ABD ile Türkiye, Rus S-400 alım planı konusunda anlaşamıyor

Trump’ın Suriye’den çekilme kararı ve Türkiye’nin ülkeyi istila etme tehditleri üzerine iki ülke arasında yoğunlaşan görüşmelerin ortasında, ABD’li bir teknik heyet bugün ve yarın Türkiye’yi ziyaret ediyor. ABD’li ekibin, Türkiye’nin Rus S-400 hava savunma sistemleri satın almasının Washington için kabul edilemez olduğunu vurgulaması bekleniyor.

Daha önce, Washington, S-400 karadan havaya füze sistemleri satın alma konusunda Rusya ile yapılan anlaşmaya Türkiye’nin F-35 savaş uçakları satın almasını engelleyerek karşılık verebileceğini ve bu anlaşmanın Türkiye’nin ABD ve NATO ittifakıyla ilişkilerini kırılma noktasına getireceğini belirtmişti. S-400 alımının çok büyük askeri sonuçları olacaktır. Türkiye, kendisinin ilk uzun menzilli hava ve füze savunma sistemini Rusya’dan alarak, gerektiğinde hava sahasını NATO savaş uçaklarına kapatabilecek.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’deki 2.000 askerinin tamamının geri çekilmesi tweetini atmasından hemen önceki gün, 18 Aralık’ta, ABD Dışişleri Bakanlığı, Raytheon tarafından üretilen Patriot anti-balistik füze sistemlerinin Türkiye’ye satışını öneren 3,5 milyar dolarlık bir anlaşma hakkında Kongre’ye bilgi vermişti.

Washington, uzun süredir, Türkiye’yi Rus yapımı S-400 anti-balistik füze sistemini satın alma planlarını iptal etmeye çağırıyordu. Ancak Türkiye, buna, Washington’dan Patriot sistemlerini satın alabileceğini ama Rusya’dan S-400 alımını iptal etme koşulunu kabul etmediğini belirterek cevap verdi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 10 Ocak’ta, Türkiye’nin, Patriotların konuşlandırılması için Rusya’dan S-400 alımını iptal etme dayatmasını asla kabul etmeyeceğini belirtti. Çavuşoğlu, “ABD, Patriot konusunda ilk teklifini sundu. Rusya’yla yaptığımız bir anlaşmayı savunmak çabasında değiliz. Bizim şu anda hava savunma sistemine ihtiyacımız var. İleride Patriot da alabiliriz… Zaten bitmiş bir anlaşma var, verdiğimiz sözü hiçbir zaman unutmayız,” diye konuştu.

Türkiye’nin hava savunma sistemleri satın alma girişimi, Ankara’nın NATO, özellikle de ABD ile ilişkilerinde uzun süredir hassas bir nokta. Ankara, önce 2013 yılında Çinli bir devlet işletmesinden uzun menzilli hava savunma sistemi almaya karar vermiş; ABD’den gelen basınç altında, Kasım 2015’te, toplam 3,4 milyar dolarlık bu programı rafa kaldırmak zorunda kalmıştı.

Ankara, bu projenin iptal edilmesinin ve Türk hava kuvvetlerinin 24 Kasım 2015’te Rusya’yla topyekün bir savaş tehlikesine yol açacak şekilde bir Rus bombardıman uçağını vurarak düşürmesinin ardından, bağımsız olarak bir füze savunma sistemi geliştirme niyetini ifade etmişti. Ne var ki bu hedef gerçekleşmedi. Bununla birlikte, Rusya’nın yanıt olarak askeri tavrını sertleştirerek misilleme yapmasından ve Türkiye’ye karşı ekonomik yaptırımlarda bulunmasından sonra, Ankara S-400 hava ve füze savunma sistemi satın almayı kabul ederek rotasını Moskova’ya çevirdi.

Ankara’nın Rusya’ya ve Çin’e doğru kaymasındaki belirleyici etmen, Washington’ın Kürt milliyetçilerini (YPG) Suriye savaşındaki vekilleri olarak geliştirmesine yönelik şiddetli düşmanlığıydı. İslam Devleti (IŞİD) milisleri Suriye’de güç kazanıp Irak’ı istila ederken, emperyalist güçler IŞİD’e karşı vekil kara gücü olarak Kürt milliyetçisi gruplara yöneldiler. Erdoğan, emperyalist savaş politikasındaki bu ani ve sert değişimlere uyum sağlayamadı ve Ankara’nın emperyalist müttefikleri, hızla, onu “stratejik” değil ama güvenilmez bir ortak olarak görme noktasına geldiler.

Emperyalist güçler, bu uyumsuzluğa, 15 Temmuz 2016’da, Erdoğan’ı devirip öldürmek için Türkiye’de bir askeri darbe düzenleme girişimiyle yanıt verdiler. Türk ordusunun (TSK) bir kesimi, ABD ile Almanya’nın teşvikiyle, NATO’nun İncirlik hava üssünden başarısız bir darbe düzenledi. Darbe girişiminin başarısızlığa uğraması, Ankara’nın NATO’daki emperyalist güçler ile ilişkilerinin altını daha da oydu.

Ankara, Türkiye’de de bir Kürt özerkliği talebini kışkırtacağı korkusuyla, Suriye’de Kürt özerkliğine karşı çıkıyor. Erdoğan, ABD destekli Kürt milliyetçisi güçleri ezmek için, Türk ordusuna iki kez Suriye’yi istila etme emri verdi. Bunlar, ABD destekli YPG’yi hedef alan, Ağustos 2016’daki “Fırat Kalkanı Harekatı” ve Ocak 2018’de başlatılan “Zeytin Dalı Harekatı” idi.

AKP hükümeti, son aylarda, Suriye ile savaş ve ABD güçleri ile doğrudan bir çatışma kışkırtabilecek şekilde, YPG’yi ve diğer Kürt güçlerini hedef almak üzere, Suriye’nin geniş bölümlerinde yeni bir apaçık askeri işgal tehdidinde bulunuyor.

Trump yönetimi, Erdoğan’ın tehditlerinin ardından, 18 Aralık’ta iki devlet başkanı arasındaki bir telefon görüşmesi sırasında ulaşılan bir anlaşmadan çıkan Suriye’den çekilme kararını duyurdu.

Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin (WSWS) daha önce belirttiği gibi, “Washington, kuşkusuz, NATO ittifakının üyesi olan Türkiye ile olası bir askeri çatışmayı önlemeye istekli iken, Trump’ın Beyaz Sarayı, Washington’ın örtülü desteğini alan 15 Temmuz 2016 askeri darbesinden bu yana gerilmiş olan ABD-Türkiye ilişkilerini eski haline getirmeyi amaçlayan başka önlemler alıyor.”

AKP hükümetinin politikalarını eşgüdümlü hale getirmek için Washington ile bir anlaşmaya varma yönünde yinelenen girişimlerine rağmen, anlaşmazlıklar artmaya devam ediyor. Türkiye’nin S-400 satın alma potansiyeli konusundaki anlaşmazlık, Trump’ın, Twitter’da, Kürtlere saldırmaya teşebbüs etmesi durumunda Türkiye’yi ekonomik olarak mahvedeceği tehdidinde bulunmasından kısa bir süre sonra geliyor.

ABD egemen sınıfı içindeki çekişmenin sonucu ne olursa olsun, Türkiye Suriye’nin kuzeyinde kanlı bir askeri işgale girişme konusunda kararlı görünüyor. Savunma Bakanı Hulusi Akar, 11 Ocak’ta Suriye sınırına yaptığı bir ziyarette, Fırat Nehri’nin doğusuna olası bir operasyon için hazırlıkların “yoğun şekilde” devam ettiğini ifade etti.

Akar, “Önümüzde Münbiç, Fırat’ın doğusu var. Planlar yapıldı, hazırlıklar yoğun bir şekilde devam ediyor. Tek hedefimiz teröristlerdir,” dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares