ABD Türkiye’ye Suriyeli Kürtlere saldırmasını durdurmak için baskı yapıyor

Washington ile Ankara arasında Türkiye’nin Suriye’yi istilası üzerine gerilimler artarken, Beyaz Saray, Pazartesi günü, ABD Başkanı Obama ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gelecek hafta bir araya geleceğini açıkladı. Görüşme, 4-5 Eylül tarihlerinde, hem Obama hem de Erdoğan’ın katılacağı G-20 zirvesinde yapılacak.

Obama-Erdoğan görüşmesi, bir dizi ABD sözcüsü Türk ordusunun Suriye’deki eylemlerini eleştirirken ilan edildi. IŞİD militanlarının sınırdaki Cerablus kasabasından çıkarılmalarının ardından, ABD ile NATO müttefiki olan Türk kuvvetleri, silahlarını, ABD’nin desteklediği ve silahlandırdığı Suriyeli Kürt güçlerine (YPG) karşı döndürdüler. Türk topçu ve hava saldırıları en az 20 kişinin öldüğü, 50 kişinin yaralandığı Suriyeli Kürtlerin elindeki Jeb el-Kussa dahil birçok köyü vururken, Pazar günü bir dizi bombardımanda onlarca kişi öldürüldü.

Fırat Kalkanı adlı Türk baskını, başlangıçta IŞİD’e karşı olarak ilan edilmiş olsa da, hızla, Türkiye içindeki ordu ile PKK gerillaları arasındaki uzun süreli iç savaşın bir genişlemesi haline geldi. PKK ile müttefik olan Suriyeli Kürtler, Obama yönetiminin Suriye’nin kuzeyinde desteklediği başlıca güçler haline gelmiş olan YPG milislerinde ve PYD partisinde örgütlüler.

Türkiye’nin saldırısını tetikleyen, Cerablus’un batısından Suriye-Türkiye sınır bölümlerini birkaç yıldır Türkiye’nin müdahalesi olmaksızın kontrol eden IŞİD değil; Fırat Nehri’ni geçen ve 10 haftalık bir savaşın ardından Menbic kasabasını IŞİD’den alan YPG’nin hakimiyetindeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ilerleyişiydi.

Türk kuvvetleri, 24 Ağustos’ta sınırı geçip IŞİD’i Cerablus’tan çıkardılar. Bunun ardından, müttefikleri Sünni İslamcı milislerle birlikte, SDG-YPG’nin IŞİD’e karşı kendi saldırıları sırasında almış olduğu köyleri ele geçirmeye başladılar. Al-Jazeera’den bir muhabir, Türk kuvvetleri ile onların milis müttefiklerine atıfla, “onların ana hedefi Menbic’i ele geçirmek. YPG savaşçıları, kendi yerel müttefikleriyle birlikte o bölge boyunca kayda değer bir varlık sergiliyor.” dedi.

Kürt güçleri Türk saldırısı karşısında geri çekildiler; ancak kimi durumlarda Türkiye’nin talep ettiği gibi Fırat’ın doğusuna değil, nehrin batı tarafındaki köprübaşlarını koruyacak şekilde Menbic’in güneyine doğru geçtiler. SDG’nin bölgedeki askeri konseyi, internetten bir açıklama yayınladı: “Biz, Cerablus’un ve kırsalının askeri konseyi olarak, güçlerimizin, sivillerin hayatlarını korumak ve köylere ve sivillere yönelik devam eden saldırılar için hiçbir bahane kalmasın diye, Sajur Nehri’nin güney hattına çekildiğini ilan ediyoruz.”

ABD Başkan Yardımcısı Joseph Biden Ankara’da iken başlayan istilanın ilk günlerinde, ABD yetkilileri, İran ile Rusya’nın müttefiki olan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirme yönündeki temel ABD hedefini gerçekleştirmek için daha iyi koşullar yaratmaya yardımcı olacağı umuduyla, Türkiye’nin saldırısına desteklerini açıklamışlardı.

Ancak Pazartesi günü, ABD’li yetkililerin Türkiye’ye yönelik artan sayıda uyarısına tanık olundu. ABD’nin IŞİD’e karşı harekattaki özel temsilcisi Brett McGurk, Twitter’da, “IŞİD’in olmadığı alanlardaki çatışmaları kabul edilemez ve derin bir endişe kaynağı olarak gördüğümüzü açıklığa kavuşturmak istiyoruz. Tüm silahlı tarafları savaş pozisyonundan çıkmaya çağırıyoruz.” diye yazdı.

ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, Hindistan savunma bakanını ziyareti sırasında, gelecek hafta Avrupa’da Türkiye Savunma Bakanı Fikri Işık ile bir araya geleceğini söyledi. Carter, “Biz, Türkiye’den” IŞİD’e karşı mücadeleye “odaklanmış olarak kalmasını” ve Kürt güçleri ile “çatışmamasını istedik. Her iki tarafa da birbirleriyle savaşmama çağrısında bulunduk.” dedi.

Yaklaşan Obama-Erdoğan görüşmesinin duyurulmasının ardından, Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Ben Rhodes, Beyaz Saray’daki muhabirlere, “SDG’ye karşı daha fazla eylem” IŞİD’e karşı “birleşik cephenin çabalarını zorlaştıracaktır.” diye konuştu. Rhodes, Obama ile Erdoğan’ın, Çin’deki görüşmelerinde, hem 15 Temmuz askeri darbe girişiminden sonra Türkiye’deki durumu hem de Suriye’deki savaş ile onun yarattığı sığınmacı krizini ele alacaklarını söyledi.

Bu arada, birkaç yıldır söz konusu bölge üzerinde hiçbir kontrolü bulunmayan Suriye hükümeti, Türkiye’nin Cerablus çevresindeki bölgede Suriye halkına karşı işlediği “tekrarlayan ihlaller, saldırı ve katliamlar” olarak adlandırdığı şeyi kınadı. Suriye Dışişleri Bakanlığı, Pazartesi günü, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’a, Türkiye’yi “insanlığa karşı gerçek suçlar” işlemekle suçlayan iki mesaj gönderdi.

Türk yetkililer, Suriyeli Kürt güçlerine Fırat Nehri’nin doğusuna çekilmeleri yoksa Türk ordusunun onları vurmaya devam edeceği yönündeki taleplerini yinelediler. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “[YPG] Geçmediği takdirde, hedef olacaktır.” dedi.

Kürtlerin saldırganlığına karşı Suriyeli Arapların savunucusu (IŞİD’in de benimsediği bir duruş) pozu takınan Çavuşoğlu, “YPG gittiği yerlerde kendisi gibi düşünmeyen Kürtler dahil herkesi göçe zorluyor, etnik temizlik yapıyor.” iddiasında bulundu.

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Pazartesi günü, Türk askeri müdahalesinin tek amacının, YPG’nin kuzeydoğudan Akdeniz’e kadar tüm Suriye-Türkiye sınırının kontrolünü ele geçirmesini önlemek olduğunu ilan etti. Kurtulmuş, NTV’ye, “PYD/YPG koridoru tamamlanırsa bu, Suriye’nin bölünmesi demektir. Biz Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız.” dedi ve ekledi: “Suriye’de kalıcı güç olma amacında değiliz. Türkiye işgalci değildir.”

Belki de en uzlaşmaz yorum, ABD’nin YPG ile değil IŞİD’le savaşma yönündeki talebini reddeden AB Bakanı Ömer Çelik’ten geldi. Çelik, “Hiç kimsenin bize şu terör örgütü ile mücadele edin ama bu terör örgütünü görmezden gelin deme hakkı yoktur.” dedi.

Türk hükümeti, ister Suriye’de, ister Irak’ta isterse Türkiye’de olsun, tüm Kürt ayrılıkçı güçlerini “terörist” olarak damgalıyor. Erdoğan yönetimi, Irak’ın kuzeyinde bir Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin varlığı ve PKK’nin Türkiye’nin güneydoğusundaki yenilenen saldırıları ile birlikte, YPG’nin Suriye’deki ilerleyişine ölümcül bir tehdit gözüyle bakıyor. Kürt güçleri siyasi olarak bölünmüş olsa da, Ankara, Türkiye’nin güneydoğusundaki, Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyindeki Kürt sözcülerini gelecekteki bağımsız bir Kürdistan yönünde birleştirme çabalarından endişe duyuyor.

Karmaşık siyasi durum, Türkiye ile müttefik olan Suriyeli Arap güçlerinin de; Suriyeli Kürtlerle müttefik olan diğer Suriyeli Arap güçlerinin de ABD hükümetinin desteğine sahip olduğu gerçeği eliyle daha da karmaşık bir hal alıyor. Pentagon SDG’nin oluşturulmasına yardımcı olmuşken, CIA genel olarak “Özgür Suriye Ordusu” diye adlandırılan Sünni İslamcı milisleri silahlandırıp eğitiyor. Sonuç olarak, ayrı ayrı ABD desteğine sahip olan Suriyeli milisler birbirleriyle savaşıyor.

Washington tarafından “ılımlı asi grup” olarak adlandırılan bir İslamcı milis gücü olan Ceyş Tahrir el Şam, basında yer alan haberlere göre ABD’den birkaç TOW tanksavar füzesi almış ve şimdi büyük olasılıkla onları SDG’ye karşı kullanıyor. SDG, kendilerini hükümetlerinin tedarik ettiği füzelerin hedefi olarak bulabilecek Pentagon Özel Kuvvet görevlilerini içeriyor.

Bu olasılık, yalnızca, ABD emperyalizminin Suriye’deki ve Ortadoğu genelindeki politikasının artan pervasızlığını ve akıldışılığını göstermektedir. ABD, Irak’ta başlayan ve şimdi Suriye, Yemen ve Libya’daki iç savaşlara uzanan 13 yıllık savaşın ardından, devasa bir bölgeyi mahvetmiştir. Washington, milyonlarca insanın ölümünün, on milyonlarca sığınmacının yaratılmasının ve II. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülmemiş ölçekte yıkımın başlıca sorumluluğunu taşımaktadır.

30 Ağustos 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir