Beşiktaş Saldırıları: Terörü Yalnızca İşçi Sınıfı Durdurabilir

Dün İstanbul Dolmabahçe’deki Beşiktaş Vodafone Arena stadyumu yanında ve Maçka Parkı’nda düzenlenen terörist saldırılarda 38 kişi öldürüldü; 14’ü yoğun bakımda olmak üzere 136 kişi yaralandı.

Beşiktaş-Bursaspor maçı sonrasında gerçekleşen bombalı araç ve canlı bomba saldırılarını, yine, en son Kasım ayında Diyarbakır’da gerçekleştirilen saldırıyı üstlenmiş olan TAK üstlendi. O saldırıda, saldırıya uğrayan binada gözaltındaki HDP’li vekiller ve politikacılar da bulunuyordu.

Kanlı terörist saldırının ardından, her terör eyleminden sonra yapılan alışıldık açıklamalar geldi. Başbakan Binali Yıldırım, “bu büyük acının milletçe kenetlenerek aşılacağı”ndan söz ettiği açıklamasında, “saldırının aydınlanması için bütün dikkatiyle teyakkuz halinde” olduklarını söyledi.

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, “Gerçekten aziz milletimizin de sabrının taşmakta olduğunu biliyoruz,” vurgusunu yaptığı açıklamasında, tüm burjuva politikacıların ağzına sakız olmuş “milli birlik” söylemine sarıldı.

AKP iktidarının “milli birlik” çağrısına, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan destek geldi. Yaptığı açıklamada, “İktidar, ülkemizin, akılcı, bilimsel, sürdürülebilir ve milli bir terörle mücadele politikasına ihtiyacı olduğunu vakit geçirmeksizin kabul etmek zorundadır. Bu bağlamda Cumhuriyet Halk Partisi olarak teröre karşı mücadelede her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu, bir kez daha vurguluyorum,” dedi.

Bu “mili birlik” masalının nasıl işçi sınıfının ve gençliğin “taşmakta olan sabrını” manipüle etmeyi amaçladığını en açık şekilde ifade eden açıklama MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den geldi. Binlerce işçinin ve gencin öldürüldüğü katliamlarla dolu bir geçmişe sahip olan bu faşist partinin başkanı, terörist saldırıdan, diktatörlük ve savaş yöneliminde AKP ile kurmuş olduğu ittifakı meşrulaştırmak için yararlanıyor.

Açıklamasında totaliter-faşist söylemin mükemmel bir örneğini sergileyen Bahçeli, “Türkiye Cumhuriyeti her türlü iğrenç ve namert operasyonu göğüsleyip ezecek güç ve kudrettedir. PKK, FETÖ, IŞİD, PYD-YPG ve DHKP-C milli vakar ve namus karşısında yerle yeksan olacaktır. Bunun başka bir alternatif ve yolu kalmamıştır. Türkiye’nin milli beka ve barışını tasfiye etme cüretini gösterenlere karşı 79 milyon Türk vatandaşı tek yumruk ve tek ses hareket ederek hainlere göz açtırmayacaktır,” dedi.

İstanbul’daki son terörist saldırının ardından yapılan bütün açıklamalar, iktidarıyla ve muhalefetiyle, bir bütün olarak burjuva siyaset kurumunun, 14 yıldır uygulanan toplumsal karşıdevrim ve savaş politikalarına yönelik kitlesel öfkeyi, sahte bir “terörle mücadele” sloganı altında, diktatörlük ve savaş gündemine yedekleme çabasının ifadesidir.

Bu “terörle mücadele”nin ne anlama geldiğini en iyi bilenler, işçiler ve gençlerdir. Türkiyeli egemen sınıf ve onun siyasi temsilcileri, “terörle mücadele” adına, onlarca yıldır grevleri, gösterileri ve toplantıları yasaklıyor; gazeteleri, dergileri, TV’leri ve radyoları kapatıyor; binlerce muhalif işçiyi, genci ve aydını hapse atıyor.

Terörle mücadele” adına demokratik hakların gasp edilmesine, bir polis devleti aygıtının kurulması, toplumsal yaşamın bütün alanlarının militaristleştirilmesi ve Kürt halkına karşı –ağır silahların kullanıldığı– açık bir savaş eşlik etti. Kasabaların yerle bir edildiği ve on binlerce insanın göçmen konumuna sokulduğu bu süreç, aynı zamanda, Türk ordusunun Suriye ve Irak’taki savaşa doğrudan katılımıyla tamamlanmaktadır. Bu kaçınılmazdır; çünkü Türkiye’nin kentlerinde yaşanan terör, ABD önderliğinde Ortadoğu’da sürdürülen savaşların ve AKP iktidarının 14 yıldır izlediği uluslararası politikanın içerideki yansımasından başka bir şey değildir.

Dünya egemenliğini koruma yolunda devasa askeri gücünden başka dayanağı olmayan ABD emperyalizmi, petrol zengini Ortadoğu üzerinde tam denetim sağlamak için, bölgede 25 yıldır savaşıyor. 1990 Körfez Savaşı’ndan bu yana Ortadoğu’yu harabeye çeviren ABD emperyalizmi ve müttefikleri, bölgedeki emperyalist yağma planlarını, yalnızca askeri araçlarla sürdürmüyorlar.

Onlar, aynı zamanda, rejim değişikliğini amaçlayan planlarında vekil güç olarak kullandıkları terörist örgütleri finanse ediyor, silahlandırıyor ve eğitiyorlar. Türkiye’de giderek tırmanan ve insanlık dışı yüzünü en son dünkü katliamda sergileyen terörizmin –özellikle Suriye’de– başlıca destekleyicilerinden biri de AKP iktidarıdır. Bu yüzden, Ankara’daki yöneticilerin terörist katliamlar karşısındaki açıklamaları, bütünüyle ikiyüzlü ve sahtedir.

Emperyalizmin ve yerel işbirlikçilerinin desteklediği terör, aynı zamanda, kimden gelirse gelsin, egemen sınıfa ve siyasi temsilcilerine, demokratik hakları gasp etmede gerekçe sağlamaktadır. TAK’ın üstlendiği bu son saldırı da, hükümetin hem diktatörlük yönelimini güçlendirecek hem de içeride Kürt halkına karşı baskıyı arttırmanın ve dışarıda savaş politikasını tırmandırmanın bahanesi olarak kullanılacaktır.

İşçi sınıfı ve gençlik, bu oyunu bozmalı, egemen sınıfın diktatörlük ve savaş yönelimini ilerletmesine izin vermemelidir. Kapitalizmin ürünü olan savaşların ayrılmaz parçasını oluşturan terör, yalnızca, savaşı ve kapitalizmi ortadan kaldırabilecek tek güç olan işçi sınıfının sosyalizm uğruna mücadelesiyle son bulacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir