AKP’nin IŞİD’e desteği belgelenirken koalisyon güçleri Tel Abyad’a ilerliyor

7 Haziran seçimlerinden önce “MİT TIR’ları” olayı olarak bilinen Suriye’ye silah sevkiyatı operasyonunun görüntülerini yayınlayan Cumhuriyet gazetesi, Perşembe günü de IŞİD militanlarını taşıyan otobüslerin şoförlerinin görüntülü ifadelerini yayınladı. [1]

Gazete bunun yanı sıra, “MİT TIR’ları”nda yakalanan silahların Jandarma Genel Komutanlığı’nın 23 Ocak 2014 tarihli Uzmanlık Raporu eliyle belgelendiğini gösteren resmi belgelerin fotoğraflarını paylaşarak silah ve mühimmat sevkiyatının resmi olarak kabul edilmiş olduğunu ortaya çıkardı. [2]

Cumhuriyet gazetesine sızdırılan görüntüler, IŞİD bayrağının bulunduğu bir binadan militanların ve mühimmatın alındığını gösteriyor. Haberde, Adana Narkotik Şube’ye uyuşturucu kaçakçılığı ihbarı yapılmasının ardından 10 Ocak 2014’te İncirlik otobanında durdurulan otobüslerden birinin bagajında mermiler bulunduğu belirtiliyor.

Gözaltına alınan şoförler, ifadelerinde, otobüslerin MİT tarafından kiralandığını, Reyhanlı’da sınırın sıfır noktasındaki Atme kampından militanları aldıklarını ve silah ve mühimmat taşınmasında görev aldıklarını söylüyorlar. Buradan yola çıkan otobüsler Urfa Akçakale’ye gidiyor ve oradan karşıdaki Tel Abyad’a geçiş yapılıyordu.

Atme kampı ile Tel Abyad arasındaki Suriye toprakları cihatçı militanların geçişini mümkün kılmadığı için Türkiye toprakları Tel Abyad’a geçiş için kullanılıyordu. Bu sevkiyatların olduğu günlerde, 12-13 Ocak’ta IŞİD, Tel Abyad’ı ele geçirmişti.

Bir süredir Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarının IŞİD’e verdiği desteğe eleştirilerinin dozunu arttıran Washington, Barack Obama’nın, G-7 zirvesinde, “Irak ve Suriye’ye yabancı savaşçı akışını engellemek için daha fazla gelişme sağlanması gerektiği”ni ifade etmesiyle, IŞİD’in sınır geçişlerinin engellenmesi çağrısını yinelemişti.

Bunu, Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest’ın günlük basın toplantısında “Türkiye’nin attığı bazı adımlar bu konuda yapıcı olmaya yönelik istekliliğini gösteriyor ama daha fazlasını yapabileceklerine ve yapmaları gerektiğine inanıyoruz” açıklaması takip etti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Mayıs ayı sonunda ABD önderliğindeki emperyalist koalisyonun “eğit-donat” planı kapsamında, Suriye’de savaşmak üzere sözde ılımlı muhaliflerin Türkiye’deki eğitimlerinin başladığını duyurmuştu. Eğitimler için Kırşehir’deki Şehit Bahtiyar Aydın Kışlası’nın hazırlandığı belirtilirken, Türkiye, Ürdün ve Suudi Arabistan’da 3 yılda toplam 15 bin militanın eğitilmesi planlanıyor. Beyaz Saray sözcüsünün “bazı adımlar”dan kast ettiği buydu.

Türkiye’nin “IŞİD karşıtı” emperyalist koalisyonda fiilen rol alması anlamına gelen bu adıma rağmen, ABD’nin asıl talebi olan, İncirlik üssünün hava saldırıları için kullanıma açılması ve sınır geçişlerinin engellenmesi, AKP iktidarından henüz karşılık bulmuş değil.

Bunların yanı sıra, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mart ayında Suudi Kralı ile yaptığı görüşmenin ardından, Türkiye-Suriye-Katar önderliğinde Suriye’de oluşturulan ve savaşçı, silah ve mühimmat akışıyla yoğun bir şekilde desteklenen Fetih Ordusu, Esad hükümeti kuvvetlerini ardı ardına yenilgiye uğratmaya başlamış, İdlib’i ele geçirerek Lazkiye’yi hedef olarak önüne koymuştu. Yaklaşık bir buçuk ay önce, konuyla ilgili yazımızda (Suriye rejimine karşı ABD-El Kaide saldırısı) şöyle yazmıştık: “El Kaide ile bağlantılı bir grubun Amerika Birleşik Devletleri tarafından silahlandırılan ve desteklenen bir grupla yan yana verdiği bir dizi savaşta Suriye’nin kuzeybatısındaki son derece kritik İdlib vilayetinin kontrolünü ele geçiren asi güçler, Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a bağlı ordu birlikleri karşısında önemli kazanımlar elde ettiler.” [3]

Geçtiğimiz günlerde söz konusu oluşumun Halep’te YPG mahallelerine saldırdığının açıklanması ve ardından IŞİD’in Fetih Ordusu’na karşı saldırıya geçmesi, ABD’nin Suriye’de karadaki vekil güçlerle ilişkisinin çelişkili karakterini bir kez daha gözler önüne serdi.

Diğer yandan, Ocak ayında ABD’nin hava saldırılarıyla birlikte IŞİD’i Kobani’den püskürten YPG’nin de dahil olduğu Burkan El Fırat güçleri, Mayıs ayı sonunda Tel Abyad’daki IŞİD hakimiyetine yönelik saldırılarını yoğunlaştırmıştı. YPG’nin İslamcı örgütlerle oluşturduğu bir ittifak olan [4] Burkan El Fırat güçlerinin karadan sürdürdüğü saldırılara ABD’nin hava saldırıları eşlik ediyor.

Saldırılarda köylerin de bombalanması nedeniyle en az 5 bin kişi Akçakale’ye sığınmış durumda, ayrıca sınıra binlerce kişi yığıldı ve yine binlerce sivil Kobani’ye geçiyor.

Akçakale sınır kapısının karşısındaki Tel Abyad’ın ele geçirilmesiyle, bölgeye cihatçı akışını kesmek ve Kobani ile Cezire kantonlarını birleştirerek IŞİD’e yönelik daha büyük saldırılara girişilmesi hedeflenenler arasında. Burkan El Fırat güçleri, kente batıdan 10, doğudan 19 km kadar yaklaştıklarını ve IŞİD’in bir ay içinde kentten çıkarılacağını iddia ediyor.

Türkiye’nin de dahil olduğu emperyalist koalisyonun ve onun karadaki vekil güçlerinin IŞİD’e yönelik bu operasyonuna Erdoğan’ın verdiği tepki, AKP iktidarının IŞİD’e olan desteğindeki ısrarı ve Suriye’de kendi politikasını dayatma çabasını vurgulamaktadır. Seçim yenilgisinin ardından Perşembe günü ilk kez konuşma yapan Erdoğan, bu tavrını, “İşte buyurun, bakın sınırımızda Tel Abyad’da, Arapları ve Türkmenleri uçaklarla vuran batı, ne yazık ki onların yerine terör örgütü PYD ve PKK’yı yerleştiriyor. Buna biz nasıl olumlu bakabiliriz?” diye ifade etti.

Erdoğan’dan, AKP iktidarının gözden düşmesinde Rusya ve Çin konularıyla birlikte önemli bir rol oynayan Suriye politikasında, ABD’yle birlikte savaşan PYD’dense IŞİD’i sınır komşusu olarak tercih ettiğini açıkça ifade eden bir açıklama gelmesi, Obama’nın sınır geçişlerinin engellenmesi vurgusunun dozunu arttırmasının ardından geldiği ve ABD hava saldırısına karşı çıktığı için önemlidir.

AKP iktidarının, Batılı emperyalist merkezlerin “sınır geçişlerini engelleyin” çağrısını dikkate almaması karşısında IŞİD’in elindeki sınır kapılarını ele geçirmeye yönelik daha yoğun bir girişime işaret eden Tel Abyad saldırısı, Türkiye’de kurulması planlanan koalisyon hükümetiyle birlikte Suriye politikasının yeniden bir bütün olarak ABD eksenine çekilmesi hedefine de denk düşüyor.

Bununla birlikte, ABD’nin de, Suriye’de ve Irak’ta, bölgede egemenlik kurma ve yağmasını sürdürme temel amacının dışında belirli bir politikası bulunmuyor. Çünkü “Washington’ın, IŞİD’in Suriye’de ilerlemesini engellemek ya da gerici monarşik Arap müttefiklerini İslamcı milisleri silahlandırmaya ve finanse etmeye devam etmekten vazgeçirmek için belirgin hiçbir girişimi bulunmuyor.” [5]

Bu yüzden, Musul bozgununun ardından en büyük yenilgi olarak görülen, Ramadi’nin IŞİD’in eline geçmesiyle birlikte, ABD ve Irak yönetimleri arasında karşılıklı suçlamalar ortaya çıkmıştı. IŞİD’in ilerleyişine karşı ABD’nin hava saldırıları yapmadığı iddiası en sert eleştiriydi. Öyle ki, “Bu saldırı, IŞİD’e karşı sözde bir hava savaşı yürüten ABD ve müttefik savaş uçaklarından hiçbir müdahale olmaksızın devam etmişti.” [6]

Türkiye-Suudi Arabistan-Katar ekseninde El Nusra önderliğinde oluşturulan Fetih Ordusu içindeki grupları da destekleyen ABD’nin bugün Suriye’de tartışmasız müttefik olarak gördüğü başlıca güç olarak ise PYD/YPG öne çıkıyor.

PYD’nin Rojava’da özerklik ilan etmesi, Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarının, “Esad gitmeli” politikasına “Suriye’nin kuzeyinde PKK oluşumu kabul edilemez” politikasını eklemişti. Esad’a karşı sınır geçişleri sağlanan ve her yolla desteklenen cihatçı teröristlerin Rojava bölgesine yönelik saldırılara başlaması bu politikanın bir parçasıydı.

AKP, sınırda PYD kontrolündeki bir bölgedense IŞİD’i tercih edeceğini, “Kobani düştü, düşecek” beklentisiyle daha önce de açıkça dışa vurmuştu, ki bu politika AKP’ye oy veren Kürt seçmenlerin önemli bir kısmının 7 Haziran seçimlerinde yitirilmesi sonucunu doğurdu.

Erdoğan’ın son açıklaması, tüm bunlara rağmen bu politikanın sürdürülmeye çalışıldığını vurgularken, Tel Abyad operasyonu, PYD’nin ABD için “tutarlı ortak” [7] olarak ilerlemeye ve bölgede alternatif bir müttefik güç oluşturmaya başladığına işaret ediyor.

Bununla birlikte, IŞİD’in bugünkü gücüne ulaşmasının doğrudan sorumlusu konumundaki ABD önderliğindeki Batılı emperyalist koalisyonun IŞİD’e yönelik operasyonları birinci yılına yaklaşırken, IŞİD geriletilmek bir yana kontrolü altındaki toprakları büyük ölçüde genişletmiş durumda. [8]

Irak’ın işgali, Suriye’de Esad rejimi karşıtı emperyalist vekil savaşı ve ardından Irak ve Suriye’de “IŞİD karşıtı” operasyonlar eliyle yüz binlerce kişinin öldüğü, milyonlarcasının evsiz yurtsuz kaldığı, etnik ve mezhepsel bölünmelerle paramparça edilen bölgede, emperyalist koalisyon halklara daha fazla savaş, kan ve yıkımdan başka bir şey sunmuyor.

Irak’tan Suriye’ye, Libya’dan Yemen’e giderek derinleşen insani felaket, bölgedeki yıkımın ve vekil savaşının sorumlusu olan emperyalist merkezlerde ve bölgesel müttefik devletlerde işçi sınıfının iktidarı ele geçirerek savaşın kaynağını kurutmasının barış ve kardeşliğe giden tek yol olduğu gerçeğini gözler önüne seriyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir