Avrupa ve Amerika, Washington’ın İran’a yönelik ekonomik savaşı üzerine çatışıyor

Yazdır

Washington’ın, İran’a, ekonomisini boğma ve Tahran’da rejim değişikliğine zemin hazırlama amacıyla kapsamlı yeni yaptırımlar uygulamaya koyması, dünya jeopolitikasını karıştırıyor.

ABD, 5 Kasım itibarıyla, geri kalan ticaretini felce uğratmak ve onu makinelere, yedek parçalara ve hatta temel gıda maddelerine ve ilaçlara erişimden yoksun bırakmak amacıyla, İran’ın tüm enerji ihracatına ambargo uyguluyor ve İran’ı ABD’nin egemen olduğu dünya mali sisteminden dışlıyor.

Amerikan emperyalizmi, bunu yaparak, bir kez daha kanun benim demektedir. Yaptırımlar açıkça yasadışıdır ve uluslararası hukuka göre, bir savaş ilanından farksızdır. Bu yaptırımlar, BM Güvenlik Konseyi’nin desteklediği 2015 İran nükleer anlaşmasını (Kapsamlı Ortak Eylem Planı, JCPOA) ihlal etmektedir. Bu, Washington’ın emriyle ve savaş tehditlerini kapsayan baskısıyla yapılmış bir anlaşmaydı.

JCPOA’nın tüm diğer tarafları (Rusya, Çin, Britanya, Fransa, Almanya ve AB) ve İran’ın anlaşmaya uyup uymadığını doğrulamakla yükümlü olan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, İran’ın anlaşmanın yükümlülüklerini harfiyen yerine getirdiği konusunda çok nettir. Bu, İran’ın sivil nükleer programının büyük kısmının kaldırılmasını ve geri kalanının da azaltılmasını içermektedir.

Buna rağmen, JCPOA’ya desteğinden cayan Washington, şimdi, dünyanın geri kalanını kendisinin yasadışı ambargosuna katılmaya zorlamak için ikincil yaptırımlar sopasını savuruyor ve rejim değişikliği saldırısını kızıştırıyor. İran’la ticaret yapan şirketler ve ülkeler; hatta onlarla ticaret yapanlar, ABD pazarından dışlanacak ve büyük para cezalarına ve başka cezalara tabi tutulacaklar. Benzer şekilde, İran’la ticaret yapan şirketlerle herhangi bir anlaşması bulunan bankalar ve nakliye sigortacıları ve hatta İran’la ticareti kolaylaştıran diğer mali kuruluşlar, ABD’nin cezalandırıcı ikincil yaptırımlarına tabi tutulacak.

ABD Başkanı Donald Trump gibi durmadan İran’ı saldırıyla tehdit eden ve İran’ın Suriye’deki İslami Devrim Muhafızları güçlerine askeri saldırılar düzenlenmesi emri veren İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin yaptırımlarını “tarihi” diyerek övdü. ABD’nin iki diğer bağımlı devleti, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Washington’ın İran’ın petrol ihracatına ambargosunun neden olacağı eksikleri telafi etmek için petrol üretimini arttırma sözü veriyor.

Ancak, Amerika’nın İran’a karşı ekonomik savaşı, Ortadoğu’daki gerilimleri sadece şiddetlendiriyor ve ABD ile diğer büyük güçler –özellikle Avrupa– arasındaki ilişkileri de bulandırıyor.

Cuma günü, Britanya, Fransa ve Almanya dışişleri bakanları ve Avrupa Birliği Dış Politika Başkanı Frederica Mogherini, JCPOA’ya desteklerini yineleyen ve ABD’nin yaptırımlarını atlatıp onlara karşı gelme sözü veren bir açıklama yaptılar. Onlar, “Bizim amacımız, AB yasalarına ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2231 numaralı kararına uygun olarak, İran’la meşru bir şekilde iş yapan Avrupalı ekonomik aktörleri korumaktır.” diye ilan ettiler.

Avrupalı yetkililer, İran’ın petrol ve doğalgaz ihracatını sürdürmesine olanak sağlayacak şekilde, onunla “mali kanalları” korumaya ve bunu yapmak için Rusya, Çin ve “JCPOA’yı desteklemekle ilgilenen” diğer ülkelerle çalışmaya bağlılıklarını açıkladılar.

Açıklama, Avrupalı devletlerin, “meşru ticaret yapma” haklarını ileri sürme ve bu amaç doğrultusunda, bir Özel Amaçlı Kurum (SPV) kurmaya girişme yönündeki “sarsılmaz kolektif kararlılıkları”nı vurguluyordu. SPV, Avrupalı şirketlerin ve potansiyel olarak Rusya’yı ve Çin’i de kapsayan diğer ülkelerin şirketlerinin, ABD’nin egemen olduğu dünya mali sisteminin dışında, avroyu ya da ABD doları dışındaki başka bir değişim aracını kullanarak İran ile ticaret yapmasına olanak sağlayacak.

Cuma günkü açıklama, aynı gün Trump’tan, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’dan ve yönetimin diğer üst düzey yetkililerinden gelen bir dizi tehditkar resmi açıklamaya bir yanıttı. Bu açıklamalar, ABD’nin yeni yaptırımlarını ayrıntılı şekilde açıklıyor ve Washington’ın, İran ekonomisini çökertme ve ABD yaptırımlarına uymayan herhangi bir şirkete ya da ülkeye saldırgan biçimde yaptırım uygulama kararlılığını tekrarlıyordu.

ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin, Avrupa’nın SPV’si hakkındaki bir soruya yanıt olarak, bunun “kayda değer” bir ticaret kanalı olacağını “hiç sanmadığını” söyledi ve ekledi: “Ama eğer yaptırımlarımızdan kurtulma niyetinde olan işlemler söz konusu olursa, saldırganca kendi çarelerimize başvuracağız.”

Trump’ın yetkilileri, İranlı tüm mali kuruluşları ağdan hızlı bir şekilde çıkarmamaları durumunda, bankalar arası güvenli iletişime olanak sağlayan Brüksel merkezli ağ SWIFT’e ve onun yöneticilerinin çoğunluğunu oluşturan Avrupalı bankalara da yaptırım uygulayacakları uyarısında bulundular.

Trump yönetimi, Washington’ın Avrupalıları küçümsemesini açıkça vurgulamak için tasarlanmış bir adımla, petrol ithalatına ABD ambargosunun tam uygulanmasına geçici muafiyetler tanınacak olan sekiz ülke arasına hiçbir AB devletini dahil etmedi.

Almanya, Britanya, Fransa ve AB, Washington’dan daha az açgözlü değildir. Telaş içinde silahlanmakta olan Avrupa’nın büyük güçleri, NATO’nun Rusya’ya karşı savaş yığınağına yardımcı oluyorlar. Onlar, geçtiğimiz otuz yılda, Afganistan’dan Libya’ya ve Mali’ye kadar Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da sayısız savaş ve yeni sömürgeci müdahale yürüttüler.

Ama bu güçler, Trump yönetiminin İran’a karşı pervasız ve provokatif saldırganlığının sonuçlarına öfkeliler ve bu sonuçlardan korkuyorlar. Öfkeliler; çünkü Washington’ın nükleer anlaşmadan çekilmesi Avrupa sermayesinin İran iç piyasasında önde gelen bir konum ele geçirme ve İran’ın büyük petrol ve doğalgaz imtiyazları tekliflerinden yararlanma planlarının altını oydu. Korkuyorlar; çünkü Washington’ın İran ile cepheleşmesi, her durumda, yeni bir sığınmacı krizini tetikleyecek şekilde Ortadoğu’yu ateşe verecek olan bir savaş, petrol fiyatlarında büyük bir artış ve yine bir o kadar önemli olarak, Avrupalı güçlerin şu anda sonucu bağımsız bir şekilde belirleyecek askeri araçlardan yoksun olduğu koşullarda bölgenin bir yeniden paylaşımını tutuşturma tehdidi oluşturuyor.

Trump yönetimi, bugüne kadar, Avrupalıların ABD yaptırımlarına muhalefet beyanlarına yönelik mağrur hatta kendini beğenmiş bir tavır takınmıştı. Yönetime önderlik eden Trump ve Pompeo ile Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton gibi diğer İran’la savaş kışkırtıcıları, çok sayıda Avrupalı şirketin, ABD yaptırımlarıyla başlarının belaya girmesi korkusuyla ülkeden çekildiği ve İran’la bağlarını kestiği gerçeği eliyle destekleniyorlar.

Financial Times, geçtiğimiz hafta, ABD misillemesi korkusuyla, hiçbir Avrupalı devletin SPV’ye ev sahipliği yapmayı kabul etmediğini ve AB’nin en son açıklamalarına göre, SPV’nin yeni yıla kadar işler hale bile gelmeyeceğini bildirdi.

Avrupa’nın güçlükleri ve tereddütleri ciddi. Ama bunlar, aynı zamanda, şu anda gerçekleşmekte olan jeopolitik kaymaların büyüklüğünü ve patlayıcılığını da gösteriyor.

En yakın birkaç iş merkezindeki piyasa paylarını ve yatırım karlarını en üst seviyeye çıkarmaya odaklanan Avrupalı şirket önderleri ABD’nin yaptırım tehdidine boyun eğerken, emperyalist stratejiyi geliştirip uygulamaktan sorumlu olan siyasi önderler, Washington’ı geri püskürtmeleri gerektiği sonucuna varmış durumdalar.

Bu hem İran’la hem de ABD’nin Avrupa’nın dış politikasını dikte etmek için (buna, Kuzey Akım 2’yi potansiyel olarak engelleme çabası dahildir) tek taraflı yaptırımları kullanmasını önlemenin araçlarını geliştirmekle ilgilidir. Rus doğalgazını Baltık Denizi altından Almanya’ya taşıyacak boru hattı projesi olan Kuzey Akım 2, Trump tarafından tekrar tekrar alenen suçlandı.

Washington’ın tek taraflı yaptırımlar uygulama gücü ABD dolarının dünyanın rezerv para birimi olarak rolü ve ABD’nin dünya bankacılık sistemindeki egemenliği ile bağlantılı iken, Avrupa’nın Amerika’nın yaptırım silahına meydan okuması, zorunlu olarak, ABD’nin küresel gücünün bu kilit unsurlarına bir meydan okumayı içeriyor.

Avrupalı emperyalist güçler, tüm diğer büyük güçler gibi, dünya kapitalizminin sistemsel bir çöküş yaşadığı koşullarda pazarlar, karlar ve stratejik üstünlük uğruna çılgınca bir mücadeleye kilitlendikleri için bu yolu tutuyorlar. Kendilerini yeni güçlerin yükselmesi ile ekonomik gücünün aşınmasına karşı koymak için her zamankinden daha çok savaşa güvenen ve hem düşmanları hem de sözde dostları zararına kendi çıkarlarını amansızca ilerleten bir Amerika arasında sıkışmış bulan Avrupalılar, Alman emperyalizminin öncülüğünde, ABD’den bağımsız ve gerektiğinde ona karşı kendi yağmacı çıkarlarını ileri sürmek için ekonomik ve askeri araçlar geliştirme peşinde koşuyorlar.

SPV’yi geliştirenler bunun son derece bilincindeler ve onun İran’a özel olmadığını açıkça ilan etmiş durumdalar.

Geçtiğimiz ay, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in avronun daha büyük bir küresel rol oynamasını garantiye almak üzere önlemler çağrısı yapmak için AB’nin Durumu konuşmasını kullanmasından sadece birkaç hafta sonra, Fransa Maliye Bakanı Bruno Le Maire, “İran’la kriz”in, “kendi bağımsız mali kurumlarına sahip olması adına Avrupa için bir şans” olacağını ve “böylece, kimle istersek ticaret yapabileceğimizi” söylemişti. Fransa Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Agnes Von der Muhl ise, SPV, “Avrupa Birliği için, gelecekte Avrupalı şirketleri yasadışı sınırötesi yaptırımların etkisinden koruyacak … bir ekonomik egemenlik aracı oluşturmayı amaçlıyor” diye ekliyordu.

ABD emperyalizminin stratejistleri de, SPV’nin Trump yönetiminin İran politikasından çok daha fazlasına yönelik bir meydan okuma olduğunun farkındalar. Eski Obama yönetimi yetkilisi Elizabeth Rosenberg, geçtiğimiz ay, Foreign Affairs’te, Trump yönetiminin tek taraflı yaptırımlarının AB’nin Washington’a karşı koyma noktasında Rusya ve Çin ile işbirliği yapmasına ve Avrupa’nın ABD’nin mali egemenliğine yönelik bir meydan okumasına neden olduğuna ilişkin önemli kaygıları dile getirmişti. Rosenberg, Rusya ile Çin’in halihazırda Batılı bankaları es geçen ödeme sistemleri geliştirmeye çalıştığı ve gelecekte doların üstünlüğüne ve ABD’nin önderlik ettiği küresel mali sisteme başka meydan okumalar vaat ettiği koşullarda, “ABD’nin bu eğilimi hızlandırıyor olması can sıkıcı” diye yakınıyor.

Trump yönetimi, İran ekonomisini çökertme ve İran halkını daha fazla yoksullaştırma yönelimiyle, savaş köpeklerini serbest bırakmış durumda. Yaptırımların etkisi ne olursa olsun, Washington, Tahran’a boyun eğdirmeye ve dünyanın geri kalanını suçlarına ortak etmeye saygınlığını ve gücünü koymuştur. Bu nedenle, Ortadoğu’da yıkıcı bir başka savaş tehlikesi ufukta her zamankinden daha büyük bir şekilde görünürken, Avrupa ile Amerika arasında büyüyen uzlaşmazlık ve devletler arası küresel ilişkilerin herkesin birbirine karşı olduğu bir tımarhane biçimini alması, uluslararası işçi sınıfının devrimci müdahalesinin yokluğunda, geçtiğimiz yüzyılın dünya savaşlarını bile gölgede bırakacak bir küresel çatışmaya zemin hazırlıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares