pazar günü, New York Times’ın web sayfasında, gazetenin eski genel yayın yönetmeni Bill Keller’in bir yorumu yayımlandı. Chevron’un eski CEO’sunun milyoner oğlu, “New York Detroit değil ama…” başlıklı yazısında, Detroit, New York ve diğer ABD kentlerindeki sorunun “kent çalışanlarına on yıllar boyunca yapılmış çok büyük bir vaat yığını” olduğunu yazıyor.

Ne iğrenç yalanlar! Detroit’teki ve tüm ülkedeki kriz, kent çalışanlarına yapılmış “vaatler” değil ama egemen sınıf tarafından örgütlenmiş denetimsiz bir yağma operasyonu eliyle yaratılmıştır. Wall Street vurguncularını kurtarmak için, bankaların emrine trilyonlarca dolar sunuldu. Detroit iflasa giderken bile, kentin borçlarını ellerinde tutan bankalar, kent işçilerinin yoksullaştırılmasını talep ediyor ve şaşırtıcı karlar açıklıyorlar. Federal Reserve’den [ABD Merkez Bankası] gelen yılda bir trilyon dolardan fazla karşılıksız parayla itilen borsa rekor düzeyde yükseliyor.

Toplumsal eşitsizlik, modern tarihte tanık olunmadık düzeylerde. New York’ta, ücretlerdeki her bir doların yarısı en zengin yüzde 1’e gidiyor. Sermaye sahipleri, sıradan bir şekilde, malikanelere on milyonlarca dolar harcıyorlar. Wall Street asalaklarının yaşam tarzlarını desteklemeye ayrılan paranın sınırı yok.

Ama temel altyapı, eğitim, sağlık ya da işler için para yok!

İşçi sınıfının yaşam koşullarına yönelik saldırı, yaklaşık kırk yıldır sürüyor. Bu saldırının ardında yatan itici güç, Amerikan kapitalizminin küresel ekonomik konumunun gerilemesi, sanayi altyapısının büyük kısmının ortadan kalkması ve mali asalaklığın büyümesidir. Başını önce Bush’un, ardından da Obama yönetiminin çektiği bu saldırı, 2008 mali çöküşünden bu yana yoğunlaşmıştır.

Egemen sınıfın amacı, işçi sınıfının 20. Yüzyıl boyunca elde etmiş olduğu toplumsal kazanımlardan geride kalanları imha etmektir. Tamamı devasa ve sıkça kanlı mücadeleler sonucunda elde edilmiş olan sekiz saatlik işgününden çocuk emeğinin kullanımını yasaklayan yasalara, emekliliğe, sağlık sigortasına, kamu eğitimine, Sosyal Güvenlik’e ve Medicare’e kadar her şeyin ortadan kaldırılması hedeflenmektedir. Plan, zamanı, çalışanlar için herhangi bir sosyal koruma biçiminin olmadığı günlere geri çevirerek, Amerikan toplumunu yeniden yapılandırmaktır.

Toplumsal karşı-devrimdeki bu yeni aşama, sendikaların suç ortaklığı ve aktif katılımı sayesinde mümkün olmuştur. Sendikaların, Detroit’in iflas başvurusuna ilk tepkisi, üyelerine çalışmayı sürdürme ve herhangi bir eylem yapmama talimatı vermeleri oldu.

İşlerin, ücretlerin ve sosyal hizmetlerin topyekün imhasını gerçekleştirmek için Obama yönetimi ile kolkola çalışan sendikalar, bu saldırıları destekliyorlar. Onların tek kaygısı, üyelerinin emeklilik maaşlarının ve sağlık hizmetlerinin paramparça edilmesinde işbirliği yaparak kendi maaşlarını ve yan gelirlerini korumaktır.

Diğer bütün ülkelerde olduğu gibi, ABD’deki sendikalar da bu sınıfsal baskı sisteminin parçasıdır. Onlar, otuz yıldır, işçiler için felakete yol açan bir uzlaşma ve ödün politikası uyguluyorlar. Sendikalar eliyle gerçekleştirilen her diz çökme (1979’da Chrysler’in kurtarılması; 1981’deki PATCO yıkımı; 1980’lerdeki sendikasızlaştırma faaliyetleri; 1980’lerde ve 90’lardaki sanayi iflasları; Obama’nın Chrysler’i ve General Motors’u, ücretleri azaltarak yeniden yapılandırması) çok daha sert saldırılara yol açtı.

Detroit’in iflası, küresel bir politikanın parçasıdır. Yunanistan’da, İspanya’da ve tüm Avrupa’da, hükümetler işçi sınıfına yönelik benzeri saldırılar gerçekleştiriyor. Kitlesel yoksulluk ve işsizlik ile işlerin imhası ve sosyal hizmetlerin ortadan kaldırılması, bankalar tarafından her ülkede dayatılan koşullardır.

Egemen sınıf, bir toplumsal muhalefet beklentisi içinde. Onların işçi sınıfına yönelik toplumsal saldırılarını arttırırken bir polis devletinin iskeletini yaratmalarının nedeni asıl olarak budur.

Obama yönetimi, ABD Anayasası’na yönelik kapsamlı bir saldırı gerçekleştiriyor. Ulusal Güvenlik Bürosu’nun eski çalışanı Edward Snowden, her Amerikalı’nın ve dünyanın dört bir yanındaki yüz milyonlarca insanın devlet tarafından izlendiği gizli ve yasadışı bir sistemi gözler önüne serdi. ABD yönetiminin tepkisi, Snowden’ı ve usulsüzlükleri açığa çıkartan Bradley Manning’i casuslukla suçlarken, onu yakalamak ya da öldürmek üzere uluslararası bir insan avı örgütlemek oldu.

ABD ve dünya işçi sınıfı bir dönüm noktasındadır. Detroit işçilerinin mücadelesi, işçileri ulusal ve uluslararası düzeyde yakından ilgilendirmektedir. Tüm yerküre, her ülkenin egemen siyasi çevrelerini kendi emrinde çalıştıran bankerlerden ve vurgunculardan oluşan suç grupları tarafından kurutulmaktadır.

Çalışanların en temel gereksinimlerini kapitalizm ile uzlaştırmak mümkün değildir. Temel toplumsal gereksinimleri karşılayamayan bir sistemin ortadan kaldırılması gerekir.

Detroit’teki işçilerin iflasa ve işlerin, emeklilik maaşlarının, sağlık sigortasının ve temel sosyal hizmetlerin ortadan kaldırılmasına karşı çıkmak için yaşamsal önem taşıyan adımlar atması gerekiyor ve bunu yapabilirler. Bu adımlar, ulusal ve uluslararası sosyalizm mücadelesi ile birleştirilmelidir.

Sosyalist Eşitlik Partisi, Detroit’teki işçileri, onların toplumsal ve demokratik haklarını savunma uğruna mücadelelerine zemin oluşturacak şu ilkeleri benimsemeye çağırır:

İlk olarak, iflasın ve çalışanlardan her türlü ücret kesintisi, özveri ve ödün taleplerinin kategorik olarak reddedilmesi gerekiyor.

İşçi sınıfının bütün kesimlerini acil durum yöneticisine, Kent Konseyi’ne, belediye başkanına ve onların arkasında duran bankerlere karşı harekete geçirecek bir kampanya örgütlenmeli.

Tüm kentte, işyerlerinde, okullarda ve mahallelerde, Demokratik Parti’den ve sendikalardan bağımsız işçi ve gençlik komitelerinin örgütlenmesi gerekiyor. Bu komiteler, gösteriler düzenlemeli ve Detroit’te bir genel grev için zemin hazırlamalıdır.

Hareketin talepleri, acil durum yöneticisinin görevden alınmasını ve Kent Konseyi’nin yerini bir İşçi Konseyi’nin almasını içermelidir.

Kentin bankerlere olan borçları reddedilmeli ve büyük tahvil sahiplerinin varlıkları kamulaştırılmalıdır. Bu yolla, onların haksız servetleri insana yakışır ücret ödenen işler sağlamakta, okulları yeniden inşa etmekte, insanca barınma ve sağlık hizmetleri sunmakta ve dinlence, sanat ve kültür faaliyetlerine erişim olanaklarını yaygınlaştırmakta kullanılabilir.

Bankalar ve otomobil şirketleri kamulaştırılmalı ve çalışanların demokratik denetimi altındaki kamu işletmelerine dönüştürülmelidir.

Artan toplumsal öfke koşulları altında, işçiler için çözüm yolu, atağa geçmek ve mevcut siyasi ve ekonomik sistemden bütünüyle bağımsız ve ona karşı bir hareket geliştirmektir. Sosyalist Eşitlik Partisi, işçileri, onun programını benimsemeye ve kitlesel mücadelenin temeli haline getirmeye çağırır.

23 Temmuz 2013

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir