Devrimci Taşıma İşçileri: 1934 Minneapolis Kamyon Sürücüleri Grevi

Troçkizm ve 1934 Minneapolis Taşıma İşçileri Grevi

Kitap Eleştirisi: Bryan Palmer’ın Devrimci Taşıma İşçileri: 1934 Minneapolis Kamyon Sürücüleri Grevi. Haymarket Press, 2014.

Tarihçi Bryan Palmer’ın Devrimci Taşıma İşçileri: 1934 Minneapolis Kamyon Sürücüleri Grevi adlı kitabı, Troçkist hareketin ABD tarihindeki en önemli işçi mücadelelerinden birine önderliğinin tarihini anlatıyor.

1934 Minneapolis taşıma işçileri grevi, aynı yıl gerçekleşen San Francisco liman işçileri ve Toledo Auto-Lite grevleri ile birlikte, tabandaki sanayi işçilerinin, Büyük Bunalım’ın ortasında, geçtiğimiz yüzyılda Amerikan kapitalizmine yönelik en ciddi meydan okumayı oluşturan başkaldırısını ilan ediyordu.

Her üç grevde de sosyalistler belirgin bir şekilde yer almıştı ama Minneapolis’te yalnızca Troçkistler önderlik etti. Palmer, San Francisco’daki ve Toledo’daki olaylarda etkili olan -sırasıyla- Stalinistlerin ve reformist sosyalistlerin perspektiflerinin tersine, en başarılı mücadelenin verildiği Minnesota’da, Troçkistlerin devrimci perspektifinin etkili olduğunu gösteriyor.

Minneapolis, Troçkizmin, yani çağdaş Marksizmin, bir izleyici kitlesi bulma ve işçilerin geniş kesimlerinin bağlılığını kazanma becerisini kanıtlamıştı. Bu grev, aynı zamanda, Amerikan işçi sınıfının devrimci potansiyelini de gösteriyordu.

Bryan Palmer

Kanada’daki Trent Üniversitesi’nde tarihçi olan, ABD Troçkizminin kurucusu James P. Cannon’un tek biyografisinin yazarı Palmer, tarihsel önemi gözönüne alındığında sınırlı ilgi görmüş olan bir alandaki önceki çalışmaların ötesine geçmektedir. Daha önceki en önemli anlatımlar, greve katılmış olan Farrell Dobbs’un dört ciltlik derlemesi ile Charles Rumford Walker’ın 1937 tarihli American City [Amerikan Kenti] adlı kitaplarıdır. Palmer, Walker’ın yayınlanmamış çalışmasının yanı sıra bu kitaplardan faydalanıyor; aynı zamanda Cannon’ın ve Troçkist Amerika Komünist Birliği’nin (CLA) diğer üyelerinin rolü üzerine yeni arşiv araştırmalarının sonuçlarını da dahil ediyor.

Palmer, açıklamalarında, Cannon’ın yaşamı üzerine henüz tamamlanmamış olan üç ciltlik çalışmasının ikinci bölümündeki Minneapolis üzerine kısmın 225 sayfayı bulmasının ardından ve “Amerika Birleşik Devletleri’nde sınıf mücadelesi kimi canlanma belirtileri gösterdiği” için, 1934 grevi üzerine ayrı bir kitap yazmaya karar verdiğini söylüyor.

Cannon, şans eseri eline geçen, Troçki’nin Komünist Enternasyonal’in Taslak Programı: Temel Prensiplerin Bir Eleştirisi’nin bir kopyasını yasadışı yollardan Sovyetler Birliği’nden çıkarmasının ve ABD’ye döndükten sonra Troçki’nin pozisyonlarını savunmasının ardından, 1929’da, Stalinist Komünist Parti’den (KP) atılmıştı. Sonradan Amerika Komünist Birliği (CLA) olarak örgütlenenlerin çoğu, Cannon’u suçlamayı reddettikleri için KP’den atılmıştı.

Max Eastman, James Cannon ve Bill Haywood

Palmer, “Amerikan Troçkizmi, 1929-1933” başlıklı bir ekte, genç hareketin karşı karşı kaldığı zorlukları anlatıyor. CLA, Cannon ifadesiyle bu “en sıcak günlerde”, asıl olarak, KP’den sağlıklı unsurları kazanmaya çalışan bir propaganda grubu olarak varlığını sürdürüyordu.

Minneapolis bunu değiştirdi. Amerika’nın Kuzeybatı’sındaki bir taşımacılık merkezi olan Minneapolis, ülkedeki en acımasız işçi sınıfı karşıtı örgütlerden birine, Yurttaşlar İttifakı’na ev sahipliği yapıyordu. İttifak, her türlü işçi sınıfı örgütlenmesi belirtisinin kökünü kazımak için, casuslardan ve haydutlardan oluşan özel bir orduyu istihdam ediyordu.

Fakat Minneapolis, Troçkistlerin New York City’den sonra ülkedeki en büyük ikinci grubuna sahipti. Bu gruptakiler arasında Dunne kardeşler (Vincent, Miles ve Grant) vardı. İrlandalı göçmenlerin erkek çocukları olan Dunne kardeşler, Cannon’u suçlamada, kardeşleri Bill Dunne’ye katılmayı reddettikleri için KP’den atılmışlardı.

Vincent Dunne

Vincent Dunne ve Carl Skoglund, Minneapolis Troçkistlerinin ve Bill Brown’un da belirgin bir rol oynadığı Taşıma İşçileri Sendikası’nın (Teamsters) 574. Şubesi’nin en önemli önderleriydiler. Skoglund kendi kendini yetiştirmiş İsveçli bir göçmendi. Bunalım’ın ortasında Minnesota Üniversitesi’nden ayrılmış 27 yaşında bir kamyon deposu işçisi olan Dobbs, grev sırasında üye yapılmıştı.

İşçiler son derece olumsuz koşullarla karşı karşıyaydı. Onların karşısında yalnızca kapitalistler ile onların Yurttaşlar İttifakı değil, sözde müttefikler de vardı. Radikal orta sınıf Çiftçi-İşçi Partisi’nin lideri, Floyd Olson, vali konağında oturuyordu. Olson, işçileri ezme amaçlarını açıkça ifade eden Minneapolis belediye başkanının ve polis şefinin aksine, bir işçi dostu gibi görünürken, Palmer’ın gösterdiği gibi, perde arkasından grevi sona erdirmeye çalışıyordu.

Carl Skoglund

Dan Tobin’in yönetimindeki ulusal Taşıma İşçileri Sendikası, kamyon sürücülerinin işkolu ölçeğinde örgütlenmesine keskin bir şekilde karşı çıkıyordu. 1934’ten önce, sürücü olmayanların ve hatta uzun yol kamyon şoförleri gibi çeşitli sürücü kategorilerinin Taşıma İşçileri Sendikası’na katılması yasaktı. Roosevelt yönetimi ile yakın işbirliği içinde olan Tobin ve müttefikleri, sendikanın 574. Şubesi’nin altını oymaya çalışıyor ve onun Troçkist önderliğine (“kızıllara”) karşı suçlama, saldırı ve yıldırma faaliyeti sürdürüyordu.

Ayrıca, Komünist Partili Stalinistler de vardı. KP, aşırı sol “Üçüncü Dönem”inde, “faşist” bir sendikaya üye olmakla suçladığı Minneapolis kamyon sürücüleri arasında doğrudan bir etkiye sahip değildi. Güncel ihtiyacın Vali Olson’ı makamından indirmek olduğunu söyleyen ve Troçkist sendikacıların casus olduğunu iddia eden KP, grevin etkisini azalttı.

Bu tarihsel bağlam gözönüne alındığında, grevin başarıları (sendikanın tanınması, hapisteki grevcilerin serbest bırakılması ve ücret artışları) dikkat çekicidir. Yurttaşlar İttifakı’nın gücü kırılmıştı ve İkiz Kentler’deki [Minneapolis ve St. Paul] işçiler, yüzyılın başından beri ilk kez vurulma, dövülme ya da öldürülme korkusu olmadan örgütlenebiliyordu.

Minneapolis’teki zaferin yansımaları, iki yıl kadar sonra, otomobil işçilerinin Minneapolis işçilerinin taktiklerini ve militanlıklarını taklit ettiği Flint, Michigan ve Detroit’teki işyeri işgalleri ve grev dalgasında görüldü. Minneapolis’de, San Francisco’da ve Toledo’da başlayan kabarış, muhafazakar meslek sendikacılığı üzerine kurulu Amerikan İşçi Federasyonu’ndan (AFL) kopuşa ve 1938’de Sanayi Örgütleri Kongresi’nin (CIO) kuruluşuna yol açtı.

Palmer’ın kitabı, grevin çetrefilli gelişimini anlatıyor. Birbirini izleyen üç grevin ilki olan iki buçuk günlük iş bırakma, kömür deposu sürücülerinin, yakıt ihtiyacının en şiddetli olduğu kışın ortasında greve çıktığı 7 Şubat 1934’te başladı. Skoglund, Dunne kardeşler ve Brown önderliğindeki üç yıllık hazırlık, 600 örgütlü kamyon sürücüsü kentin 67 taşımacılık firmasından 65’inin kapısına kilit vurmayı başardığında meyvesini verdi. Yurttaşlar İttifakı’ndan ve polisten gelecek şiddetin bütünüyle farkında olan Skoglund ve Dunne, başarının, işçi sınıfının gücünden mümkün olduğu kadar fazla yararlanmaya bağlı olduğunu kavramıştı.

Kadınların desteği

Palmer, onların, kömür deposu sürücülerinin eşlerini, kız kardeşlerini ve kızlarını, polis ve kiralık katiller tarafından yaralanmış işçiler için bir sahra hastanesi örgütleyen ve grevciler ile aileleri için yemek hazırlayan Kadınların Desteği’nde seferber edilmesini içeren sosyalist perspektiflerinin grevde alınan kararlara nasıl yol gösterdiğini örneklerle ortaya koyuyor. Grev, “uçan grev gözcüsü”ne (grev kırıcı teslimatları durduran, bir sendika logosu taşıyan, araba ve kamyon devriyelerine) öncülük etti. Amaç, her noktada, mümkün olan en geniş dayanışmayı canlandırmak ve patronlara başkaldırıyı harekete geçirmekti.

Grevin başlıca talebi, sendikanın tanınmasıydı. Kömür deposu sahipleri, kısa iş bırakmanın ardından, Genel Sürücüler Sendikası’nın, işçilerinin bazılarının desteğine sahip olduğunu isteksizce kabul ettiler. Onlar, federal bir işçi kurulunun gözetiminde bir seçim yapılmasını kabul ettiler ve bu seçimde, 780 işçinin yüzde 77’si sendikaya katılma yönünde oy verdi. Buna karşılık, patronlar bir sözleşme imzalamayı reddettiler ve sendikalı işçileri “liyakata dayanarak” işten çıkarma ve oybirliğiyle atma haklarında ısrar ettiler.

Minneapolis şubesini geçici olarak kapatan ve onun bir daha grev yapmasını ya da sürücü olmayanları üye yapmasını yasaklayan Tobin ve Ulusal Taşıma İşçileri (Teamsters) Sendikası önderliği, patronlara yardım ve yataklık yapıyordu. Taşıma İşçileri Sendikası’nın yöneticileri, görüşmelerin Roosevelt’in Bölgesel İşgücü Kurulu’nun himayesi altında devam etmesinde ısrar ettiler.

Uçan grev gözcüleri

Patronların bir karşı saldırısını bekleyen 574. Şube önderliği, Şubat ayında taşımacılık işkolundaki işçilerin tüm kesimlerini taban komitelerinin geliştirilmesi yoluyla üye kaydetme kampanyası başlatarak elde etmiş olduğu avantajı sonuna kadar kullandı. Binlerce işçi şubeye akın etti ve 574. Şube, Nisan’a kadar, bir yıl önceki 75 üyeden, sürücü olmayan işçiler dahil, 3.000 üyeye büyüdü.

Skoglund ve Dunne kardeşler, işsizler, diğer sendikalar ve radikal Çiftçilerin Tatil Derneği içinde dostlar edinerek ve bir grev hastanesi, bir açık mutfak ile yarı askeri bir grev merkezi hazırlayarak çarpışmaya hazırlandılar. Yurttaşlar İttifakı’nın desteklediği kamyon taşımacılığı firmaları sendikanın tanınması talebini reddettiğinde, 6.000 işçi, derhal, 15 Mayıs’ta ikinci bir grev çağrısı yaparak karşılık verdi.

Böylece, mücadelenin bir sonraki ve en kanlı evresi başladı. Minneapolis polisi, grev kırıcıları korumak için saldırganca müdahale etti ve şiddet yaygınlaştı. Fakat polisin grevcileri yıldırma çabaları (pusu atma, bir grup grevciyi ve onların, kadınlar dahil destekçilerini vahşice dövme vb.), grevi kırmayı başaramadı.

Bir işçi bir şerif yardımcısını yere indiriyor

  1. Şube, işçileri öz-savunmalarını örgütlemeye teşvik etti. Bu, Taşıma İşçileri Sendikası üyelerinin ve başka binlerce işçinin, Minneapolis’in şerif yardımcılığına atanan “en iyi yurttaşları”nı ve onların kiralık katillerini bozguna uğrattığı, “Vekiller Kaçıyor” diye bilinen 21-22 Mayıs sokak çatışmalarıyla sonuçlandı. Bu güçler, örgütlü işçiler ile karşılaştıklarında kaçtılar. Çatışma, bir ücret artışı ve sendika seçimleri düzenlenmesinin kabulü ile sonuçlandı. 574. Şube, seçimleri ezici bir çoğunlukla kazandı.

Grevin son evresi, sendikanın tanınmasının yeniden asıl konu olmasıyla, 16 Temmuz’da başladı. Cannon, Max Shachtman ile birlikte, mücadelenin önderliğine yardım etmek ve Cannon’un sonradan grevin kazanılmasında belirleyici rol oynadığını söylediği günlük grev gazetesi Northwest Organizer’ı [Kuzeybatı Örgütleyicisi] yayımlamak için Minneapolis’e geldi. Northwest Organizer, politikacıların ve Ulusal Taşıma İşçileri Sendikası önderliğinin iftiralarını ve saldırılarını yanıtladı ve Çiftçi-İşçi Partisi ile Temmuz sonunda greve karşı Ulusal Muhafızlar’ı seferber eden Olson’ın ikiyüzlü rolünü teşhir etti.

Olson’ın sıkıyönetim emri, polisin grev kırıcıların kamyonlarına eşlik ederken bir grev gözcüsü topluluğuna ateş ettiği 20 Temmuz’daki Kanlı Cuma’nın ardından geldi. Rastgele açılan ateşte 67 işçi yaralanmış, iki işçi ölmüştü. John Belor ile Henry Ness’in cenazelerine, 50.000 ile 100.000 kişi arasında bir kalabalık katıldı.

Olson’ın sıkıyönetimi altında, Vincent Dunne, Cannon ve Shachtman dahil birçok kişi tutuklandı. Grev, her şeye rağmen durmadı. Sonunda, Roosevelt’in etkin müdahalesi ile 18 Ağustos’ta sonuçlanan ve Olson’ın aracılık ettiği bir anlaşmanın çoğu maddesinde taviz vermek zorunda kalanlar patronlar oldu.

Bu olayların tarihsel değerlendirmesi, yalnızca bir başarı öyküsü değil, ama aynı zamanda, Palmer’ın bazılarına değindiği sınırlılıkların da öyküsüdür. Palmer, Troçkistlerin Tobin’in ve Stalinistlerin amansız saldırılarını karşısında, “kendilerini, giderek daha fazla, ilerici ama tamamen ana akım sendika yetkilileri ile aynı eksende buldular.” diye yazıyor.

 

Farrell Dobbs ve Lev Troçki

Palmer, Minneapolis grevi sonrasındaki yıllarda uzun yol sürücülerini Taşıma İşçileri Sendikası’nda örgütlemeye yönelik Farrell Dobbs’un önderliğindeki kampanyayı özellikle belirtir: “Genel Sürücüler Sendikası’nın Minneapolis’teki Troçkist önderliği, Pat Corcoran (Tobin’in aleyhine dönen bir Minneapolis Taşıma İşçileri Sendikası yetkilisi) gibi unsurları kendilerine doğru çekmek için, dürüst, etkin, militan sendikacılığı yükseltme yararına, kendi devrimci politikalarını kolayca yumuşatabilmişlerdi.”

  1. Şube’nin hapsedilmiş liderleri, serbest bırakılmalarının ardından.

Palmer, sonuç olarak, 574. Şube’nin Troçkist önderlerinin 1938’e kadar 11 eyalette 250.000 dolayında sürücüyü ve işçiyi sendikaya getirmiş olmasına rağmen, “radikal eğilimlerle donanmış, mücadelede çelikleşmiş ve bir devrimci önderliğe güvenen sıradan üyeler, Minneapolis’te olduğu gibi kaynaşmadı.” diyor.

Troçki, Temmuz 1940’da, Northwest Organizer’ın bir eleştirisinde bu sorunlara işaret etmişti. Troçki, “Roosevelt yanlısı sendikacılara uyarlanmak tehlike, berbat bir tehlikedir.” diye yazdı. O, yazısını, bu sendikacılar, bir savaş durumunda “bizi paramparça edebilirler” uyarısında bulunarak sürdürdü.

Palmer, bunun “çok doğru olduğu kanıtlandı” diye belirtiyor. Palmer, kitabının sonraki sayfalarında, FBI’ın, polisin, Ulusal Taşıma İşçileri Sendikası önderliğinin ve (Dobbs tarafından eğitilmiş) geleceği parlak bürokrat Jimmy Hoffa tarafından çalıştırılan kiralık katillerin dahil olduğu, Minneapolis Taşıma İşçileri Sendikası’nı dağıtan ve Northwest Organizer’ı kapatan komployu betimliyor.

Bu saldırıdaki en önemli unsur, Roosevelt’in, Sosyalist İşçi Partisi’nin (SWP – 1938’de CLA tarafından kuruldu) 29 üyesini ve Minneapolis Taşıma İşçileri Sendikası’nın önderlerini hedefleyen Smith Yasası’nı imzalamasıydı. Troçkistlerin kovuşturulması, işçi sınıfının siyasi olarak kafasını kopartmayı ve böylece, Amerikan emperyalizminin, Almanya ve Japonya ile yaklaşan dünya egemenliği mücadelesindeki hedefleri yönünde engelsiz bir şekilde ilerleyebilmesini amaçlıyordu.

Pearl Harbor’dan sonraki gün, 8 Aralık 1941’de, aralarında Cannon, Skoglund, V.R. Dunne ve Dobbs’un bulunduğu 18 sanığa, “ABD hükümetinin zor yoluyla devrilmesinin arzulandığı düşüncesini savunan yasadışı komplo”dan, 12 aydan 16’a kadar hapis cezası verildi.

Palmer’ın kitabında, Minneapolis grevinin uluslararası bağlamından pek söz edilmiyor. Amerikan sanayi işçilerinin 1934-1937’deki başkaldırısı, en yüksek noktasına İspanya’da ve Fransa’da ulaşan kapsamlı bir devrimci kabarışın parçasıydı.

Stalinist Komintern, önceki “Üçüncü Dönem” çizgisinin yerini almış olan “halk cephesi” politikası yoluyla, İspanyol ve Fransız işçilerini burjuvaziye tabi kıldı. Avrupa komünist partileri, faşizme karşı sözde halk cepheleri bayrağı altında, burjuvazinin demokratik hiziplerinin yönetimindeki kapitalist hükümetlere katıldılar ya da onları desteklediler. İşçi sınıfının siyasi bağımsızlığı ve sosyalist devrim pratikte reddedildi ve işçi sınıfı, kaçınılmaz faşist karşı saldırı karşısında siyasi olarak silahsızlandırıldı ve felç edildi. Bu, İspanya’da Franco’nun ve sonunda Fransa’da Vichy’nin zaferinin yolunu açtı.

Benzer şekilde, yeni işkolu sendikaları federasyonu CIO’ya egemen olan ve Komünist Parti’deki Amerikan Stalinistlerinin yardım ettiği işçi bürokratları, Roosevelt’i desteklediler ve sanayi işçilerinin başkaldırısını, yeniden Demokratik Parti’nin sınırlarına kanalize ettiler. Bu, ABD emperyalizminin II. Dünya Savaşı’na girmesine yönelik temel siyasi hazırlıktı.

Stalin, Sovyetler Birliği dışındaki komünist partileri devrimleri (İspanya, Fransa) boğmak için kullanır ve Alman faşizmine karşı bir ittifak kurmak için nafile bir çaba içinde “demokratik emperyalistler”in gözüne girmeye çalışırken, Rusya içinde, 1917’nin tüm devrimci kuşağını katleden 1936-1938 kanlı tasfiyelerini gerçekleştiriyordu.

Bu ihanetler ve Avrupa sosyalist devriminin uğradığı yenilgiler, ABD’deki sanayi işçilerinin isyanının aleyhineydi. Troçki, 1938’de, SWP’nin, yeni kurulmuş CIO sendikalarına, bir işçi hükümeti ve sosyalist program uğruna mücadele temelinde bir İşçi Partisi inşa etme çağrısı yapmasını istedi. O, bunun, kapitalizm yanlısı CIO liderleri ve Stalinistler ile mücadele etmek ve yeni kitlesel işkolu sendikalarının Demokratik Parti’ye tabi kılınmasını önlemek için gerekli olduğunda ısrar etti. Troçki, “Sınıf mücadelesinin ezilmemesi ve yerini moral bozukluğuna bırakmaması için, hareketin yeni bir kanal bulması gerekiyor ve bu kanal siyasidir.” diyordu.

CIO liderleri ve Stalinistler, SWP’yi ve sınıf mücadelesinin ABD’nin II. Dünya Savaşı’na girmesinden sonra devam etmesi çağrısı yapan herkesi “faşizmin ajanları” olarak suçladılar. Savaşın ardından, sendikalar içinde, AFL ile CIO’nun 1955’teki birleşmesine ve sendikaları, işçi sınıfının Demokratik Parti’ye ve Amerikan emperyalizminin jeopolitik çıkarlarına tabi kılınması temelinde sağlamlaştırmaya zemin hazırlayan komünizm karşıtı bir temizlik gerçekleştirildi.

İşçiler 1970’lere kadar kitlesel mücadeleler içinde hala ilerlemeler elde ederken, AFL-CIO, Amerikan kapitalizminin dünya konumundaki tarihsel gerilemeye ve dünyanın dört bir yanındaki tüm ulusal temelli işçi örgütlerinin altını oyan üretiminin küreselleşmesine ilerici biçimde herhangi bir karşılık vermekte acizdi. Sendikalar, son kırk yıl boyunca, işçilerin çıkarlarının savunusundan vazgeçtiler ve şirket yönetimleri ile hükümetlerin doğrudan araçlarına dönüştüler.

Devrimci Taşıma İşçileri: 1934 Minneapolis Kamyon Sürücüleri Grevi’nin sonuç bölümü, Palmer’ın en zayıf olduğu yer. O, “Minneapolis’in günümüzdeki anlamı, sendikacılığın, içinde yaşadığı ve mücadele ettiği kapitalizmin değerler sistemi ile uzlaşma ve ona uyarlanma biçimindeki acınası tarihine rağmen, farklı yönlere çevrilebileceğidir. Bu bir kez yapıldığında, sendikacılık, hem kapsamlı toplumsal değişim için bir vizyon ve güç, hem de yeni insan ilişkileri için bir fidanlık olabilir.” diye yazıyor.

Bu yanlıştır. Var olan sendikal örgütlenmeler canlandırılamaz ya da iyileştirilemez. Onlar işçilerin çıkarlarını temsil etmeye ya da savunmaya uzun zaman önce son verdiler.

Dahası, 150 yılın uluslararası deneyimi, sendikacılığın, işçi sınıfının kurtuluşu için zemin oluşturmadığını gösteriyor. Sendikalar, tarihsel olarak başlangıçta Marksistler tarafından örgütlenmiş ve önderlik edilmiş olsalar bile, sınıf mücadelesini ve sosyalizmi reddetmişlerdir. Bu, söz konusu örgütlerin, kapitalist mülkiyet ilişkilerinden ve ulus-devlet sisteminden doğmaları ve onlara dayanmaları gerçeğinden kaynaklanmaktadır.

Palmer, sendikalist düşüncelere uyarlanmanın 1930’lardaki ölümcül sonuçlarına işaret etmekte ama günümüzde, bu kapitalizm yanlısı örgütler eliyle uğranılan yenilgilerden onlarca yıl sonra ve Amerikan emperyalizmi insanlığı bir kez daha dünya savaşına sürüklemekle tehdit ederken, tam da bu tür bir bakış açısını ileri sürmektedir.

Resmi sendikaların ihanetinden tiksinen işçilerin onların yerine yenilerini örgütleme yönünde girişimleri söz konusu olabilir ama işçi sınıfının Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ve dünya genelindeki gelişiminin yeni aşaması, sendikacılığın canlandırılması değil; kapitalist sömürüye, toplumsal eşitsizliğe ve savaşa karşı siyasi bir sınıf mücadelesinin gelişmesi üzerine kurulacaktır. İşçi sınıfı direnişinin, kapitalizm yanlısı sendikalara karşı duran fabrika ve işyeri komitelerini kapsayan yeni biçimlerinin devreye girmesi, bu mücadelenin son derece önemli tamamlayıcı parçası olacaktır.

Ancak, bu mücadeleye gerekli önderliği ve uluslararası sosyalist perspektifi sağlamak için, işçi sınıfı içinde derin köklere sahip bir Marksist partinin inşa edilmesinden başka alternatif yoktur.

Minneapolis’ten çıkartılması gereken asıl ders budur.

Palmer’ın vardığı sonuç, onun araştırmasının değerini azaltmıyor. Genç işçiler, önümüzdeki mücadelelerde, sosyalizm uğruna mücadelede dersler çıkarmak için, Minneapolis Troçkistlerinin önderlik ettiği kahramanca kavgaya geri dönüp bakacaklar. Onlar Devrimci Taşıma İşçileri kitabını yararlı bulacaklardır.

 

İngilizce özgün metnin tarihi: 24 Haziran 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir