ABD Yemen’e karşı füze saldırıları gerçekleştirdi

ABD Donanması’nın Perşembe günü erken saatlerde Yemen’in Kızıldeniz kıyısındaki hedeflerine karşı Tomahawk güdümlü füzelerini ateşlemesiyle birlikte, Washington, Ortadoğu genelinde ve dünya çapında ABD emperyalizminin egemenliğini dayatmayı hedefleyen bir askeri saldırganlık harekatı sarmalında bir başka büyük tırmanmaya girişmiş durumda.

Yemen’e yönelik saldırı, Afganistan’dan Irak’a, Suriye’ye ve ötesine uzanan ABD askeri operasyonlarından yalnızca biridir. Bu saldırı, Amerikan halkının onayını alma bahanesi şöyle dursun, hiçbir açık tartışma olmaksızın gerçekleştirilmiştir.

ABD seçimlerine bir aydan az bir süre kalırken, ne Demokrat ne Cumhuriyetçi başkan adayı ne de medya, her iki kampanyaya da hakim olan yozlaşmış skandal tellallığından, dünyayı hızla bölgesel, hatta küresel bir savaşa sürükleyebilecek askeri harekatın sonuçlarını tartışmaya yönlendirme konusunda en ufak bir istek göstermemiştir.

Başkan Barack Obama, füze saldırılarını onayladı, ancak ne bir konuşma yaptı ne de ABD saldırıları için formalite gereği bir yazılı açıklama yayınladı.

Pentagon, saldırıların “bu önemli deniz geçiş yolundaki personelimizi, gemilerimizi ve denizcilik özgürlüğümüzü korumak için yürütülen sınırlı öz-savunma saldırıları”nı temsil ettiğini iddia ederek, Yemen’e yönelik füze saldırıları için ABD siyaset kurumundan gelen tek açıklamayı yaptı.

ABD ordusunun açıklamasına göre, Yemen topraklarının hedef alınması, iki ayrı olayda Yemen’den USS Mason’a füze fırlatılmasına bir yanıttı. USS Mason, Arap Yarımadası’nı Afrika Boynuzu’ndan ayıran ve Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne ve Hint Okyanusu’na bağlayan stratejik geçiş yolu Bab’ül Mendep Boğazı’nda devriye gezen üç gemilik ABD filosunun bir parçası.

Geçtiğimiz yıl, boğazdan, küresel deniz ticaretinin yüzde 40’ı ile birlikte, çoğu Çin’e giden günde yaklaşık 4,7 milyon varil petrol sevk edildi. ABD emperyalizmi, rakiplerine karşı bir geçit olarak kullanacağı dar deniz yolu üzerinde denetimini kurmaya ve donanmasının, bu stratejik geçiş yolunda her iki yöne hareket etme ve tüm diğerlerini erişimden mahrum bırakma becerisine sahip olmasını güvence altına almaya kararlıdır.

Hem Yemen başkenti Sana’yı kontrol eden Husi asi hareketi hem de bu harekete bağlı Yemen ordusu, ABD savaş gemilerini hedef aldıklarını reddetti ve güdümlü füze saldırısını bir saldırganlık eylemi olarak kınadı.

Pentagon’ın açıklamasını geçerli olarak kabul etmek için hiçbir sebep yoktur. USS Mason’a yönelik füze saldırılarının arkasında Husilerin olduğu iddiasını doğrulamak için ya da gerçekten bir füzenin ateşlendiğine ilişkin hiçbir kanıt gösterilmemiştir.

Yemen’de, ABD savaş gemilerine saldırma güdüsüne sahip başka aktörler söz konusu. Bunlar arasında, geçmişte Washington tarafından dünyanın en tehlikeli terör örgütü olarak adlandırılan, ama şimdi Husi asilere karşı ABD ile fiili bir ittifak içinde savaşan Arap Yarımadası El Kaidesi bulunuyor.

Sonra, burada, Mart 2015’ten beri Yemen’e karşı vahşi bir bombardıman harekatı yürüten ve o zamandan beri ölen 10.000 Yemenlinin büyük kısmından sorumlu olan Suudi Arabistan bulunuyor. Perşembe günkü füze saldırıları Sana’daki Husi önderliğindeki hükümetle bağlantılı hedeflere yönelik ilk doğrudan ABD saldırısına işaret etse de, Pentagon, olmaması durumunda öldürücü Suudi harekatını imkansız kılacak olan, savaş uçaklarına havadan ikmal dahil lojistik ve istihbarat desteği sağlamıştır. Dahası, ABD, Yemenlilerin evlerine, okullarına ve hastanelerine atılan bombaları ve füzeleri yeniden tedarik edecek şekilde, Obama’nın göreve gelmesinden bu yana Suudi krallığına 115 milyar dolarlık silah akıttı.

Bununla birlikte, Obama yönetimi, kısa süre önce, müdahalesini azaltabileceğini ima edecek şekilde, bu katliama ilişkin ılımlı çekinceler dile getirdi. Yanlış bir şekilde Husilere atfedilen bir füze saldırısı, ABD’yi savaşa daha doğrudan çekmeye hizmet edecektir.

ABD Donanması’na füze saldırıları gerçekleşmesi, her durumda, derin bir şüpheyle yaklaşılması gereken bir konudur. Geçmişte, Amerikan militarizminin büyük çaplı bir tırmanışının bahanesi olarak kullanılan, uydurulmuş deniz askeri muharebeleri için bir örnek bulunmaktadır. 1964’te, Kuzey Vietnamlı küçük silahlı teknelerin Tonkin Körfezi’ndeki bir ABD savaş gemisine sözde saldırısına, Tonkin Körfezi kararnamesini geçirmek için başvurulmuştu. Karar, Başkan Lyndon Johnson’a, Vietnam’daki ABD savaşının hızla tırmandırılması için yetki veriyordu. Johnson, karanlık olaylardan bir yıl sonra, sinik bir şekilde, “Tek bildiğim, donanmamız oralarda balina vuruyordu.” diye itirafta bulunmuştu.

Washington’ın iddia edilen füze saldırılarına Husilerin dahiliyetine ilişkin söz ettiği başlıca kanıt, bizzat ABD emperyalizmine yönelik bir suçlama olarak durmaktadır. İddia edilen saldırılar, Suudi savaş uçaklarının bir cenazeye yönelik, en az 155 kişinin ölümüne, 500 kişinin de yaralanmasına yol açan 8 Ekim’deki barbarca bombardımanın ardından bildirildi. Çocukların yanı sıra Husi yönetimindeki üst düzey yetkilileri kapsayan yas tutanları katletmek için kullanılan 225 kilo ağırlığındaki bomba parçaları, onların ABD tarafından tedarik edildiğini belirleyen işaretlere sahipti. Washington’ın iddiası ise, ABD savaş gemilerine yönelik saldırıların misilleme olarak yapıldığıdır.

Bu gerekçenin Husilere yüklenmesi, yalnızca, ABD emperyalizminin, dünyadaki en yoksul uluslardan birine karşı Körfez’in despotik petrol monarşileriyle işbirliği içinde gerçekleştirilen savaş suçları konusundaki kendi suçluluğunu vurgular. Bir buçuk yıllık bombardıman harekatı, ülkenin altyapısının büyük kısmını yok etmiş ve 14 milyon insanı –nüfusun yarısından fazlası– açlık çeker hale getirmiştir.

Bu canice savaş, Washington’ın, “terörle mücadele”den “insan hakları”na kadar, Ortadoğu’daki müdahalelerini meşrulaştırmak için kullandığı tüm bahaneleri ifşa etmiştir. ABD müdahaleleri, Irak’ta, Libya’da ve Suriye’de olduğu gibi, Yemen’de de, jeo-stratejik egemenliği güvence altına almak ve Rusya ve Çin ile çok daha tehlikeli cepheleşmelere hazırlanmak için yürütülmektedir.

Doğu Avrupa’da ve Güney Çin Denizi’nde gelişmekte olanlarla birlikte, bu çatışmaların bir üçüncü dünya savaşı biçiminde bütünleşmesi tehdidi, her an büyümektedir.

İşçi sınıfını savaşa ve onun kaynağı olan kapitalist sisteme karşı mücadelede birleştirme yönünde kararlı bir siyasi mücadele olmaksızın, bu tür bir küresel felaket kaçınılmazdır. Sosyalist Eşitlik Partisi’nin 5 Kasım’da Detroit’te düzenleyeceği “Kapitalizme ve Savaşa Karşı Sosyalizm” konferansı, böyle bir hareketin inşası mücadelesinde belirleyici bir adım olacaktır. Dünya Sosyalist Web Sitesi, tüm okurlarını ve savaşa karşı çıkmak için gerçek bir araç arayan herkesi, toplantı için bugün kayıt olmaya çağırıyor.

14 Ekim 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir