Adana Büyükşehir Belediyesi’nden “Kültür” Hizmeti: Aytaç Durak Tiyatrosu!

Adana Büyükşehir Belediyesi’nin 16 yıllık başkanı Aytaç Durak, yine yolsuzluklarıyla gündeme geldi. Geçtiğimiz hafta boyunca Vatan gazetesinde, kendisinin sağ kolu olarak görülen Mustafa Tuncel’in itirafları yer aldı. Aytaç Durak’ın yolsuzlukları ve “icraatları” hakkında bol bol yazılıp çizildi.

Aslında Adana’da yaşayan hiç kimse için bunlar yeni şeyler değil, hatta tüm bunların kanıksandığını bile söyleyebiliriz. Adana’da yıllardır süren olağanüstü boyutlarda bir rant kavgası var ve Aytaç Durak da bu kavgada baş rollerinden birini oynuyor. İki yıl öncesinde Adana’dan bir okurumuz buna dikkat çekerek şunları yazmıştı:

Adana’nın yaklaşık kırk kilometre kuzeyinde Başkan Durak’ın memleketi Karaisalı ilçesi bulunuyor. Ormanlık arazilerin içinde bulunan bu küçük ilçe iki yıl önce Büyükşehir Belediyesi’ne bağlandı ve bu bölgedeki arsa fiyatları on katına (bu bilgi yerel basında yayınlandı) çıktı. Şehrin kuzeyindeki 15-20 katlı apartmanların ilerideki yıllarda buraya da yapılması düşünülüyor. On kat değerlenen bu arazilerin içinde belediye başkanının da arazilerinin olduğu dillerde dolaşıyor. Şehrin kuzeyi uzun zamandır büyük bir rant kapısına dönüşmüş durumda. Fakat uzun vadeli düşünen soyguncular şimdiden şehrin 40-50 kilometre ötesini de gözlerine kestirmiş durumdalar. Bu yeni açılan bölgelerin ormanlık arazi olması ise durumu daha vahim kılıyor.[1]

Mustafa Tuncel’in de belirttiği gibi Aytaç Durak servetini imar oyunlarıyla büyütüyor. Adana’nın kuzeye doğru yayılması neticesinde bu bölgedeki arazilerin değeri birkaç kat arttı. Aytaç Durak, her ne kadar tesadüfmüş gibi göstermeye çalışsa da gerçek şu ki kendisi pek çok araziyi önceden ucuza kapatmıştı. Belediye Başkanı olduğu 16 yılda kendisinin ve yakınlarının arazilerine göre imar planları çıkartarak elindeki arazilerin olağanüstü değerlenmesini sağladı ve bu yolla kişisel servetini milyonlarca liraya çıkardı.

Saltanatını korumak için her yolu deneyen belediye başkanı, tabii ki bu imar değişikliklerini de kendi yandaşlarının çoğunlukta olduğu belediye meclisinin gündemine sokup onaylatarak duruma “yasal bir zemin” kazandırmayı da ihmal etmedi. Ayrıca, vergi kaçırmak, kendi servetini gizlemek için sahip olduğu arazileri ve gayrimenkulleri yakınlarının üzerine yaptığı iddiaları da ortaya atılınca, “evlendiğimizde eşim zaten zengindi” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışan Durak’ın bu savunmasını eşinin akrabaları bile yalanladılar.

Aytaç Durak, belediyenin başında kalabilmek ve soyguna devam edebilmek için burjuva siyasetine uygun olarak rüzgar nereden eserse o yöne gitti ve bir çok burjuva partisinden belediye başkan adayı oldu. Uzun yıllar boyunca ANAP’tan aday olan ve başkanlık yapan Durak, ANAP’ın 2002 seçimlerinde yenilmesi ve AKP’nin yükselişiyle birlikte kendisine AKP’de yer buldu ve rant oyunlarına devam etti. Geçtiğimiz yıl yapılan yerel seçimlerden önce ise AKP’nin Adana’da kazanamayacağını fark eden Durak, parti içindeki güven oylamasını bahane ederek ayrıldı ve kazanacağını düşündüğü MHP’ye kapağı attı. Ayrıca seçimlere karışan hileler ve TV’lere yansıyan oyların çalınması olaylarında da Aytaç Durak’ın adı ön plandaydı.

Tüm bu süre içinde bir yandan Kuzey Adana’da araziler ucuza alınmaya devam ediliyor, bir yandan da bu bölgedeki arazilerin değerinin artması için “yasal” her şey yapılıyordu. Şehrin kuzey bölgelerinin imara açılması, Baraj gölü çevresine yapılacak turistik amaçlı projeler, elli kilometre uzaktaki memleketi Karaisalı ilçesini Büyükşehir Belediyesi’ne bağlamak bu yapılanlardan bir kaçıydı.

Şehrin en çok tartışılan olaylarından metro projesi de Durak’ın elinde oyuncağa dönüştü. Birçok şehrin metrosundan daha kısa olan ve daha az yer altına giren Adana Metrosu yıllardır bir türlü tamamlanamadığı gibi bu projeye benzerlerine göre çok daha fazla para akıtıldı. Her yerel seçim döneminde metro bir seçim malzemesi oldu. Örneğin geçen yılki yerel seçimlerden bir hafta önce Adana Metrosu’nun bir kısmı apar topar deneme seferlerine başladı. Seçimi Aytaç Durak kazandıktan sonra da birkaç hafta “seçimi kazandık ama görevimizi hala yapıyoruz” edasıyla çalıştıktan sonra yine durduruldu.

Elbette bu yolsuzluk olayında sadece Aytaç Durak’ı değil, onu yaratan, onunla birlikte vurgunlar yapan, ona göz yumanlarla birlikte tüm bu burjuva sistemin çürümüşlüğünü görmek gerekir.

Durak’ın yolsuzluklarını bir bir sayan Mustafa Tuncel de yıllarca onunla birlikte çalışmış olan bir MHP üyesi. Birlikte geçen uzun yıllardan sonra onun aleyhine dönmesini birden bire dürüst bir insan olmak istemesine bağlayamayız. Kendisinin de Durak’la birlikte pek çok iş yaptığı ortada olmasına rağmen bu iddiaları dile getirip de kanıtları ortaya koymamasının nedeni kendi rolünü gizlemek istemesi ise ilişkilendirilebilir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da bu tiyatroda yer aldığının altını çizmek gerekiyor. Hemen gerekli talimatları verdiğini ve savcıları göreve çağırdığını söyleyen Erdoğan, Aytaç Durak AKP’deyken onun yolsuzluklarını bilmiyor muydu? O gün buna göz yuman AKP, şimdiyse onu suçlayarak kendisini aklamaya çalışıyor. Eğer Durak, hala AKP üyesi olsaydı herhalde Melih Gökçek’in durumunda olduğu gibi korunacaktı.

Devlet Bahçeli ise Durak’ı, MHP’den istifa etmeye çağırdı. Halbuki Durak, bu partiye katılırken yaptığı ve yapacağı yolsuzluklar ortadaydı. Onun büyük bir oy potansiyeli olduğunu düşündükleri için partiye almaktan çekinmediler, şimdiyse kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Faşist MHP’nin tarihi boyunca yaptığı pis işleri saymakla bitiremeyeceğimiz için onların kendilerini –sadece bu konuda bile olsa- aklama çabalarını ancak gülerek izliyoruz.

Kısacası tek yalancı Aytaç Durak değil, o sadece bütün burjuva politikacılarının açığa çıkmış halini bize gösteriyor. Peki, neden her şeyi bildikleri halde yıllarca susan, hatta ona destek çıkan, onunla birlikte büyük soygunlar yapan bu insanlar birden bire onu gözden çıkardılar? Aslında bunun sermayenin genel çıkarlarıyla ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Son zamanlarda Çukurova bölgesinin sahip olduğu lojistik imkanlar, doğalgaz ve petrol boru hatlarının burada kesişmesi (Bakü-Tiflis-Ceyhan gibi), İstanbul ve çevresine kıyasla daha ucuz iş gücü imkanı (yani daha büyük sömürü imkanı), bu bölgeyi uluslararası sermaye açısından önemli bir yer haline getirdi. Yumurtalık limanının geliştirilmesi, doğalgaz rafinerilerinin açılması, planlanan fabrika, tesis projelerinin önünde Aytaç Durak bir engel haline geldi. Kendisine yeni rakiplerin çıkmasını istemeyen Durak, bu projeleri engellemeye başladı ve durum böyle olunca gözden çıkarıldı.

Sonuç olarak suçlu olarak sadece Aytaç Durak’ı cezalandırmak yoksul emekçilerin sırtından büyük servetler kazanılmasını engellemeyecek, sadece burjuva düzen ve sınıf ilişkileri içerisinde varlıkların el değiştirmesine neden olacak. Onu besleyenlerin, kollayanların, onunla birlikte soygunlara ortak olanların, işçilerin emeğini sömürenlerin, yani burjuvazinin cezalandırılması onun elinden tüm iktidarı alarak sınıfsız, sınırsız ve sömürüsüz bir dünya kurulduğunda olacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir