Suriye’de ABD askerleri Rus konvoyu ile karşı karşıya geldi

Paylaş

Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan ABD askerleri, geçtiğimiz hafta sonu bir Rus askeri konvoyunun yolunu kesti ve Haseke ilinin Rümeylan yakınlarındaki bir anayola doğru ilerlemelerine izin vermedi.

Olay silahlar ateşlenmeden Rusların üslerine geri dönmesiyle son bulsa da, bu karşılaşma, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz Ekim ayında Türkiye’nin sınır ötesi harekatına yeşil ışık yakmasının ve sonradan ABD askerlerinin Suriye’nin kuzeydoğusundaki petrol sahalarına yeniden konuşlanması emri vermesinin ardından ABD politikasında yaşanan değişimi takiben bölgede biriken şiddetli gerilimleri açığa vurdu.

Suriye’deki bir Amerika askeri konvoyu [Kaynak: AP Photo/Baderkhan Ahmad]

Olay, ilk kez, Türk devletine ait Anadolu Ajansı tarafından bildirildi. Ajans, haberi, Suriye-Türkiye sınırındaki kaynaklarına dayandırdı.

ABD hükümeti tarafından yönetilen Voice of America (VOA), Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin olayı Salı günü bildirdiğini ve Nişan Muhammed adlı yerel bir muhabirin Amerikan ve Rus askerleri arasındaki gerilime tanık olduğunu aktardığını söyledi.

Muhammed, VOA’ya, “Bu, bir hafta içinde meydana gelen üçüncü olay,” diyordu. Söylendiğine göre, Pentagon’un Suriye’deki vekil kara gücü işlevi gören Kürt YPG milisleri de geçtiğimiz hafta Rus kuvvetlerinin geçişine engel olmuştu.

Rus kuvvetleri, Türkiye’nin YPG milislerini bölgeden çıkarmayı amaçlayan harekatının ardından Suriye-Türkiye sınırında ortak devriye görevi yürütme konusunda Ankara ile yapılan anlaşmanın parçası olarak bölgeye geçmişlerdi. Ankara, YPG’yi, onlarca yıldır bastırma harekatı yürüttüğü Kürt ayrılıkçı PKK hareketinin “terörist” uzantısı olarak görüyor.

Rus askerleri sınırdaki terk edilen ABD üslerinin en az üçünü devralırken, Türk basınında yer alan haberlere göre, Amerikan ordusu kuzeydoğu Suriye’de en az 11 üsten ve askeri karakoldan oluşan yeni bir ağ oluşturmuş durumda. Bunlardan beşi Haseke’de, dördü Deyrizor’da ve ikisi Rakka’da bulunuyor.

Pentagon’a göre, ABD’nin kuzeydoğu Suriye’de 500’ten biraz daha fazla askeri bulunuyor. Ancak paralı askerler ve komşu Irak ile Ortadoğu’nun diğer yerlerindeki dönüşümlü olarak yer değiştiren kuvvetler ile birlikte, sayı kuşkusuz daha fazladır.

Trump, tekrar tekrar, tüm ABD kuvvetlerini ülkeden çekmekte olduğunu ilan etmiş ama sonunda hem Demokratlardan ve Cumhuriyetçilerden hem de ordu ve istihbarat aygıtından gelen basınca boyun eğerek askerleri Suriye’de bırakmıştı. Şimdi ise, ABD kuvvetlerinin “petrolü almak” için Suriye’de bulunduğu görüşünü savunuyor ve hatta Suriye’nin kaynaklarını sömürmek üzere ExxonMobil gibi ABD merkezli bir enerji holdingini getirtmeyi planladığını öne sürüyor. Bu, savaş suçu oluşturan bir yağma eylemidir.

Trump, geçtiğimiz hafta, Fox News’in sağcı sunucusu Laura Ingraham’a verdiği röportajda, “askerleri Suriye’de bıraktığı” eleştirini reddederek, “Ben ne yaptım biliyor musunuz? Petrolü aldım,” diye konuştu.

Ingraham, başkanın Suriye’deki petrol tesislerini IŞİD’e karşı korumak için ABD askerlerini orada bıraktığını söylemeye çalıştığını belirtecek şekilde Trump’ın açıklamasını yeniden ifade etmeye kalkışınca, Trump onun sözünü keserek şunları söyledi: “Bilmiyorum, belki bunu düşünmeliyiz ama petrol bizde. Şu anda, petrol Amerika Birleşik Devletleri’nde. Bizde.”

Trump, geçtiğimiz hafta Wisconsin’de düzenlenen ve İranlı General Kasım Süleymani’yi canice öldürtmesiyle övündüğü bir mitingde de, benzer şekilde, kalabalığa şunları söylemişti: “İnsanlar bana, ‘Neden Suriye’de kalmayı sürdürüyorsun?’ diyor. Çünkü petrolü aldım. Açıkçası Irak’ta yapmamız gereken de buydu.” Trump, daha sonra, “[Askerleri] çektim. Petrol bizde, emin ellerde. Onunla ne olacağını göreceğiz,” diyordu.

Trump’ın Suriye petrolünü çalıp ondan kazanç elde etme yönündeki yağmacı hayalleri ne olursa olsun, ABD askerlerinin petrol sahalarına konuşlandırılması, Suriye’de Demokrat Başkan Barack Obama yönetimi döneminde başlayıp yaklaşık dokuz yıldır şiddetle devam eden rejim değişikliği savaşı sırasında ABD emperyalizminin izlediği temel stratejinin devam ettiğini yansıtmaktadır. Amaç, ülkedeki ekonomik krizi derinleştirmek ve yıkılan kentleri ve altyapıyı yeniden inşa etmesini engellemek için Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Suriye hükümetini enerji kaynaklarından mahrum bırakmaktır.

Kârlılık açısından, Suriye petrolü oldukça sınırlı bir öneme sahiptir. Rejim değişikliği savaşı onu petrol sahalarından yoksun bırakmadan önce, ülke günde 400.000 varilden az petrol üretiyordu.

Bununla birlikte, Şam hükümeti, ülkenin kuzeydoğusunda üretimi yeniden canlandırmak ve Doğu Akdeniz’deki açık deniz petrol yataklarını aramaya başlamak üzere Kremlin’le bağlantılı Rus petrol şirketleriyle birçok sözleşme imzaladı.

ABD askerleri, aynı zamanda, bu planları baltalamak ve Rusya’nın, İran’ın ve -yeniden inşa projelerini alan- Çin’in hem Suriye’deki hem de geniş Ortadoğu’daki etkisine karşı koymak için Suriye’de tutuluyorlar.

Bu stratejinin doğurduğu tehlikeler, Şubat 2018’de açıkça gözler önüne serilmişti. Çok sayıda Rus paralı askerini içeren Suriye hükümeti yanlısı bir güç, Washington’ın YPG vekillerinin elindeki bir petrol ve doğalgaz sahasına ilerleyince, ABD ordusu buna çok sayıda savaşçının ölümüne yol açan yıkıcı bir helikopter ve topçu saldırısıyla karşılık vermişti.

Rus hükümeti, olayın ardından, Suriye’deki kuvvetlerine yönelik herhangi bir saldırıya karşı misilleme yapacağını açıklamıştı. Her biri kendi çıkarının kovalayan Amerikan, Rus ve Türk silahlı kuvvetlerinin küçük bir coğrafi alanda faaliyet gösterdiği koşullarda, silahlı bir çatışmanın büyük bir savaşa dönüşmesi tehlikesi yalnızca büyüyor.

Esad hükümeti, Rusya ile İran’ın desteğiyle, kuzeydoğudaki ABD/YPG işgali altındaki bölge ve kuzeybatıdaki İdlib ilinin bir kısmı (Batı destekli El Kaide bağlantılı milislerin son kalesi) hariç ülkenin büyük kısmı üzerinde kontrolü yeniden sağlamayı başarmış durumda. Ne var ki, hükümetin konumu güvencede olmaktan çok uzak, zira ülkedeki ekonomik ve toplumsal kriz derinleşmeye devam ediyor.

Suriye poundunun değeri, büyük ölçüde komşu Lübnan’daki mali erimenin sonucunda, son 12 ayda yarıya indi. Suriye’nin Washington ve müttefikleri tarafından uygulanan neredeyse genel bir mali ve ekonomik ablukaya tabi tutulduğu koşullarda, Lübnan, Suriye’nin sağlam paraya erişimindeki başlıca noktayı oluşturuyor.

Ulusal para biriminin sert biçimde değer kaybetmesi, temel malların fiyatlarında durmadan artış olması anlamına geliyor. Suriye nüfusunun tahminen yüzde 80’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve Suriyelilerin yüzde 50’si işsiz.

Kötüleşen toplumsal koşullara yönelik öfke, ülkenin güneyinde hükümetin kontrolünde bulunan Süveyde kentinde protestolar biçiminde patlak verdi. Kent sakinleri iki gün üst üste sokaklara dökülerek “Bu bir hırsızlar hükümeti” sloganı attı. Güvenlik güçleri göstericileri bastırmaya çalışmadı.

Sonuç olarak, Beşar Esad’ın burjuva ulusalcı hükümeti, Washington ve müttefikleri tarafından ülkeye salıverilmiş olan El Kaide bağlantılı milislerin son kalıntılarını yok etmeyi başarsa bile, Suriye işçi sınıfı mücadelelerinin doğurduğu çok daha zorlu tehdit ile karşı karşıya gelecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir