Bürokrasi pazarlık masasındayken metal işçisi nasıl tarih yazacak?

Metal de grev süreci yaklaştıkça, Birleşik Metal-İş bürokrasisinin MESS’le olan “derin pazarlığı” su yüzüne çıkmaya başladı. Daha grev başlamadan, sendika bürokrasisi cephesinin sergilemekte olduğu uzlaşmacı tutum, metal işçisi arasında huzursuzluğa ve güven kaybına neden oluyor.

Grev ihtimali karşısında paniğe kapılan ve ilk başta kendi içinde ciddi dağılma sinyalleri veren MESS, bürokratların bu tutumu sayesinde rahat bir nefes alma fırsatı yakalamış gözüküyor. Gelinen noktada, metal işçisi cephesinde huzursuzluk ve güven kaybı hakim olurken, MESS cephesinde ise moral ve kendine güvenin hakim olduğu görülüyor.

Metalde bu noktaya nasıl gelindi?

Birleşik Metal-İş bürokrasisi bu uzlaşmacı tutumunun ilk sinyallerini, 3 Mart 2011 tarihinde MESS Merkez Bürosu’nda gerçekleştirilen “MESS-Birleşik Metal-İş Görüşmesi”nde verdi. Bu görüşme sonucunda, Birleşik Metal-İş “uyuşmazlığın ortadan kaldırılması için ek protokollere razı olduğunu” açıkladı. Böylece Birleşik Metal-İş, her bir fabrikaya ilişkin “ek iyileştirme protokollerini” imzalamak karşılığında, daha önceki yıllarda MESS-Türk Metal satış sözleşmelerinin bir benzerine imza atmayı kabul etmiş oldu. Sonuç olarak metal işkolunda “30 yıllık düzeni yıkma” iddiasıyla yola çıktığını söyleyen bürokratların foyası kısa sürede ortaya çıkmış oluyor.

Metal işçisine “30 yıllık düzeni yıkmak için greve gidiyoruz” palavrasını sıkan bürokratlar, şimdilerde ise işçilere bazı ekonomik “iyileştirmeler” ile yetinmelerini tavsiye ediyor. Böylelikle bürokratlar “grev hedefimize ulaşamadık ama fiilen sözleşmeyi deldik” yalanına işçileri ortak etmeye çalışacaktır. Bu durum sadece sendikacılığın değil, aynı zamanda onun kuyrukçuluğunu yapan sendikalist solun da iflasının en somut kanıtlarından biridir.

Fakat Birleşik Metal-İş’in geri adım attığını gören MESS cephesi, daha önceki toplantıda ek protokolleri kabul etmişken, daha sonra bundan da vazgeçti ve Birleşik Metal-İş’i koşulsuz ve ek protokolsüz, MESS-Türk Metal satış sözleşmesine imza atmaya zorladı. Bu durum karşısında Birleşik Metal-İş bürokrasisi geri adım atmaya devam etti; ücretlere ek protokollerle “iyileştirme” yapıldıktan sonra Türk Metal’in satış sözleşmesinin bir benzerinin geçerli olmasını kabul etmiş oldu. Grev sürecinde inisiyatifi tümüyle MESS’e kaptıran Birleşik Metal-İş bürokrasisinin geldiği en son nokta budur.

Birleşik Metal-İş bürokrasisinin içine düştüğü bu durum, kuşkusuz Marksist devrimciler ve sınıf bilincine sahip öncü işçiler açısından bir “sürpriz” değildir. Öyle ki “30 yıllık düzeni yıkacağız” dedikten sonra, daha yolun hemen başında tek kurşun atmadan MESS karşısında teslim bayrağını çekenlerin, metal işçisine verebileceği hiç bir şey olmadığını konuya ilişkin daha önceki yazımızda dile getirmiştik[1].

Birleşik Metal-İş bürokrasisi daha baştan yenilgiyi kabullenmiş bir ruh hali içindedir. 30 yıl boyunca inşa ettiği sömürü çarkını sonuna kadar korumaya yemin etmiş olan MESS cephesi, Birleşik Metal-İş’in sergilemekte olduğu bu basiretsizlik örneğini doğal olarak kendisi için bir avantaja çevirmeye çalışacaktır. Ayrıca MESS, grevin başarısız olması halinde metal işçileri arasındaki bozgun havasını zaten yetersiz ve zayıf olan Birleşik Metal-İş örgütlülüğünü bir karşı saldırıyla ortadan kaldırmak için kullanmak da isteyecektir. Metal işçileri MESS’in kısa ve uzun vadeli stratejik hamlelerine karşı uyanık olmak zorundadır.

Yaklaşan tehlikenin bilincinde olduğu anlaşılan Birleşik Metal-İş Sendikası TİS uzmanı İrfan Kaygısız alınan grev kararıyla ilgili şunları söylüyor: “Bu kararlar son derece hayatidir. Eğer bu grevlerde istediğimiz sonuçları alamazsak maalesef özel sektörde greve ve sendikalara olan güven sarsılacak ve bundan sonra grev uygulamasına geçmek son derece zorlaşacak”.

Bugün MESS patronlarıyla metal işçileri arasındaki mücadele, sadece metalle sınırlı bir mücadele değildir. MESS patronlarının bütün dayatmaları, sermaye sınıfının hazırlandığı yeni saldırıların bir habercisidir. Bunların başında da çalışma yaşamının “esnekleştirilmesi” adı altında güvencesizliğin yaygınlaştırılıp kurumsallaştırılması gelmektedir. Metalden çıkacak olan sonuç, bu yüzden işçi sınıfın bütününü ve geleceğini ilgilendirmektedir.

Metal işçisi ne yapmalı?

Bugün metal işçisinin yapması gereken, MESS ve Birleşik Metal işbirliğiyle hazırlanacak olan satış sözleşmesini yırtıp atmak ve metal işçilerinin hak ve talepleri temelinde yeni bir toplu iş sözleşmesi imzalamak için mücadele etmeye devam etmek olmalıdır. Metal işçisi ancak bu yolla, hem Türk Metal’in “büyüklük” iddiasını, hem de MESS’in yıllardır işçilerin önüne koyduğu engelleri aşabilir.Gelinen noktada, baştan beri tabanın iradesine, greve ve metal işçisinin zaferine inanmayan Birleşik Metal-İş bürokrasisi, bu zorlu mücadelenin en kritik anında sınıfta kalmıştır.

Kuşkusuz metal işçisi için mücadele süreci yeni başlıyor. Ancak gelinen noktada, Birleşik Metal-İş bürokrasisinin “açıktan özeleştiri” yapacağını ve “attığı adımların yanlışlığını” kabul edeceğini, hatta MESS’e “rest çekip”, “tok bir grev iradesi” göstereceğini düşünenler yanılmaktadır. Birleşik Metal-İş bürokrasisi bugünkü tutumunu değiştirmediği sürece yalnızca greve köstek olmaya devam edecektir. Bürokrasinin uzlaşmacı ve işçiden korkan tutumunu göz ardı ederek, ondan “işçilerin söz-yetki ve karar hakkının kullanımının önündeki engelleri” kaldırmasını ve “inisiyatifi örgütlü tabana” bırakmasını istemek gerçekçi bir politik hat değildir. İşçilerin “moral üstünlüğü” ele geçirmesinin yolu, şimdiden sendika bürokratlarından ve MESS patronlarından bağımsız kendi öz örgütlerini inşa etmeye başlamasından geçmektedir.

Bu süreçte Birleşik Metal-İş bürokrasisinin sergilemekte olduğu uzlaşmacı tutum, açıkça metal işçisinin tepkisini çekmektedir. 8 Mart 2011 tarihinde Gebze Kapalı Spor Salonu’nda yapılan dayanışma gecesinde, “Metal İşçileri Tarih Yazıyor” pankartının önünde konuşan Adnan Serdaroğlu’na işçiler şu soruyu soruyordu: “Birleşik Metal-İş bürokrasisi MESS’le pazarlık masasındayken metal işçisi nasıl tarih yazacak?”. Metal işçisi sürece iradesini koymadığı sürece grev başarıya ulaşamaz. Metal işçileri bu hedefe ancak fabrika ve işyeri komiteleri üzerine inşa edilecek bir sınıf mücadelesi perspektifi ile ulaşabilir. Mücadele bayrağının toptan bürokrasiye devredilmesi demek, işçilerin MESS’in kölelik sözleşmesine en baştan boyun eğmesi anlamına gelecektir.

Sosyalizm olarak, öncü metal işçilerine bu devrimci sınıf perspektifini temel almaya, grev kararlılığında ısrarcı olmaya, sendikal bürokrasinin ve MESS’in ayak oyunları karşısında uyanık olmaya ve mücadelenin esas yükünü taşıyacak olan fabrika ve işyeri komitelerini bugünden inşa etmeye çağırıyoruz. Greve önderlik edecek olan devrimci irade sadece işçilerin arasından çıkabilir. Bu devrimci iradeyi, sendikacılığın ve bürokrasinin dipsiz kuyusunda arayanlar büyük bir hayal kırıklığına uğramaktan kurtulamayacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir