Bütün işçi sınıfı sosyalistlerine çağrı

Paylaş

ABD’nin Birinci Körfez Savaşı’nda Irak’a saldırmasından bu yana 25 yıl geçti ve bu süre içinde, dünya, savaşsız geçen neredeyse tek bir gün bile görmedi. ABD emperyalizmi ve müttefikleri, düzenledikleri askeri operasyonlarla Irak’ı, Yugoslavya’yı, Afganistan’ı, Libya’yı ve Suriye’yi harabeye çevirdiler. Bu yağmacı müdahaleler, milyonlarca insanın ölmesi ve yaralanması, on milyonlarca sivilin yerinden yurdundan edilmesi, kentlerin ve kasabaların ortadan kaldırılması ve devasa bir toplumsal servetin imhası anlamına geldi.

ABD emperyalizminin küresel egemenlik iddiasını askeri yöntemlerle sürdürme kararlılığının ürünü olan bu savaşlar dizisi, beşinci yılını dolduran Suriye’deki iç savaş ile sürüyor.

Şam’daki Baas rejimini devirerek, yerine ABD’nin kuklası bir yönetim geçirmeyi amaçlayan Suriye’deki savaşın başlıca suç ortaklarından biri Türkiyeli egemen sınıf ve onun çıkarlarının siyasi temsilcisi olan AKP iktidarıdır.

AKP iktidarı, önceki sözde “açılım” ve “sıfır sorun” döneminde ekonomik ve siyasi yakınlaşma yoluyla küresel sermayeye eklemleyip kendi arka bahçesi haline getiremediği Suriye’yi, emperyalist ortakları ve Suudi Arabistan gibi bölgedeki gerici rejimler ile işbirliği içinde bir iç savaşa sürüklemiştir. Her ne kadar “iç savaş” olarak anılsa da, bu, gerçekte, dünyanın dört bir yanından getirilmiş şeriatçı – cihatçı teröristler tarafından Washington’ın ve müttefiklerinin çıkarları doğrultusunda verilen bir vekil savaşı olarak biçimlenmiştir.

Ankara’nın ve Riyad’ın bölgesel taşeron ve tetikçi rolü oynadığı Suriye’deki savaş, ABD emperyalizminin Rusya’yı ve Çin’i kuşatma, parçalama ve sömürgeleştirme stratejisinin bir parçasıdır. Bu anlamda, onun, NATO’nun Doğu Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamını kapsayacak şekilde genişlemesi, Baltık devletlerine yapılan askeri yığınak, Mısır Devrimi’nin yenilgisi, Libya’daki NATO müdahalesi, Ukrayna’daki faşist darbe ve Çin’e yönelik askeri kuşatma ile birlikte ele alınması gerekiyor.

Öte yandan, ABD’deki işçi ve gençlik protestoları ile Avrupa Birliği’nde kemer sıkma politikalarına yönelik kitlesel tepkinin eşlik ettiği bu savaşların ve müdahalelerin ardında, kapitalizmin derinleşen krizi yatmaktadır. Çökmekte olan kapitalizm, I. Dünya Savaşı’ndan yaklaşık 100, II. Dünya Savaşı’ndan 75 yıl sonra, bir kez daha, insanlığı, belki de dünyanın sonunu getirecek küresel bir yıkıma sürüklüyor.

Suriye’deki vekil savaşının başlıca destekçilerinden biri konumundaki Türkiye egemenleri, bu yağmacı savaşa yaptıkları yatırım uğruna, bir Rus savaş uçağının düşürülmesinde görüldüğü gibi, bir dünya savaşını tetiklemeyi bile göze almış durumdalar. Egemen sınıfın Suriye’yi istila hazırlıklarına, “barış süreci”nin burjuva yayılmacı hedeflere tabi bir sahtekarlık olduğunu gösterecek şekilde, Kürt illerinde aylardır devam eden savaş ve zulüm eşlik ediyor.

Mülk sahibi sınıflar ve onların siyasi temsilcileri, artık, büyük güçler arasında bir savaşın çıkma olasılığından çok, bu savaşın ne zaman patlayabileceği üzerine kafa yoruyorlar. Militarizmin egemen olmaya başladığı ve emperyalist jeopolitiğin bir kez daha ön plana çıktığı bu uluslararası koşulların içerideki kaçınılmaz yansıması, işçi sınıfı üzerindeki sömürünün olağanüstü artması, demokratik hakların ortadan kaldırılmasıdır. Özetle, mali sermaye, dünya egemenliği uğruna mücadelede askeri yöntemleri benimserken, “kendi” ülkesinde açık diktatörlüğe yönelmektedir.

Egemen sınıfların bütün kesimlerinin bir şekilde dahil olduğu bu savaş ve diktatörlük yönelimini önleyebilecek tek toplumsal güç, işçi sınıfıdır. Ancak işçi sınıfı, küresel bankalar ve şirketler ile onların emrindeki emperyalist ve kapitalist devletlerin başını çektiği bu küresel yönelimi, ulusal sınırlar içinde önleyemez. Onun, emperyalizm karşıtı uluslararası bir siyasi aktör olarak ortaya çıkması gerekiyor.

Bu, insanlığı felakete sürükleyen kapitalist sisteme ve onun ürünü olan burjuva devletlere karşı, sınırların, sınıfların ve sömürünün olmadığı; üretimin kar amacıyla değil ama yalnızca insan ihtiyaçlarını karşılamak üzere dünya çapında planlanmış bir şekilde yeniden örgütlendiği sosyalist bir dünya uğruna mücadele demektir.

Dünyada bu perspektifi savunan tek siyasi odak, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nde (DEUK) temsil edilen Troçkist harekettir.

DEUK, 3 Temmuz 2014 tarihli “Sosyalizm ve Emperyalist Savaşa Karşı Mücadele” başlıklı açıklamasında şu tespiti yapmıştı: “Savaşa karşı mücadele olmaksızın sosyalizm uğruna; sosyalizm uğruna mücadele olmaksızın da savaşa karşı mücadele edilemez. İşçi sınıfı, savaşa, gençliğe ve ezilen kitlelere, sosyalist bir program temelinde yol göstererek karşı çıkmalıdır. Bu, siyasi iktidarı alma, bankaları ve büyük şirketleri mülksüzleştirme ve bir dünya sosyalist işçi devletleri federasyonunu inşa görevine girişme programıdır.”

DEUK’un bu açıklamada özetlediği perspektif, aradan geçen 1,5 yıl içinde yaşananlar eliyle bütünüyle doğrulanmıştır.

DEUK’un 18 Şubat 2016 tarihinde yaptığı “Sosyalizm ve Savaşa Karşı Mücadele” başlıklı açıklama ise, söz konusu dönemde yaşananları değerlendirmekte ve işçi sınıfı ile gençliğin önüne, savaş karşıtı bir mücadelenin başarısı için gerekli uluslararası ve tarihsel bir perspektif koymaktadır.

Toplumsal Eşitlik, bu açıklamanın, I. Dünya Savaşı öncesinde Bolşeviklerin önderliğindeki enternasyonalistlerin; II. Dünya Savaşı öncesinde ise Dördüncü Enternasyonal’in yaptığı açıklamalar kadar önemli olduğu tespitini yapmakta ve açıklamada ifade edilen çözümlemeler ve perspektifler ile bütünüyle hemfikir olduğunu ilan etmektedir.

Bizler, DEUK’un, bu açıklamada sunulan çözümlemenin en geniş şekilde tartışılması ve aşağıda ileri sürülen ilkelerin yeni bir uluslararası savaş karşıtı hareketin inşasının temeli işlevi görmesi çağrısını yineliyoruz:

* Savaşa karşı mücadele, nüfusun bütün ilerici unsurlarını kendi arkasında birleştiren, toplumdaki büyük devrimci güç işçi sınıfı üzerinde yükselmelidir.

* Mali sermayenin diktatörlüğüne ve militarizm ile savaşın temel nedeni olan ekonomik sisteme son verme uğruna mücadele etmeksizin savaşa karşı ciddi bir mücadele söz konusu olamayacağı için, yeni savaş karşıtı hareket, kapitalizm karşıtı ve sosyalist olmak zorundadır.

* Dolayısıyla, yeni savaş karşıtı hareket, zorunlu olarak, kapitalist sınıfın bütün siyasi partilerinden ve örgütlerinden bütünüyle ve tartışmasız biçimde bağımsız ve onlara düşman olmalıdır.

* Yeni savaş karşıtı hareket, her şeyden önce uluslararası olmalı, işçi sınıfının muazzam gücünü emperyalizme karşı birleşik küresel bir mücadelede harekete geçirmelidir.

Toplumsal Eşitlik olarak, “savaşa karşı uluslararası kitlesel bir hareketin inşasına olan acil gereksinimin farkında olan siyasi eğilimler ve bireyler ile bu açıklamada ileri sürülen ilkeler temelinde kardeşçe tartışma”dan memnuniyet duyacağımızı ilan ediyor; sosyalizm ve savaşa karşı mücadele için bütün işçi sınıfı sosyalistlerini bu tartışmaya ve dünya sosyalist devrimi mücadelesine omuz vermeye çağırıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir