Boston’daki bombalamalar ve terörün kökleri

Boston’daki bombalamaların ardından geçen günler içinde, Obama yönetimi, FBI ve diğer devlet kurumları tarafından bu terörist saldırının nasıl gerçekleştiğine ilişkin yapılan resmi açıklamalarda çok sayıda çelişki gözler önüne serilmiş durumda.

Önceki birçok olayda olduğu gibi, Boston bombalamalarında da, bir kez daha, terör saldırısının başlıca örgütleyicisinin FBI tarafından bilindiği söylendi. FBI, 2011’de, Rus istihbarat örgütü tarafından, geçen hafta polisle giriştiği silahlı çatışmada ölmüş olan Tamerlan Çarnayev’in Kuzey Kafkasya’daki silahlı gruplarla bağlantı kurmaya çalışan bir radikal İslamcı olduğu konusunda uyarılmış.

FBI, şimdi, yerleşmek amacıyla ABD’ye gelmiş olan Rus uyruklu Çarnayev’i soruşturmuş olduğunu ama onun hakkında, 15 Nisan bombalamaları sonrasına kadar suçlayıcı hiçbir kanıt bulamadığını iddia ediyor.

ABD İç Güvenlik Sekreteri Janet Napolitano, 18 Nisan Perşembe günü, Capitol Hill’de (ABD Kongresi), Çarnayev Ocak 2012’de Kafkasya’ya gitmek üzere altı aylığına ABD’den ayrıldığında, bu yolculuğun İç Güvenlik Bakanlığı sistemine “düştüğü”nü, ama onun faaliyetlerine ilişkin soruşturma bitmiş olduğu için, geri geldiğinde hiç kimsenin bunu farketmediğini doğruladı.

İslamcı militan kuşkusuyla bir FBI soruşturmasına maruz kalmış birinin, bir ABD kentinin merkezinde üç kişiyi öldürüp 170’ten fazla insanı yaralayan bir bombalama eylemini nasıl gerçekleştirebildiği üzerine çok sayıda açıklama söz konusu. Bunlardan en az akla yatkın -ve bir yalan ve örtbas etme olarak reddedilebilecek- olanı, kuşkulunun FBI’ın dikkatinden kaçtığıdır.

İki kardeşin annesi, Tamerlan’ın üç-beş yıldır kurumla sürekli ilişki içinde olduğunu ve onların Tamerlan’ın “attığı her adımı kontrol ettiğini” belirterek, FBI’ın bu hikâyesini doğrudan yalanladı.

FBI’a Tamerlan ile ilgili bir dosya iletmiş olduklarını açıklayan Rus polis kaynakları, bu ABD kurumunun Moskova’dan Tamerlan ile ilgili bir bilgi almadığına ilişkin iddiasını yalanladılar.

Boston’da geçtiğimiz Cuma günü, Çarnayev’in 19 yaşındaki kardeşi Cevher’in yakalanmasından önce sıkıyönetim ilan eden polis örgütlerinin kendi kendilerini kutlamasının ortasında, FBI’ın “istihbarat başarısızlığı”na yönelik eleştiriler artıyordu. ABD Senatosu’nun ve Temsilciler Meclisi’nin istihbarat komiteleri, Salı günü, FBI’ın Çarnayev’in faaliyetlerine ilişkin 2011’deki soruşturmayı nasıl sürdürdüğüne ilişkin kapalı oturumlar düzenledi.

Bu oturumlardan, örtbas etme dışında bir sonuç beklemek için herhangi bir neden bulunmuyor. FBI’ın müdürünün, 11 Eylül 2001’de de aynı makamda olan Robert Mueller olduğu gerçeğini göz önünde bulundurmak yeter. Ne görünüşte ABD tarihindeki en büyük istihbarat başarısızlığı olan 11 Eylül’de ne de onu izleyen mahkeme, Mueller’in ya da bir başka önde gelen istihbarat görevlisinin, askeri ya da diğer hükümet yetkilisinin “veriler arasında bağlantı kuramadığı” için görevden alınmasıyla sonuçlanmamıştı.

11 Eylül saldırılarına dahil olanların bir kesimi FBI ya da CIA tarafından gözetim altında tutuluyordu. CIA hava korsanlarından ikisinin ABD’ye girmiş olduğunu biliyordu ama bu bilgiyi, kasten diğer kurumlardan gizli tutmuştu. FBI içindeki kimi unsurlar, ABD’deki pilot okullarında kurs gören Suudi ya da diğer Arap vatandaşlarının kuşkulu faaliyetlerini soruşturma talebinde bulunmuş ama bu sonuçsuz kalmıştı.

11 Eylül’e ilişkin resmi soruşturmayı gerçekleştirenler, açığa çıkaracakları şeylerden korktukları için, bu ilişkileri derinlemesine incelemekle ilgilenmediler.

Gerçekte, 11 Eylül’den bu yana ABD’de gerçekleşen her terör olayında FBI’ın parmak izleri vardı ve Boston’daki bombalamalar bir istisna oluşturmuyor. Camileri ve göçmen topluluklarını taramak için yüksek maaşlı haber kaynaklarını kullanan ve talihsiz insanları tuzağa düşüren Federal polis teşkilatı, FBI’ın telkini ve imkânları olmaksızın asla gerçekleşmeyecek sonu gelmez yakalama operasyonlarına girişti.

Tamerlan Çarnayev’in durumunda, onlara böylesi bir saldırı için ideal bir aday uzatıldı (şimdi de, onun militan açıklamalar yaptığı için camiden atılmış olduğu bildiriliyor). Şimdi onlar, iddialara göre, davayı kanıt yetersizliğinden düşürecekler. Bu iddianın inanılırlığı yoktur.

FBI’ın bombalamaların ardından Çarnayev kardeşlerin fotoğraflarını yayımlaması ve halka “ipucu” verme çağrısı yapması, hesaplanmış bir örtbas etme anlamına geliyordu. FBI, Keystone Polisleri değildir. Eğer onlar Çarnayevler’in planları hakkında önceden bilgi sahibi değil idiyseler, onları videoda gördükleri anda bu bireylerin kim olduğunu kesinlikle biliyorlardı.

Şimdi, hükümet çevrelerinde belirgin bir sinirlilik havası söz konusu. Daha gerçek bir soruşturma bile başlamamışken, iki kardeşin herhangi bir dış yardım almaksızın tek başlarına davrandıkları hikâyesi yayılıyor. Obama yönetiminde, yeni ifşaatların yol açabileceği herhangi bir zararı kontrol altında tutmaya yönelik çok güçlü bir çaba olduğu görülüyor.

FBI’ın Moskova’dan resmen istediklerini aldıktan sonra neler olduğuna ilişkin çok sayıda açıklama var. Bunlardan biri, Tamerlan Çarnayev’e, İslamcı gruplar hakkında istihbarat toplamada ya da Güney Rusya’daki ayrılıkçılığı desteklemeye yönelik örtülü ABD operasyonlarını ilerletmede önemli bir kazanç olarak görüldüğü için pasaport verildiği. Kimi kaynaklar, onun, sıkça karşılaşıldığı gibi, Amerikalı eğiticilerine yönelmiş olabileceğini ileri sürdü (insanın aklına, önde gelen beş CIA ajanının, Afganistan’da, El Kaide’ye sızmak üzere gönderilen Ürdünlü bir doktor tarafından öldürülmesi geliyor).

Kesin olan şu ki, terörizm her durumda Washington’ın sürdürdüğü ve dünyanın her yerinde pervasız, yağmacı ve şiddet içeren müdahalelerin sonu gelmez biçimde birbirini izlediği canice dış politika ile bağlantılıdır.

11 Eylül saldırılarının kökleri Carter yönetiminin Afganistan’da Sovyet destekli yönetimi devirmek amacıyla İslamcı bir ayaklanma kışkırtmak için 1970’lerin sonlarında aldığı kararda ve Washington’ın daha önce “özgürlük savaşçıları” olarak göklere çıkartmış olduğu mücahitleri daha sonra ıskartaya çıkartmasındadır.

ABD emperyalizmi ile El Kaide arasındaki karmaşık ve uzun süreli ilişkide, tarih kendisini yinelemektedir. Washington, hem Libya’da hem de Suriye’de El Kaide bağlantılı güçleri, laik Arap yönetimlerine karşı rejim değişikliğini amaçlayan savaşlarda vekiller olarak kullanmıştı.

Libya’da, Muammer Kaddafi devrildi ve öldürüldü; ABD bu güçleri zaptetmeye çabaladı ve bu çaba, geçtiğimiz 11 Eylül’de, Bingazi’deki ABD büyükelçiliğine yönelik -büyükelçinin ve üç diğer Amerikalı’nın yaşamına mal olan- kanlı saldırıyla sonuçlandı. O, Suriye’de, şimdiye kadar çatışmaların asıl yükünü taşımış olan El Nusra İslamcılarını marjinalize etmek için bir “ılımlılar” koalisyonunu bir araya getirme üzerinde çalışarak, aynı şeyi yapmaya hazırlanıyor. Bütün bunlar daha fazla terörizm tohumu ekiyor.

Sonuçta, her yerde kan ve felaket izi bırakan bu ABD operasyonlarının korkunç bedelini, Şam’da, Kabil’de, Bağdat’ta ya da Boston’da, bu olayların dışındaki masum insanlar ödüyor.

24 Nisan 2013

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir