Çanakkale Savaşı “Anti-Emperyalist” Bir Savaş mıdır?

Son yıllarda, Türkiye’deki çeşitli kesimler arasındaki iktidar kavgasının alevlenmesiyle birlikte, bütün cepheler, tarihteki bütün meseleler üzerinden bugünün kavgasını vermeye başladılar. Zaten tarih üzerine kavgalar daha çok geçmişe değil, bugüne ilişkindir. Bu bağlamda Çanakkale Savaşı “özel bir önem” kazandı. Benzer bir durum Sarıkamış ile ilgili olarak da yaşanıyor. Yıllarca gizli tutulmuş, bir çeşit söylenti olarak yayılmış, rezil bir askeri yenilgi ve insan kıyımı, tarihsel olarak hesabı sorulması gerekirken, resmi ideoloji ve hakim güçler tarafından bir zafere, kahramanlık ve fedakarlık örneğine çevrilmeye çalışılıyor. Üstelik Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Mustafa Kemal, Enver Paşa çekişmesinin de etkisiyle, Sarıkamış’ta Enver Paşa’nın ağır sorumluluğuna ve yenilgiye vurgu yapılırken, şimdilerde tarih yeni baştan yazılıyor. Ve Enver Paşa “milli kahraman” statüsüne yükseltiliyor.

Ortada resmi tarihi yeniden yazma çabası var. Bugünkü çatışmada ulusalcılar, Talat’ın, Cemal’in, Enver’in “İttihatçı ruhuna” ihtiyaç duyuyor; özellikle de rakipler, “Hürriyetçi”, “İtilafçı”, “Prens Sabahattinci” v.b. bir çizgide olunca, buna daha da fazla ihtiyaç duyuyorlar. Elbette biz Marksist devrimcilerin bu iki kampta da yeri yok.

Çanakkale Savaşı’nın öncelikle, birinci emperyalist paylaşım savaşı kapsamında ele alınması gerekir. Yani Osmanlı İmparatorluğu’nun, daha doğrusu İttihat-Terakki kadrolarının elden giden nüfus alanlarını yeniden fethetmek ve Orta Asya’ya kadar uzanan bir Türk-İslam imparatorluğu kurmak amacıyla, Alman ve Avusturya emperyalizmi ile birlikte savaşa girdiği unutulmamalı. İttihatçıların, hem Osmanlı topraklarında gözü olan, hem de yeni sömürgeler peşinde koşan müttefiklerle savaşa nasıl, daha doğrusu hangi nedenlerden girdiği malum, İttihatçıların üzerinde nasıl bir Alman etkisi ve işbirlikçiliği olduğu da malum…

Çanakkale Savaşı, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın bir parçasıdır. Savaşı yürüten 5. Ordu Komutanı Alman Askeri Kurul Başkanı Mareşal Liman Von Sanders’tir. Çok sayıda Alman subayı da, savaşta yer almıştır. Alman komutanlar tarafından, İngiliz, Anzak v.b. birliklerinin karaya çıkmasına müsaade edilerek, savaşın özellikle uzun tutulduğuna ve bu yolla önemli bir düşman kuvvetinin batı cephesini rahatlatmak amacıyla bu cephede oyalandığına dair kimi tarihçilerin tezleri vardır. Karşı taraf açısından da, çıkartma aslında pek başarılı olmamakla birlikte, Çarlık Rusyası’nın ısrarı ve Churchill’in baskısıyla yapılan bir askeri harekattır. Boğazın geçilmesi durumunda bile, İstanbul’un ele geçirilmesi askeri nedenlerle neredeyse mümkün değildir. Konuya ilişkin, daha bir yığın savaş bilgisi var. Ancak aylar süren ve binlerce insanın öldüğü bir savaşı küçümsemek, yok saymak da mümkün değildir. Ama yerli yerine oturtmak gibi de bilimsel bir zorunluluk vardır.

Çanakkale Savaşı, öyle iddia edildiği gibi emperyalizme karşı bir savaş değildir. Çanakkale Savaşına düzülen her türden “anti-emperyalist” methiye, (ister soldan ister sağdan gelsin) bir şekilde şu an içinde bulunulan rejimin meşruiyetine hizmet etmektedir. İşin bir diğer boyutu da, “Osmanlı devlet mirasının” (elbette işe gelinen yanların) benimsenmesidir. Başka bir değişle, Çanakkale Savaşı’na yapılan her methiye, resmi ideolojinin kazanç hanesine yazılmakta, bu vesileyle rejim halk ve emekçi kitlelerin bilincini köreltmektedir.

“Ulus” ve “yurt”, kapitalist pazar ilişkisinin yarattığı, burjuva topluma ait kavramlardır. “Ulusculuk” ve ”yurtseverlik”, Marx’ın sözleriyle “mülkiyet duygusunun ideal biçimi”dir. İşçilerin ve sosyalistlerin “yurdu” bütün dünyadır. Devrimci mücadele, burjuva kavram ve kategorilerin üzerine inşa edilemez [1]. “Ulusal çıkarlar” burjuvazinin egemenliğini ve sınıfsal çıkarlarını perdelediği, sınıf karşıtlıklarını yanıltıcı bir “ortak çıkar” potasında erittiği, bu temelde “tüm ulustan” özveri-bedel isteğini meşrulaştırıcı bir işlev gördüğü için, sosyalistler tarafından hiçbir durumda savunulamaz.

Kısacası emperyalist bir paylaşım savaşı içindeki bir savaşa “anti-emperyalist” bir nitelik verilemez. Yoksa binlerce emekçinin, yüzbinlerce halk çocuğunun emperyalist savaşlarda kırılıp gitmesine yol açan, burjuva maceracıları hesap vermeleri gerekirken, kahraman durumuna getirilirler. Elbette savaşan emekçi çocuklarını, bu kirli savaşın sorumlularından ayıracağız, emekçi çocuklarını devrimci mücadelelere kazanmaya çalışacağız, tıpkı geçmişte bolşeviklerin yaptığı gibi. Ama önce eşyaya adıyla hitap etmek şartıyla, emperyalist bir paylaşım savaşı içindeki bir savaşa “anti-emperyalist” bir misyon biçmeyeceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir