Avrupa Seçimleri’nde SEP’e ve PSG’ye oy verin!

Bugün Britanya’da ve Hollanda’da başlayan Avrupa Parlamentosu seçimleri, emekçilere oylarıyla siyasi bir mesaj verme fırsatı sunmaktadır.

Biz, okurlarımızı Britanya’daki ve Almanya’daki Sosyalist Eşitlik partilerinin adaylarına oy vermeye çağırıyoruz. Savaşa, militarizme ve kapitalist sömürüye karşı oy verin! Oyunuzu, sosyalist perspektife ve işçi sınıfı içinde yeni bir partinin inşasına desteğinizi göstermek için kullanın!

Bizler, Avrupa’nın birliğini değil ama en güçlü Avrupa bankalarının ve şirketlerinin diktatörlüğünü temsil eden Avrupa Birliği’nin (AB) amansız karşıtlarıyız. AB’nin bilançosu korkunç. O, kemer sıkma önlemlerinden, sosyal hizmetlerdeki kesintilerden, kapsamlı gözetlemelerden ve küçük bir azınlığın ezici çoğunluk zararına zenginleştirilmesinden sorumludur. Sunday Times’da yayımlanan ve Britanya’daki en zengin 1.000 kişinin servetinin 2008 mali krizinden bu yana ikiye katlandığını ve onların şimdi toplam 519 milyar Poundluk bir serveti ellerinde bulundurduğunu ortaya koyan en son zenginler listesi, bir bütün olarak Avrupa’yı temsil etmektedir.

Düzen partileri saflarını sıklaştırır ve düzenli adımlarla daha da sağa kayarken, bu görünümün altında toplumsal bir fırtına hazırlanıyor. Biz, siyasi bir yönelim sağlayarak bu fırtınaya hazırlanıyoruz.

Biz, AB’yi destekleme ya da ulus devleti güçlendirme biçimindeki sahte tercihi reddediyoruz. Biz, Avrupa’nın tabandan birleşmesi, Avrupa işçi sınıfının bütün sınırları aşan birliği için mücadele ediyoruz. Bu, yalnızca, Avrupa’da yaşananları belirleyen büyük şirket ve mali sektör çıkarlarına karşı sosyalist bir program temelinde mümkündür.

Almanya’daki PSG’nin ve Britanya’daki SEP’in ortak seçim bildirgesinde şunlar yazılı: “Avrupa’nın ulusalcılığa ve savaşa sürüklenmesini önleyebilecek; onun geniş kaynaklarını ve üretici güçlerini bir bütün olarak toplumun yararına kullanıp geliştirmenin koşullarını yaratabilecek olan tek şey, her ülkede işçi iktidarlarının kurulması ve Avrupa’nın sosyalist bir temelde birleşmesidir.”

Medya, seçimleri demokrasinin bir örneği gibi göstermek için elinden geleni yapıyor. Böyle bir şey söz konusu değil. Nüfusun büyük bir kesimi, Avrupa Birliği’ne ve onun parlamentosuna ya ilgisiz ya da düşman. Seçmenlerin yüzde 60 kadarının, tepkisini, seçim sandıklarından uzak durarak gösterceği tahmin ediliyor.

Kamuoyu araştırmalarına göre, kullanılacak oyların yüzde 30 kadarı, AB’ye karşı çıkan partilere gidecek. Bunlar, asıl olarak sağcı, yabancı düşmanı ve açıkça faşist partiler. Bunların bazıları (Fransa’daki Ulusal Cephe, Britanya’daki Britanya Bağımsızlık Partisi ya da Hollanda’daki Geert Wilders’in Özgürlük Partisi) kendi ülkelerinde en fazla oyu bile alabilirler.

Bu tür sağcı güçlerin artan etkisinin sorumluluğu, bütünüyle, onlara siyasi kılıf sağlayan Sosyal Demokratlar’a, sendikalara ve sahte-sol partilere aittir.

Bütün muhalefete karşın, AB’nin kemer sıkma ve savaş politikasının uygulanmasında başrolü Sosyal Demokrasi oynuyor. 15 yıl önce Britanya’da Tony Blair ve Almanya’da Gerhard Schröder tarafından başlatılmış olan politikalar, şimdi, İtalya’da Matteo Renzi ve Fransa’da François Hollande tarafından amansız sonuçlarına ulaştırılıyor. Böylece, Sosyal Demokratlar, sağcı demagogların kendilerini kemresıkma önlemleri karşıtı gibi göstermelerine izin vererek, onlara zemin hazırlıyorlar.

Avrupa Solu, kemersıkma önlemlerine muhalefeti bastırmak için gücü oranında elinden gelen her şeyi yapıyor. Onlar sözlü olarak bu tür politikaları eleştiriyorlar ama pratikte onları destekliyor ve hükümette olduklarında uyguluyorlar. Avrupa Solu’nun önde gelen adayı Alexis Tsipras, bıkıp usanmaksızın, AB’yi savunduğunu ve Yunanistan’ın borçlarının geri ödenmesini garanti edeceğini vurguluyor.

Sosyal Demokratlar ve Avrupa Solu, şimdi, sağdan gelen tehditi Avrupa seçimlerinde kendi şanslarını arttırmak için kullanıyor. Bu yalnızca sinik değil ama aynı zamanda bütünüyle ikiyüzlüdür. Onlar, kendi politikalarına yönelik direniş arttığında, aşırı sağ ile işbirliği yapmaktan kaçınmayacaklar. Onların dayatmayı planladığı yeni sosyal saldırılar dizisi, demokratik yöntemlerle gerçekleştirilemez.

Onlar bunu, bir darbe düzenlemek ve sağcı AB yanlısı bir yönetimi iktidara getirmek için doğrudan Svoboda ve Sağ Sektör faşistlerine bel bağladıkları Ukrayna’da şimdiden göstermiş durumdalar.

Ukrayna’daki kriz, ABD’nin ve Almanya’nın bir üçüncü dünya savaşı tehlikesinde bile durmayacağını ortaya koymaktadır. Onlar, Rusya ile nükleer bir felakete yol açacak bir çatışmayı bilerek canlandırıyorlar.

Militarizmin bu yeniden canlanmasının nedeni, dünya kapitalizminin ve Avrupa Birliği’nin çok ciddi krizidir. O, dikkatleri Avrupa’daki aşırı toplumsal gerilimlerden saptırarak ve AB’yi saldırgan bir dış politika temelinde sıkıca bir araya getirerek, bankalara ve şirketlere pazarlar, hammadde kaynakları ve ucuz emekgücü sağlamayı amaçlıyor.

Savaşa ve faşizme sürüklenmeyi, yalnızca geniş bir uluslararası işçi sınıfı mücadelesi durdurabilir. Bu yüzden, seçmenlere, Avrupa seçimlerini savaş kışkırtıcılarına ve onların medyadaki suç ortaklarına karşı bir referanduma dönüştürme çağrısı yapıyoruz.

Britanya’daki ve Almanya’daki seçmenleri, SEP’in ve PSG’nin adaylarına oy vermeye çağırıyoruz. Ukrayna ve Rusya dahil tüm Avrupa’daki işçilere ve gençlere şu çağrıyı yapıyoruz: Partimize katılın! Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin şubelerini inşa edin!

Kampanyamızla ilgili daha fazla bilgi için, Britanya’daki SEP’in (İngilizce) ve Almanya’daki PSG’nin (Almanca) seçim sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir