Berlin terör saldırısının ardından sağcı, göçmen karşıtı saldırı tırmanıyor

Paylaş

Pazartesi günü Berlin Noel pazarında gerçekleşen saldırının arka planını belirsizliğini koruduğu halde, politikacılar ve medya, onu, Almanya’da ve Avrupa genelinde sağcı bir saldırıyı başlatmak için kullanıyor. Saldırı, 12 kişinin ölümüne, 48 kişinin yaralanmasına yol açmıştı.

Salı günü, polis, 23 yaşındaki Pakistanlı bir sığınmacıyı, Berlin’in merkezindeki Breitscheidplatz’da bir kalabalığın arasına dalan kamyonu sürdüğüne dair kanıt olmadığı için serbest bıraktı. Araştırma, şimdi, Temmuz 2015’ten beri Almanya’da yaşayan ve İslam Devleti’nin (IŞİD) Alman ağı ile bağlantısı olduğu iddiasıyla güvenlik makamlarının gözetimi altında bulunan genç Tunuslu Anis Amri’ye odaklanmış durumda.

Basında yer alan haberlere göre, soruşturmayı yürütenler, aracın sürücü koltuğunun altında Amri’nin bir kimliğini bulmuşlar. Onların, ilk kuşkulunun DNA örneğini bulmak için aracı daha önce incelemiş olmalarına rağmen, bunu neden ancak bir buçuk gün sonra buldukları yanıtsız kalıyor. Kaçmakta olan bir failin kartvizitini neden olay yerinde bıraktığı da kafa karıştırıcı.

Amri’nin kayıtlı olduğu Kuzey Ren-Vestfalya eyaleti içişleri bakanı Ralf Jäger, basına, adamın saldırıda yer aldığının “hala tümüyle netleşmedi”ğini söyledi.

Eldeki bilgilerden yola çıkarak, Berlin saldırısının sorumluları hakkında kesin hiçbir şey söylemek mümkün değil. İslamcı bir arka plan dışlanamaz ama yerli sağcı güçlerin bir provokasyonu da göz ardı edilemez. Geçtiğimiz yaz Münih’te 18 yaşındaki bir öğrenci tarafından gerçekleştirilen saldırının, saldırganın bir aşırı sağcı olduğu ortaya çıkana kadar, hemen bir İslamcı terör eylemi olduğunun ilan edildiği hatırlanmalı.

Olaya ilişkin belirsizlik, politikacıları ve medyayı, Berlin saldırısını sığınmacılara karşı ortak bir kampanya başlatmak ve devlet aygıtının büyük çapta takviyesini talep etmek için kullanmaktan alıkoymadı. Aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) ve Hristiyan Demokrat Birlik’in (CDU) federal hükümetteki Bavyeralı kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik (CSU), bu konuda başı çekiyor.

Onların saldırıları, doğrudan ya da dolaylı olarak, önümüzdeki sonbaharda yapılacak Bundestag (parlamenton) seçimlerinde dördüncü dönem başbakanlık için aday olmayı planlayan CDU başkanı ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’i hedefliyor. Merkel’in Irak, Suriye, Libya ve Afganistan ile Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya’daki diğer ülkelerdeki emperyalist savaşlardan kaçan sığınmacıları kabul etme tavrını uzun zaman önce bırakmış olmasına ve sığınmacıları insafsızca caydırma ve sınır dışı etme yönünde bir yol tutmuş olmasına rağmen, eleştirmenleri, onu, sığınmacı “sorunu” hakkında “yumuşak” davranmakla suçluyor.

AfD’nin önde gelen politikacılarından Marcus Pretzell, Pazartesi günkü saldırının hemen ardından, Twitter’da, “Ölümlerden Merkel sorumludur!” diye yazdı. AfD, Çarşamba akşamı, Başbakanlığın önünde, Pegida, Kimlikler ve Ulusal Demokratik Parti (NPD) gibi aşırı sağcı örgütlerin katılmayı planladığı bir gece nöbeti düzenledi.

Salı günü, Bavyera Başbakanı ve CSU Başkanı Horst Seehofer, Münih’te, “Tüm göç ve güvenlik politikamızı yeniden gözden geçirmek ve yeniden düzenlemek, kurbanlara, ailelerine ve tüm halka borcumuzdur.” açıklamasını yaptı.

Bavyera İçişleri Bakanı Joachim Herrmann, Deutschlandfunk radyosunda, faillerin, “sığınmacı akışının parçası olarak Almanya’ya gelmiş insanlar” olduğunu iddia etti ve ekledi: “Riskler ortada.”

Salı akşamı ARD televizyonunun Maischberger söyleşi programına katılanlar, devletin büyük çapta takviye edilmesini talep ettiler. İsrailli bir terör “uzmanı” olarak bilinen Shlomo Shpiro, Berlin saldırısını, “Almanya’nın 11 Eylül’ü” olarak betimledi. O, ABD’de, insanların her güne terör tehdidiyle uyandıklarını belirtti. Bu, şimdi Almanya’da gerçekleşiyordu. Shpiro, “Çözüm, polis, istihbarat, güvenlik politikası, ama aynı zamanda toplumsal” diye konuştu.

Shpiro, Nazi egemenliğinin bir sonucu olarak Almanya anayasasına yerleştirilmiş olan “modası geçmiş yasaları, düzenlemeleri ve yapıları” yürürlükten kaldırma çağrısı yaptı ve devlet istihbaratı ile polis aygıtının merkezileştirilmesinin gerekli olduğunu söyledi. O, “Almanya’daki servislerin (Stasi, Gestapo vb.) kötü bir üne sahip” olduklarını kabul ediyordu ama insanların bu tür örgütlerin suçları üzerinde durabilecekleri dönem “sona ermiş”ti.

İçişleri Bakanları Konferansı Başkanı Klaus Bouillon, “kesinlikle devam edecek” olan terör tehdidiyle başa çıkmak için “net çözümler” çağrısında bulundu. Bouillon, şöyle devam etti: “Bizim, polisi önemli ölçüde güçlendirmeye, yeni örgütlenme biçimlerine, yeni silahlara ihtiyacımız var. Soruşturma kuruluşlarına yardımcı olacak yeni yasalara, yeni medyayı daha fazla kontrol etmeye ihtiyacımız var mı, diye düşünmemiz gerekiyor.”

Yeşiller ve Sol Parti de bu kampanyayı destekliyor. Yeşiller Partisi’nin parlamento grup başkanı Katrin Göring-Eckardt, Maischberger programında, Shpiro’ya ve Bouillon’a sağdan saldırdı. O, istihbarat örgütlerinin uzun süre önce merkezileştirilmemiş olmasını eleştirdi. Yeşiller’den Boris Palmer ise Deutschlandfunk radyosunda, “Daha fazla sınır dışılar olmalı.” talebinde bulundu. Sol Parti de bir süredir, daha fazla polis talebinde bulunuyor.

Bu tepkiler Almanya ile sınırlı değildi. Avrupa çapında, sağcı partiler ve hükümetler, Berlin saldırısına, kendi otoriter ve yabancı düşmanı politikalarını kanıtlayıcı bir şey olarak sarıldılar.

Milyoner bir yatırımcı olan Çek Maliye Bakanı Andrej Babis, “bu dehşet verici eylemin sorumlusu”nun Merkel’in politikası olduğunu ilan etti. Babis, “göçmenlerin kontrolsüz dalgalar halinde, belgesiz, dolayısıyla gerçekte kim oldukları bilinmeksizin Almanya’ya ve tüm Avrupa’ya girmelerine izin veren oydu” dedi ve göçmenlere Avrupa’da “yer yok” vurgusunu yaptı.

Hollandalı aşırılıkçı Geert Wilders, Merkel’i ellerinde kanla gösteren bir resim yayınladı ve Avrupa’nın “korkak liderleri”ni bir İslamcı terör saldırıları “tsunamisi”nden sorumlu tuttu.

Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin (UKIP) eski lideri Nigel Farage, Twitter’da şöyle yazdı: “Berlin’den korkunç haberler, ama şaşırtıcı değil. Merkel’in mirası bu tür olaylar olacak.”

Polonya’daki iktidar partisi PiS’in başında bulunan Jaroslaw Kaczynski, “Biz, Polonya’yı savunacağız.” açıklaması yaptı. Polonya İçişleri Bakanı Mariusz Blaszczak ise şunları söyledi: “Eğer eski hükümet hala iktidarda olsaydı, ülkede birkaç bin, belki de 10.000 İslamcı göçmen olacaktı. O durumda, tehlike büyük olacaktı. Her şey, bir ‘Medeniyetler mücadelesi’ ile ilgili.” Blaszczak, “hedefin bir Noel pazarı olması rastlantı değildi” diye ekledi.

Die Zeit’in kötü ünlü sağcı editörü Josef Joffe, zafer sarhoşuydu ve Guardian gazetesine şöyle yazdı: “Şimdi koza tümüyle patlamış durumda. Bizim mahremiyet yasalarımızın koruyuculuğu altındaki Almanlar, yakında, düşüncelerini, bizzat bizim ve müttefiklerimizin istihbarat örgütlerinin çok daha yoğunlaştırılmış gözetiminden yana değiştirecekler… Artık, Almanya güvenliğe daha fazla yatırım yapacak ve belki de, NSA’e, GCHQ’ya ve DGSE’ye biraz daha minnet gösterecek.”

Joffe, yazısını, Almanya’da militarizmin yararlı olacağını da belirterek sürdürüyor ve ekliyor: “Donald Trump, ittifakı [NATO] ‘modası geçmiş’ diye önemsemezken, ulusun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geleneksel duruşu olan pasifizm, Putinci yayılmacılık NATO’nun doğu sınırlarına sokuldukça, parıltısını yitiriyor.”

Yazar, şu sonuca varıyor: “En önemlisi, eğer failin bir sığınmacı olduğu ortaya çıkarsa, Merkel’in sığınmacılar konusundaki ‘açık kapı’ politikası belirleyici bir değişiklik yaşayacak.” “Açık kapı” politikası, “Almanya’nın kirli geçmişinden kaynaklanan, büyük bir ahlaki jest, tarihsel bir gönül alma eylemiydi. [Bununla birlikte] Terör aşırı sağdaki ve aşırı soldaki göçmen karşıtı ve soyutlanma yanlısı partileri meşrulaştırdığında, niyetlerin soyluluğu istenmeyen sonuçlar verir.”

Bu sağcı kampanyanın kayda değer bir halk desteğine sahip olduğu yönünde hiçbir belirti söz konusu değil. Berlin’deki atmosfer sakin. Röportaj yapılanların çoğu, saldırının halkın ruh halini zehirlemeyeceği ve sağın şansını arttırmayacağı umuduyla birleşmiş bir üzüntüyü ve korkuyu dile getiriyor. Seehof’un bu korkunç olayı sadece 14 saat sonra politikaya sokma girişimi yaygın bir öfke uyandırdı.

Yaşanan, Noel pazarına yönelik saldırıyı kendisi için ideal bir bahane olarak gören egemen çevrelerin bilinçli bir kampanyasıdır. İsrailli terör “uzmanı” Shpiro’nun iddialarının aksine, 11 Eylül ile gerçek benzerlik burada yatmaktadır.

New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ne ve Washington’daki Pentagon’a yönelen ve ABD istihbarat örgütlerinin hala açıklığa kavuşturulması gereken bir rol oynadıkları saldırılar, ABD’nin tek dünya gücü olarak konumunu savunmaya çalıştığı Ortadoğu’daki savaşlara bahane sağlamıştı. ABD, yine bu saldırılar sayesinde, işçi sınıfını denetlemek ve bastırmak için devasa bir gözetleme ve güvenlik aygıtı kurdu. Bu gelişmelerin doruk noktası, hükümeti mali oligarşi ve ordu mensuplarından oluşan Donald Trump’ın başkanlığıdır.

Şimdi, Avrupa’daki egemen seçkinler aynı yolu tutuyor. Onlar, bunu yaparken, artan toplumsal gerilimlere ve Avrupa Birliği’nin parçalanmasına karşılık veriyorlar. Burjuva partileri arasında ve içinde ortaya çıkan farklılıklar bütünüyle taktikseldir. Tüm düzen partileri, militarizm ve toplumsal karşı-devrim biçimindeki ana politika doğrultusunda ittifak halindedir.

22 Aralık 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir