CIA’in casusluk skandalı, Watergate ve Amerikan demokrasisinin çürümesi

Senatör Dianne Feinstein’ın Merkezi Haberalma Örgütü’nün (CIA), onun işkence programlarını soruşturan Senato Haberalma Komitesi personelini gizlice gözetlediğini ortaya çıkartmasının dokuzuncu gününde, konu siyaset kurumu ve medya tarafından adeta bir kenara bırakılmış durumda.

Beyaz Saray ve -Feinstein da dahil- Kongre, konuya ilişkin tartışmaları kapalı kapılar ardına sokmaya çalışıyor. Amaç, CIA’in ve Obama yönetiminin örtmeye çalıştığı casuslukta ve onun altında yatan işkence suçunda söz konusu olan temel demokratik meselelerin halkın gözünde daha fazla açığa vurulmasını önlemektir.

İsthbarat kurumlarının ve başkan da dahil üst düzey yetkililerin yargılanabileceği suçlar söz konusu. Feinstein, geçen hafta Senato’da yaptığı konuşmada, CIA’in hem ABD Anayasası’nda hem de Dördüncü Düzenleme’de yeralan “güçler ayrılığı” ilkesini ve yurtiçi casusluğa ilişkin yasakları çiğnediği suçlamasında bulunmuştu. Bu açıklamaların yapılmasından bu yana, Beyaz Saray, CIA’in yöneticisi John Brennan’ı açıkça savundu ve Obama yönetiminin Senato soruşturmasıyla ilgili belgeleri kasten alıkoyduğunu kabul etti.

CIA’in ve Beyaz Saray’ın bugünkü eylemlerini, Başkan Richard M. Nixon’a karşı Temsilciler Meclisi Hukuk Komitesi tarafından 27 Temmuz 1974’te kabul edilen Görevi Kötüye Kullanma İddianamesi ile karşılaştırmak öğretici. Nixon, Demokratik Parti’nin 1972 seçimleri ile ilgili belgelerini Watergate Hotel’deki bir bürodan çalma suçu oluşturan bir komploya dahil olmakla suçlanıyordu. O, meskene tecavüzü gizlemek ve olayın soruşturulmasını engellemek amacıyla siyasi karşıtlarına gözdağı vermek için CIA’i ve diğer istihbarat örgütlerini kullanmıştı.

Görevi Kötüye Kullanma İddianamesi, Nixon’ın, Watergate’deki meskene tecavüze ilişkin “soruşturmayı geciktirmek, engellemek ve zorlaştırmak için tasarlanmış bir davranış biçimine ya da plana, kişisel olarak ve yakın maiyeti ve ajanları dolayımıyla dahil” olma ve bu yolla, “sorumluları gizleme, örtbas etme ve koruma; diğer yasadışı gizli faaliyetlerin varlığını ve çapını gizleme” suçlarını içeriyordu.

Bu örtbas etmenin ardından, Temsilciler Meclisi Komitesi, Nixon’ın, başka şeylerin yanı sıra, “konu ile ilgili maddi kanıtı ve bilgiyi ABD’nin kanunen yetkilendirilmiş soruşturma görevlilerine ve çalışanlarına vermeme”; yönetim organları tarafından “soruşturmanın sürdürülmesini engellemek için müdahale etme ya da bu yönde çaba gösterme”; “Merkezi Haberalma Örgütü’nü kötüye kullanmak için müdahalede bulunma” ve “ABD halkını yürütme organının kimi çalışanlarına yönelik görevi kötüye kullanma iddiaları ile ilgili olarak derinlemesine ve tam bir soruşturma yapılmış olduğuna inandırmak amacıyla yanlış ya da yanıltıcı basın açıklamaları yapma ya da yapılmasına neden olma” eylemlerine dahil olduğu suçlamasında bulundu.

Aynı iddialar, gerekli değişiklikler yapılarak, bugün Obama’ya ve Beyaz Saray’a yöneltilebilir. CIA’in terör şüphelilerine yaptığı işkencelerin video kayıtları dahil, suç kanıtları, Bush yönetimi ninyetkilileri tarafından imha edilmiş; Obama yönetimi de, binlerce sayfalık belge dahil, “konu ile ilgili ve maddi kanıtları alıkoyma” yoluyla buna yardımcı olmuştur. Yönetim, Senato Haberalma Komitesi tarafından “soruşturmanın sürdürülmesini engellemek için müdahale ediyor ya da bu yönde çaba gösteriyor” ve yasadışı faaliyetlerin “varlığını ve çapını gizlemek” için CIA ile birlikte çalışıyor.

Obama’nın, hem belgelerin -sözcüsü Jay Charney’e göre- “yürütmenin uzun zamandır tanınmış yetkilerini ve gizlilik çıkarlarını” korumak için Haberalma Komitesi’nden saklanması gerektiğinde hem de Beyaz Saray’ın sakladığı 9.400 belgenin teslim edilmiş olanların “çok küçük bir kesimi” olduğunda ısrar etmesi de 40 yıl önceki olayları yansıtmaktadır. Nixon, suçlarını belgeleyen Beyaz Saray kayıtlarını vermemek için, Anayasa Mahkemesi tarafından geçersiz olduğuna hükmedilen “yürütme ayrıcalığı”na gönderme yapmıştı. Nixon’ın kayıtlardan silmiş olduğu 18,5 dakika da, teslim edilmiş olan 3.700 saatin yalnızca “çok küçük bir kesimi”ydi.

Nixon’ın örtbas etme operasyonu, hırsızlığı, yasadışı dinlemeyi, siyasi karşıtların mağdur edilmesini ve seçim sahtekarlığını kapsıyordu; oysa Obama yönetimi, Cenevre Sözleşmeleri’ne ve Sekizinci Düzenleme’nin “insanlık dışı ceza”yı yasaklamasına aykırı şekilde uygulanmış olan devlet eliyle uluslararası işkence ve süikast programı gibi, çok daha ciddi suçları örtbas ediyor.

Obama yönetimi, yürütmeyi gözetim altında tutmakla görevli Kongre’ye ait bir organı dinleyerek, “güçler ayrılığı” ilkesine ve Amerikan Devrimi tarafından oluşturulmuş anayasal çerçevenin temel ilkesi olan yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki “denetim ve denge”ye aykırı davranıyor. Bu, diktatörlüğe giden yolda bir kilometre taşıdır.

Watergate krizinde, William Felt tarafından Washington Post’ta çalışan gazeteciler Bob Woodward ile Carl Bernstein’a sağlanan sızdırmalar yaygın bir medya ilgisine yolaçmış; Kongre oturumlarının televizyonda yayımlanarak milyonlarca izleyici tarafından izlenmesine ve aynı zamanda, önde gelen siyasi kişiliklerin başkan ve suç ortakları hakkında cezai soruşturma yapılması çağrılarına sebep olmuştu. Nixon Ağustos 1974’te istifa etmek zorunda kalmıştı.

Aradan geçen 40 yılda, demokratik süreçlerin sürekli aşınmasına tanık olundu. İstihbarat örgütleri, günümüzde, kafalarına göre davranıyorlar. Beyaz Saray, mali aristokrasiyle ve rüşvetçi bir onay organından başka bir şey olmayan Kongre ile ittifak içinde, askeri-istihbarat aygıtının bir kolu işlevini görüyor.

2000 yılındaki seçimlerin çalınması bir dönüm noktasıydı. George W. Bush’un yönetime gelmesini izleyen yıllar, demokratik haklara karşı yayılan ve örtüşen bir siyasi komplo dizisiyle karakterize edildi. Bunlar, yasamadaki ifadelerini, Silahlı Kuvvetlerin Kullanılması Yetkisi’nde, Yurtseverlik Yasası’nda, Askeri Komisyonlar Yasası’nda, Dış İstihbaratı İzleme Yasası’ndaki Değişiklikler’de; yürütmenin yetkisini, savaş açacak, halkı gözetleyecek ve insanları yargı kararı olmaksızın tutuklanamama gibi temel haklardan mahrum bırakacak şekilde genişleten diğer yasalarda buldular.

Bush yönetimi döneminde başlayan anti-demokratik önlemler, Obama yönetimi tarafından genişletildi ve kurumlaştırıldı. Obama, kendisine, yargısız öldürme yetkisi tanıdı. Onun yönetimi, “suç”ları hükümetin yalanlarını ve suçlarını açığa çıkartmak olan muhbirlere ve gazetecilere yönelik görülmedik bir cadı avına başkanlık yapmaktadır. Obama’nın Adalet Bakanlığı, gazetecileri gizlice izleyerek ve onları kovuşturma ile tehdit ederek, basın özgürlüğüne saldırmaktadır.

Ulusal Güvenlik Örgütü’nün (NSA) usulsüzlüklerini açıklayan Edward Snowden, ABD’de ve tüm dünyada yüz milyonlarca insanın kişisel iletişimlerini toplamaya ve depolamaya yönelik bir hükümet operasyonunu gözler önüne serdi. Tam da bu hafta, Snowden’dan gelen ve Washington Post tarafından haber yapılan belgeler, adı belirtilmeyen bir ülkedeki telefon konuşmalarının “yüzde 100”ünü kaydeden bir NSA programını açığa vurdu.

Bu tarihin incelenmesinden iki sonuç çıkıyor: Birincisi, ABD’deki demokratik haklara yönelik saldırıdan, tüm siyaset kurumu ve her iki büyük şirket partisi (Demokratlar ve Cumhuriyetçiler) sorumludur.

İkincisi, demokratik hakların aşınmasının kökleri temel toplumsal süreçlerde, en önemlisi de toplumsal eşitsizliğin devasa artışında yatmaktadır. Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin 2000 yılında yazmış olduğu gibi: “Amerika’nın inanılmaz derecede zengin üst tabaka ile halkın ezici çoğunluğu arasında bölünmesi, sonuçta, demokratik egemenlik biçimleriyle bağdaşmamaktadır.” O zamandan beri, hem servetin Amerikan toplumunun en tepesinde toplanması hem de demokratik süreçlerin aşınması, büyük ölçüde hızlanmıştır.

Bu en son skandalların kontrol altına alınıp alınamayacağını göreceğiz. Bununla birlikte, devletin ve onun istihbarat örgütlerinin işlediği suçların gerçek bir hesabının verilmesi, işçi sınıfının bağımsız ve devrimci bir güç olarak müdahalesine bağlıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir