Ankara’da bir ay içindeki ikinci terörist saldırıda 37 kişi öldürüldü

Paylaş

Aşağıdaki yazı WSWS’de 15 Mart’ta İngilizce olarak yayınlandı.

13 Mart Pazar günü, başkent Ankara’nın merkezinde bomba yüklü bir araçla yapılan saldırıda en az 37 kişi öldü, 125 kişi yaralandı. Saldırının hemen ardından, Ankara mahkemesi Facebook ve Twitter dahil olmak üzere sosyal medya paylaşımlarını engelleme kararı alırken, RTÜK olay yerinin ve kurbanların fotoğraflarının yayınlanmasını yasakladı.

Çoğu asker 29 kişiyi öldüren bir önceki saldırı, 17 Şubat’ta, Ankara’daki askeri garnizonların, parlamentonun ve önemli hükümet kurumlarının yakınında, PKK’den ayrılan bir grup olan Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) tarafından gerçekleştirilmişti. O saldırı, IŞİD’in Ankara Garı yakınındaki barış mitingine karşı düzenlediği ve en az 103 kişiyi katleden intihar saldırısından dört ay sonra gelmişti.

Türk egemen seçkinleri, 13 Mart saldırısından, ülkenin Kürt illerinde sürdürülmekte olan askeri operasyonlarını gerekçelendirecek şekilde milliyetçi ve askeri propagandayı daha fazla yükseltmek için yararlandılar.

Terör saldırısının hemen sonrasında, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de Başbakan Davutoğlu PKK’ye karşı askeri operasyonları tırmandırma kararlılıklarını yinelediler. Erdoğan yazılı bir açıklamada, “Devletimiz, her türlü terör tehdidi karşısında, meşru müdafaa hakkını kullanmaktan asla vazgeçmeyecektir. Askeriyle, polisiyle, köy korucusuyla tüm güvenlik güçlerimiz, hayatları pahasına, terör örgütleriyle kararlı bir mücadele yürütmektedir.” dedi.

Terör saldırısının sorumluluğunu hiçbir örgüt üstlenmezken, Davutoğlu, yazılı bir açıklamada, “saldırının arkasındaki terörist grup hakkında somut bilgiye” sahip olduklarını söyledi.

Davutoğlu, Suriye’ye yönelik olası bir Türk istilasına zemin hazırlayacak şekilde, PKK’yi saldırıyı gerçekleştirmekle suçladı ve ekledi: “Ülkemiz zorlu ve istikrarsız bir coğrafyada çok yönlü terör saldırılarına hedef olmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da, milletimizin birlik ve huzuru için terörle yürüttüğü mücadeleyi büyük bir kararlılıkla sürdürecek ve ülkemizi hedef alan hain odakları en ağır biçimde cezalandıracaktır.”

Bu açıklamalar ve hükümet yanlısı medya yorumcularının benzeri açıklamaları, Türk hükümetinin Suriye’yi istila hedefini izlemek için bu fırsata balıklama atlamaya hazır olduğunu göstermektedir.

Devlete ait Anadolu Ajansı’na göre, Suriye sınırındaki Şanlıurfa’da Pazar günkü bombalı araç saldırısıyla bağlantılı olarak dört kişi gözaltına alındı ki bu, saldırıda PKK’nin Suriye şubesi Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) rolü olduğunu ima eden bir işaret olarak alındı.

Bunun ardından, Türk savaş uçakları PKK’nin Kandil ve Gara’daki silah depolarını ve barınaklarını vurdu ve Türk polisi farklı kentlerde onlarca Kürt milliyetçisinin gözaltına alındığı bir operasyon başlattı.

Türk güvenlik güçleri, kırılgan bir ateşkesin geçtiğimiz yıl Haziran ayında çökmesinden beri, Kürtlerin yaşadığı güneydoğu kentlerinde tanklarla ve helikopterlerle harekatlar başlatırken, kolluk güçleri ile PKK militanları arasındaki çatışmalar devam ediyor. Ankara, ayrıca, Şubat ayında, Suriye’de ABD emperyalizminin vekilleri işlevi gören Kürt savaşçılara yönelik topçu bombardımanları gerçekleştirdi.

“Bölgede tırmanan terör faaliyeti”nden ve “vatandaşların can ve mal güvenliği”ni koruma gerekliliğinden söz eden AKP iktidarı, güvenlik güçleri Yüksekova ve Nusaybin ilçelerinde yeni operasyonlara hazırlanırken, yeni sokağa çıkma yasakları ilan etti.

Şırnak’ın Cizre, Silopi ve İdil ilçeleri ile Diyarbakır’ın Silvan ve Sur ilçelerinde aylar süren yıkıcı “terörle mücadele” operasyonları kısa süre önce tamamlandı ve 1.000’den fazla kişinin ölümüne, yaklaşık 350.000 kişinin evini terk etmesine yol açtı.

Ankara, aynı zamanda, medyaya ve meclisteki üçüncü büyük parti olan Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yönelik saldırılarını tırmandırmış durumda. Erdoğan’ın talimatı üzerine, HDP’nin iki eşbaşkanı dahil beş milletvekilinin parlamenter dokunulmazlığının kaldırılması yönünde bir teklif, halihazırda meclise sunulmuş durumda. Buna ek olarak, yüzlerce HDP belediye başkanı, il yöneticisi ve üyesi, “terör örgütü”ne üye olmak veya yardım ve yataklık suçlamalarıyla tutuklandı.

Meclisteki üç muhalefet partisi, yazılı açıklamalarla terör saldırısını kınadı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Kılıçdaroğlu, saldırıyı, ülkenin “sosyal huzurunu ve barışını” hedef almakla suçladı ve partisinin terörle mücadelede “her türlü siyasi sorumluluğu” alma kararlılığını yineledi.

HDP de, terörist saldırıyı, sivillere karşı “vahşi bir saldırı” olarak tanımlayarak kınadı. HDP Merkez Yürütme Kurulu, “Halkımıza yaşatılan bütün bu acıların bizleri kardeşlik duygularından uzaklaştıramayacağını ifade ediyor, saldırıyı bir kez daha en sert şekilde kınıyoruz.” diye belirtti.

Aşırı sağcı Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) başkanı Devlet Bahçeli, partisinin hükümete tam desteğini yineledi: “Hükümet bu konuda hiçbir zaafa ve ihmale izin vermemelidir. Türkiye’nin milli güvenliği kırmızı alarm vermektedir.”

Egemen seçkinler, ayrıca, halk tarafından desteklenmeyen işçi karşıtı bir yasa tasarısını aradan çıkarmak için saldırıdan faydalanıyorlar.

“İş Kanunu ile Türkiye İş Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” taslağı, geçici çalışmayı yaygınlaştırmayı ve özel istihdam bürolarının faaliyetlerini genişletmeyi hedefliyor. Tasarı, aynı zamanda, patronları İş Kanunu altında belirlenen nedenlerden ötürü iş sözleşmeleri sona eren işçilere tazminat ödemekten muaf tutan bir kıdem tazminatı fonunun oluşturulmasını içeriyor.

Ayrıca, özellikle toplu işten çıkarmalarla sarsılan otomotiv sektöründeki işçiler arasında artan bir hoşnutsuzluk söz konusu. Fransız Renault ile Türk ordusunun emeklilik fonu OYAK’ın ortak kuruluşu olan Bursa’daki OYAK Renault fabrikasındaki işçiler 1 Mart’ta greve gidip bir yürüyüş örgütlediler ve anayolu trafiğe kapatmaya çalıştılar. Göz yaşartıcı gaz kullanan çevik kuvvet, kalabalığı dağıtmak için işçilere saldırdı ve içlerinden birkaçını gözaltına aldı.

Geçtiğimiz yıl 14 Mayıs’ta, Renault’daki ve İtalyan Fiat ile Koç Holding’e ait Tofaş fabrikalarındaki otomotiv işçileri, kısa sürede Ford’un Türkiye birimi Ford Otosan’ı kapsayan diğer otomotiv üreticilerine ve çeşitli yan sanayi fabrikalarına yayılan iki haftalık yasadışı grevler düzenlemişlerdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir