Basra Körfezi’nde olduğu iddia edilen olayın ardından, AB güçleri İran’ı tehdit ediyor

Yazdır

ABD ve Britanya askeri kaynakları, İran teknelerinin Çarşamba günü Hürmüz Boğazı’nda bir Britanya petrol tankerinin önünü kestiğini ve ardından Britanya savaş gemisi HMS Montrose’un tekneleri kovaladığını iddia ediyor.

Bu olay hakkındaki haberlerin hiçbiri, göründükleri gibi kabul edilemez. İran, bu olayın meydana geldiğini kesin olarak reddetti ve iddialarda bulunan ABD’li yetkililer, ellerinde olduğunu iddia ettikleri videoları yayınlamadılar. Bu olay, Washington’ın 2015 İran nükleer anlaşmasını tek taraflı askıya almasının, bölgede büyük bir takviyeye başlamasının ve ABD’nin müttefiklerinden bunu desteklemelerini istemesinin ardından, İran’ı hedef alan savaş yöneliminin ortasında gerçekleşiyor. Daha olay hakkında kesin olarak hiçbir şey bilinmezken, Avrupa’da, Avrupalı devletlerin İran’a karşı Washington’a arka çıkmalarını talep eden bir medya kampanyası başladı.

Avrupa saatiyle Çarşamba akşamı, ABD Merkez Komutanlığı sözcüsü Yüzbaşı Bill Urban, İran’ın Hızlı Saldırı Gemileri/Hızlı İç Saldırı Gemileri’ni (FAC/FIAC), tankeri taciz etmekle suçladı. Urban, yaptığı açıklamada, Pentagon’un, “İslami Devrim Muhafızları’na ait FAC/FIAC’ın tacizine ve Britanya bayraklı ticari gemi British Heritage’in bugün Hürmüz Boğazı yakınlarında geçişine müdahale etme girişimlerine ilişkin haberlerin farkında” olduğunu söyledi.

HMS Montrose “silahlarını İran teknelerine yöneltmiş” ve söylendiğine göre, bunun üzerine tekneler kaçmıştı. Britanya’daki Independent gazetesine isimlerinin açıklanmaması şartıyla konuşan ABD’li askeri yetkililer, “Bu bir tacizdi ve geçişe müdahale girişimiydi,” dediler.

Britanya Savunma Bakanlığı’nın yaptığı açıklamada da şu iddiada bulunuldu: “Üç İran gemisi, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde, ticari bir gemi olan British Heritage’in Hürmüz Boğazı’ndan geçmesini engelleme girişiminde bulundu.” Açıklamada, HMS Montrose, “İran gemileri ile British Heritage arasına girmek ve sonradan dönüp giden İran gemilerine sözlü uyarılarda bulunmak zorunda kaldı,” deniyordu.

İranlı yetkililer ise, böyle bir olayın meydana geldiğini kesinlikle reddettiler. İran Devrim Muhafızları’nın deniz kuvvetleri, Fars Haber Ajansı’na bir açıklama yaptı ve “Son 24 saatte yabancı gemiler ile hiçbir karşılaşma olmadı,” iddiasında bulundu.

İddiaları ABD’li ve Avrupalı yetkililerin İran’la gerilimleri tırmandırma girişimi olarak reddeden İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, ISNA Haber Ajansı’na şunları söyledi: “Gerilim yaratmak için bu tür iddialarda bulunuyorlar ama bu iddiaların bir değeri yok. Bu tür çok sayıda iddiada bulundular. Kendi zayıflıklarını örtmek için böyle şeyler söylüyorlar.”

Çarşamba günü Hürmüz Boğazı’nda ne olduğunu belirlemek şu an için olanaksız; herkesin dediğine bakılırsa, ateş açılmamış. Bununla birlikte, yeni bir askeri tırmanma yönünde baskı devam ediyor. Ortadoğu’daki savaşlar, Trump ve yönetimi Avrupa’daki ve başka yerlerdeki işçiler arasında desteğe sahip olmamasına ve Washington ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki patlayıcı dış politika anlaşmazlıklarına rağmen, Avrupa egemen sınıfları içindeki güçlü sesler, Avrupa’nın, ABD’nin İran’a karşı savaş yönelimine arka çıkmasını talep ediyorlar.

Britanya başbakanlık ofisi sözcüsü, Londra’nın Basra Körfezi’ndeki savaş gemisi varlığını arttırıp arttırmayacağına ilişkin soruyu, arttıracağının sinyalini vererek cevapladı: “Körfez’de eskiden beri süregelen bir denizcilik varlığına sahibiz. Oradaki güvenlik durumunu aralıksız olarak izliyoruz ve uluslararası hukuka uygun olarak denizcilik özgürlüğünü korumaya kararlıyız.”

ABD’nin emriyle hareket eden Britanyalı askerlerin 4 Temmuz’da Cebelitarık açıklarında Suriye’ye İran petrolü götürdüğü iddiasıyla bir tankere el koymasından, hayret verici bir ikiyüzlülükle, ABD ile Britanya’nın İran’a karşı iddialarının güvenilir olduğunun kanıtı olarak söz ediliyor. Bu korsanlık eyleminden sonra Tahran, bunun “yansımaları” hakkında uyarıda bulunmuştu.

Amerikan dergisi Foreign Policy, Salı günü, Britanya ile Fransa’nın Suriye’deki askeri varlıklarını yüzde 10-15 arttırma konusunda anlaşmış olduklarını bildirdi. Bu, Berlin’in, Pazartesi günü, Rusya ve İran tarafından desteklenen Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimine karşı Suriyeli Kürt milislerle birlikte çalışan ABD askerlerinin yanında savaşmak üzere daha fazla asker göndermeyi geçici olarak reddetmesine karşı bir adımdı.

Dergi, Londra ile Paris’in, “Hürmüz Boğazı’ndan ve diğer geçitlerden geçen ticari gemilerin güvenliğini arttırmak üzere tasarlanmış bir denizcilik ortaklığı olan Sentinel’e katkı yapmakla ilgilendiklerini belirttiğini” ekliyordu. Özel kuvvetlerin operasyonlarının gizliliğine atıfta bulunan Londra ve Paris, bu karar hakkında yorumda bulunmayı reddetti. Bu iki ülkenin savaş yönelimi, Britanya ve Fransa halklarının arkasından gelişiyor.

Özelikle Almanya’da, Suriye ve Ortadoğu genelinde bir tırmanmaya yönelik önceki muhalefetinden yüz seksen derecelik bir dönüş yapma yönündeki çağrılar hızla gelişiyor. Çarşamba günkü olaydan sonra, Alman basınında, Berlin’in İran’a karşı ABD önderliğindeki savaş yönelimine katılmasını talep eden çok sayıda makale çıktı.

Die Welt, “İran sorununda, Avrupa Trump’ı desteklemeli” başlıklı bir yorumda, Berlin’in, Trump’ın 2015 İran nükleer anlaşmasını tek taraflı olarak yırtıp atmasını desteklemesi gerektiğini ileri sürüyor ve şöyle yazıyordu: “İran ile atom anlaşması başlangıçta doğruydu. Ama onun bölgeyi sakinleştirme biçimindeki görünüşteki hedefi başarısız oldu. [İran’daki] Rejim her zamankinden daha saldırgan. Dolayısıyla, ABD başkanının anlaşmaya yönelik eleştirisi haklı çıkıyor.”

Süddeutsche Zeitung’un “Avrupa ve Asya, ticaret gemilerini daha iyi korumalı” başlıklı yazısında da benzer bir görüş ortaya çıktı: “Denizcilik özgürlüğü önemli bir önceliktir; özellikle de Almanya gibi ihracata bağımlı bir ülke için.” Gazete, benzer şekilde, “bu ABD Başkanı Trump’ın ekmeğine yağ sürse bile,” İran suları açıklarında devriye gezmek üzere savaş gemilerinden oluşan bir uluslararası filo kurma çağrısı yaptı.

Gazete, devamında şöyle yazıyordu: “Bir uluslararası filo, aynı zamanda çatışmayı uluslararasılaştıracaktır ki bu, pekala ABD stratejisinin hedefi olabilir. Fakat bu durum, bunu kabul etmemenin bir gerekçesi olamaz. İran için, Avrupa’nın ya da Asya’nın savaş gemileri, ABD’nin ya da Suudilerin devriye gemilerinden daha az kışkırtıcı olacaktır. Bu, ayrıca, Tahran’a, Avrupa’nın nükleer anlaşmayı korumak istemekle birlikte, İslam Cumhuriyeti’nin saldırgan bölgesel politikasını sessizce kabul etmeyeceği konusunda verilen bir başka sinyal olacaktır.”

Gerçekten de, Avrupa’nın başlıca emperyalist güçlerinin temsilcileri tarafından özetlenen stratejiler, doğrudan doğruya Pentagon’un planlarına yaramaktadır. Salı günü, Hürmüz Boğazı’ndaki olaydan bir gün önce, ABD Genelkurmay Başkanı General Joseph Dunford, Washington’ın bütün dünyadaki askeri müttefiklerini, ABD’nin önderliğinde İran’ı kuşatacak bir savaş filosuna katılmaya çağırmıştı.

Dunford, yaptığı açıklamada şunları söylüyordu: “Şu anda, bazı ülkelerle, hem Hürmüz Boğazı’nda hem de Bab’ül Mendep’te denizcilik özgürlüğünü sağlama alacak bir koalisyon oluşturup oluşturamayacağımıza bakıyoruz. Ve sanıyorum, muhtemelen önümüzdeki birkaç hafta içinde, hangi ülkelerin bu girişimi destekleme siyasi iradesine sahip olduğunu saptayacak ve sonra, bunu destekleyecek belirli kapasiteleri belirlemek üzere doğrudan ordularla birlikte çalışacağız.”

Dunford, Pentagon’un, operasyonları yönetmek üzere “komuta ve kontrol” gemileri sağlayacağını söylüyordu. Amerika’nın müttefikleri ise, ABD’nin komuta gemilerinin emirlerini yerine getirmek üzere refakat gemileri sağlayacaktı.

Dunford, bu planın, ABD Donanması’na, yalnızca İran ekonomisi üzerinde değil ama Avrupa’daki ve Doğu Asya’daki başlıca emperyalist “müttefikleri”nin ve Asya’daki en büyük nüfuslu iki ülke olan Çin ile Hindistan’ın petrol tedariki üzerinde çok büyük bir hakimiyet sağlayacağını ise söylemedi.

ABD’nin Enerji Bilgi Yönetimi (EIA), konuyla ilgili olarak şunları belirtiyor: “2018’de, [Hürmüz Boğazı’ndan] günlük petrol geçişi ortalama 21 milyon varil ya da küresel petrol sıvıları tüketiminin yaklaşık yüzde 21’ine denk idi. … EIA, 2018’de Hürmüz Boğazı’ndan geçen ham petrolün ve yoğuşuk maddelerin yüzde 76’sının Asya pazarlarına gittiğini tahmin ediyor. Hürmüz Boğazı’ndan Asya’ya giden ham petrolün başlıca varış noktaları, Çin, Hindistan, Japonya, Güney Kore ve Singapur’du ve bu, 2018’de Hürmüz’den geçen tüm ham petrolün ve yoğuşuk maddelerin yüzde 65’ine tekabül ediyor.”

Her gün Bab’ül Mendep boğazından Avrupa’ya doğru yaklaşık 4 milyon varil geçiyor.

Bu rakamlar, 1991’de Sovyet bürokrasisinin SSCB’yi dağıtmasından bu yana Ortadoğu’da yaklaşık otuz yıldır devam eden savaşların altında yatan, emperyalistler arasındaki kar ve askeri-stratejik nüfuz uğruna şiddetli mücadeleyi açığa vurmaktadır. Trump büyük Asya ve Avrupa devletlerini yüz milyarlarca dolarlık ticaret savaşı vergileriyle tehdit ederken, bu gerilimler görülmemiş yoğunluğa ulaşıyor. Şimdilik görünen o ki, askeri olarak üstün durumdaki ABD emperyalizmi ile bir çatışmadan korkan Avrupalı güçler, uygun zamanı beklemeye ve Washington’ın savaş yönelimine suç ortaklığı yapmaya karar veriyorlar.

AB devletlerinin özünde Washington’dan hiç de daha az yağmacı olmadığını gösteren bu politika, işçilerin, Washington’ın yeni ve daha büyük bir katliamını engellemek için rakip kapitalist devletlere güvenebileceğine ilişkin yanılsamaların iflasını da gözler önüne sermektedir. Yağmadan paylarını kapmak ve artan grevlere ve protestolara karşın askeri bütçelerine yüz milyarlarca avro akıtmayı sürdürmek için her şeyi göze almış olan AB güçleri, ABD’nin savaşlarına karşı çıkmamaktadır. Onlar, ABD’nin basıncına, askerileşme ve içeride kemer sıkmaya ve militarizme karşı protestoyu bastırma ve yönelimini yoğunlaştırarak karşılık veriyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares