Adana’daki sığınmacı karşıtı provokasyon büyüyen tehlikeyi gözler önüne seriyor

Paylaş

18 Eylül Çarşamba günü Adana’da meydana gelen ve Türkiye’de son yıllarda yaşanan en büyük sığınmacı karşıtı provokasyon, şovenist propagandanın yarattığı atmosferin son derece tehlikeli boyutlarını gözler önüne seren ciddi bir uyarıdır.

18 Eylül günü akşam saatlerinde, Adana’daki Dumlupınar mahallesinde 20’li yaşlarındaki bir kişinin 11 yaşındaki bir çocuğu okul çıkışı evine götürerek taciz ettiği iddiasının özellikle sosyal medya üzerinden yayılmasının ardından yüzlerce kişi bir evin etrafında toplandı. Toplanan kalabalık, evi yakmak isteyince polisin biber gazlı müdahalesi ile dağıtıldı. Sosyal medyada şüphelinin Suriyeli bir sığınmacı olduğu iddiası yayıldıktan sonra çevre mahallelerde yeniden yüzlerce kişi toplandı ve gruplar halinde Suriyeli sığınmacıların işyerleri ve araçlarına saldırdı. Bazı dükkanlar ateşe verildi.

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) Adana Şubesi’nin hazırladığı rapora göre, saldırılarda 162 dükkan ve 12 araç zarar gördü. Şu an tedirginlik içinde olan Suriyeli sığınmacıların işyerlerinin hala kapalı olduğu belirtiliyor. Raporda belirtilen bir başka önemli bilgi de saldırganların önemli bir kısmının olay yerine dışarıdan araçlar ile geldiğidir. Bu bilgi, olayların bilinçli bir provokasyon olduğuna işaret etmektedir.

Gün boyu devam eden gerici saldırıların ardından, bunun bir kez daha sığınmacı karşıtı bir provokasyon olduğu ortaya çıktı. Adana Valiliği’nden yapılan açıklamaya göre 11 yaşındaki çocuğu istismar ettiği iddia edilen şüpheli bir Suriyeli değil, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydı. Basında yer alan bilgilere göre, şüpheli, Adana’nın Seyhan ilçesinde doğmuş olan 15 yaşındaki A.K. idi. Tutuklanan A.K.’nin 37 farklı suç kaydı olduğu da basına yansıyan bilgiler arasında.

Sokağa dökülen kişiler arasında ve sosyal medyada halkı kışkırttığı düşünülen kişilere karşı operasyonlar başlatıldı ve şu ana kadar 40 dolayında kişi gözaltına alındı. Fakat olayla hiçbir ilgileri olmamasına rağmen fatura yine günah keçisi ilan edilen sığınmacılara kesildi. Yaklaşık 100 kişi “düzensiz göçmen” oldukları gerekçesiyle yakalandı. Olayın sağcı ve gerici bir provokasyon olduğunun ortaya çıkmasına rağmen sosyal medyada ve sokaklarda saldırılar devam etti.

Hem hükümetin hem de burjuva muhalefetin uzun süredir her yolla önünü açtığı Adana’daki provokasyon tekil bir olay değil, sığınmacılara karşı dünya genelinde yürütülen kirli savaşın bir parçasıdır. Benzer bir olay bu yıl 29 Haziran’da İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde yaşanmış ve yine asılsız bir iddia üzerinden toplanan bir güruh Suriyeli sığınmacıların yaşadığı yerlere saldırmıştı.

Adana’daki olay, yıllardan beri hükümetinden muhalefetine bütün burjuva siyaset kurumu ve medyası tarafından teşvik edilen sığınmacı karşıtlığının sonucunda asılsız veya çarpıtılmış iddiaların kısa süre içinde tehlikeli provokasyonlara dönüşebildiğinin yalnızca en son ve en tehlikeli boyuttaki örneğidir.

Hükümet, Suriye’nin kuzeyinde ABD emperyalizm ile birlikte kurulması planlanan “güvenli bölge”ye Türkiye’de yaşayan Suriyeli sığınmacıları sürmeyi ve böylece onları ABD’nin vekil gücü Kürt milliyetçisi PYD-YPG önderliğindeki SDG ile arasında tampon olarak kullanmayı hedefliyor ki bu, milyonlarca sığınmacı sivili savaşın cephe hattına sürerek hayatlarını tehlikeye atacak bir insanlık suçudur. Dahası, sığınmacılar Avrupa Birliği (AB) ile yapılan kirli pazarlıklarda bir koz olarak kullanılıyorlar.

Suriyeli sığınmacıların Türk burjuvazisinin bölgesel planları için kullanılmasının yanı sıra, Suriyeli karşıtı gerici söylem ve provokasyonlar, her durumda işçi sınıfını ulusal temelde bölmeye ve Ortadoğu genelindeki işçilerin ortak mücadelesini engellemeye hizmet etmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti ve onların medya destekleyicileri, bu amaçla, yıllardır, Suriyelileri geri gönderme üzerine referandum düzenleme çağrıları yapmış ve kapitalizmin neden olduğu işsizlik, yoksulluk ve toplumsal eşitsizlikten onları sorumlu tutmuştur. Dolayısıyla, hükümetin sığınmacıları Suriye’ye sürme ve “düzensiz göçmen” adı altında toplama politikası, CHP önderliğindeki burjuva muhalefetin yıllardır kampanyasını yürüttüğü sığınmacı karşıtı gerici politikanın benimsenmesi anlamına gelmektedir. Hem hükümet hem de sahte solun nerdeyse bir bütün olarak desteklediği muhalefet partileri, müttefikleri ABD ve NATO güçleri ile birlikte parçası oldukları Suriye’deki emperyalist savaştan kaçan Suriyeli sığınmacılara yönelik tehlikeli provokasyonların suç ortağı konumundadır.

Toplumun en savunmasız kesimini oluşturan sığınmacılar, tarihte ve günümüzde sayısız kez tekrarlandığı üzere, kapitalist sistemin neden olduğu toplumsal krizin kaçınılmaz olarak geliştirdiği kitlesel muhalefeti gerici kanallara akıtmanın bir aracı olarak kullanılmaya çalışılıyor. Türkiye ekonomisi geçtiğimiz yıldan beri derin bir bunalım yaşarken, hükümetin büyük şirketler ve bankalar yararına izlediği politikalar sonucunda işsizlik ve yoksulluk devasa boyutlara ulaşmış durumda. Buna, Türkiyeli kapitalistlerin çoğu durumda ortalama ücretin yarısına ucuz işgücü olarak sömürdükleri Suriyeli sığınmacılar hakkında medya ve sosyal medya üzerinden aralıksız bir şekilde yayılan asılsız veya çarpıtılmış haberler eşlik ediyor.

Gerçekte ise, Adana ve pek çok şehirde devasa boyutlara ulaşan işsizliğin sorumlusu egemen sınıfın sanayisizleştirme politikasıdır. Örneğin, 20 yıl öncesine kadar Türkiye’nin en önemli tarım ve sanayi kentlerinden biri olan Adana, çok sayıda sanayi ve tarım işçisine ev sahipliği yapıyordu. Fakat Milli Mensucat, Tekel Sigara, Sümerbank gibi devlete ait fabrikalar özelleştirilip kapatıldı; Çukurova yöresinde çeşitli kooperatiflerin birleşmesiyle kurulmuş olan Çukobirlik fabrikası da kapananlar arasında. Bunun yanı sıra özel sektöre ait çok sayıda fabrika da kapandı. CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in geçtiğimiz yılın Kasım ayında yaptığı açıklamasına göre, Adana’da son 10 yılda toplam 55 büyük fabrikanın kapısına kilit vuruldu. Buna tarım sektörünün de yok edilmesi eşlik etti.

Tüm bu süre içinde egemen sınıfın başlıca müttefiki sendika bürokratları oldu. Sendikalar, başlayan her işçi direnişini yalıttılar ve işçilerin mücadelesini yenilgiye uğrattılar. Pek çok fabrika ise hiçbir direniş başlatılamadan sessiz sedasız kapatıldı. Bunun sonucunda Adana, on binlerce insanın iş bulma umuduyla göç ettiği bir şehir olmaktan çıktı ve işsizlik istatistiklerinde her yıl en üst sıradaki şehirlerden biri oldu. Şehrin pek çok yerinde terk edilmiş ve bir kısmı yıkılmış fabrika binaları bulunuyor.

Fakat Adana türünün tek örneği değildir. Türkiye genelinde ve dünya çapında işçi sınıfının koşulları egemen sınıfın tırmanan toplumsal saldırısıyla giderek kötüleşiyor ve bu saldırının arkasında her yerde aynı nesnel temel bulunuyor: kapitalizm. İşleri ve yaşam koşullarını savunma mücadelesi ile sığınmacıları her türden gerici saldırıya karşı savunma gerekliliğinin birbirinden ayrılmayacağını gösteren bu durum, işçi sınıfı sosyalist bir program temelinde egemen sınıfa karşı uluslararası ölçekte birleşmedikçe, ne yaşam koşullarının iyileştirilebileceği ne savaşların durdurulabileceği ne de bu emperyalist savaşların ürünü olan sığınmacı krizine son verilebileceği gerçeğinin altını çiziyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir