2016 ABD seçimleri ve iki partili sistemin krizi

Paylaş

Seçim gününe bir hafta kala, kamuoyu yoklamalarındaki daralan oy farkıyla ve sonucun belirsizliğiyle birlikte, tüm ABD siyasi sistemi, Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) eşi görülmemiş müdahalesiyle kargaşaya sürüklenmiş durumda. FBI Müdürü James Comey tarafından Cuma günü Kongre’ye gönderilen ve Hillary Clinton’ın özel bir e-posta sunucusu kullanımına ilişkin yeni bir soruşturmanın yürütüldüğü bilgisini veren mektup, devlet aygıtı içindeki şiddetli çatışmanın üzerindeki örtüyü kaldırdı. Uzun süredir içten içe kaynayan gerilimler, açık siyasi savaş biçiminde patlak veriyor.

Cuma gününden beri, yerel FBI makamlarının hem Clinton’ın gizli bilgileri kötü idare ettiği iddiasına ilişkin daha saldırgan bir soruşturma hem de milyarlarca dolarlık Clinton Vakfı’nı kapsayan yolsuzluk suçlamalarına ilişkin derinlemesine bir soruşturma talep etmesiyle birlikte, FBI ve Adalet Bakanlığı içindeki çeşitli yetkililer, Clinton’a yönelik soruşturmanın keskin bölünmelere yol açtığının bilinmesine izin vermiş durumdalar. Her iki taraf için de öldürücü olan bu çatışma, Comey’in geçtiğimiz Temmuz ayında Clinton’ın e-postalarına ilişkin soruşturmanın tamamlandığını ve cezai bir suçlamada bulunulmayacağını duyurmasının ardından şiddetlenmişti.

Comey, Kongre’ye mektubuyla, Clinton’a karşı daha saldırgan eylem çağrısı yapan hizbin tarafında müdahalede bulundu. Adalet Bakanlığı yetkilileri, Comey’in kurumun ek e-posta incelemesini 8 Kasım seçimlerine sadece 11 gün kala halka açıklama kararına karşı olduklarının bilinmesine izin verdiler.

Hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat eski adalet bakanları ile birlikte, Demokratik Parti ve Clinton kampanyası, Comey’in hareketini şiddetle kınadı. ABD Senatosu’ndan Demokratik Partili Harry Reid, Comey’in, federal çalışanların şu ya da bu adayı alenen destekleyen eylemlerini yasaklayan Hatch Yasası’nı ihlal etmekle suçlayan bir mektup gönderdi. En az bir Demokratik Partili kongre üyesi, FBI şefinin derhal istifa etmesini talep etti.

Daha birkaç hafta önce, Clinton ve Demokratik Parti, Trump’ın seçimlere hile karıştığına ilişkin suçlamalarını öfkeyle kınıyordu. Onlar, bu tür suçlamaların, ABD seçimlerinin ve Amerikan demokrasisinin bozulmamış karakterine yönelik yurtsever olmayan bir hakaret olduğunu iddia ediyorlardı. Onlar şimdi, değişen koşullar altında, kurallara aykırı hareket diye haykırıyor ve FBI’ı kendilerine karşı seçimlere hile karıştırmaya çalışmakla suçluyorlar.

Gerçekte, egemen sınıfın her iki hizbi de, kavgalarını kazanmak için skandal tellallığı yöntemlerinden yararlanmaktadır. Demokratlar, geçtiğimiz aylarda, Trump karşıtı kampanyalarını, seks skandallarına ve Trump’ın Kremlin’in bir vekili olduğuna ilişkin üretilmiş yeni McCarthyci iddialar üzerine yoğunlaştırdılar. Reid, Comey’e yazdığı mektubunda, FBI’ı, “Donald Trump ve başdanışmanları ile Rus hükümeti (ABD’ye açıkça düşman, yabancı bir çıkar) arasındaki yakın bağlara ve işbirliğine ilişkin şiddetli tartışmalara yol açacak bilgileri ” halka açıklamayı reddetmekle suçlayarak, bu suçlamaları ikiye katladı.

Trump ise, kendi payına, medyanın Clinton yanlısı önyargısına dikkat çekti; FBI’ın Clinton’a dava açamayışını kınadı; seçim gününün ağırlıklı olarak göçmen ve azınlık toplulukları içinde seçimlere sistematik hile karıştırmaya tanık olacağı ithamında bulunarak, göçmen karşıtı ve ırkçı duygulara seslendi.

Aslında, tüm bu seçim, gerçek demokrasinin gülünç bir taklididir. Her iki parti de, emekçilerin asıl kaygılarının üzerine eğilme yönünde herhangi bir politika önerememektedir. Çamur atma ve skandal tellallığı, savaş, toplumsal eşitsizlik ve demokratik haklara yönelik saldırılar gibi yakıcı meselelerin üstünü örtmek için kullanılmaktadır.

Başkanlık yarışındaki son viraj, Clinton’ın ve Demokratların kampanyalarını yürüttükleri gerici temelin altını çizmektedir. Trump’ın başkomutan olarak görev almaya uygun olmadığını ilan ederken, Clinton’ın bir askeri müdahale savunucusu olarak sicilini tanıtarak, hem Cumhuriyetçi önderlerin ve seçmenlerin hem de ordu/istihbarat kurumunun desteğini alma peşinde koşan Clinton ve Demokratlar, faşizan Trump’a sağdan karşı koymaya çalışıyorlar.

İşçilerin kötü durumuna yönelik hiç de gizlenmeyen kayıtsızlıkları ve işçi sınıfı içinde bir desteğe sahip olmamaları, onları, devlet içindeki Trump yanlısı güçlerin entrikaları karşısında son derece savunmasız kılmıştır.

Bu gelişmeler, aynı zamanda, Bernie Sanders’ın haince rolünü de vurgulamaktadır. Kendisini bir sosyalist ve “milyarder sınıf”ın karşıtı gibi göstererek işçi sınıfı ve gençlik içinde kitlesel destek kazanan Sanders, etkisini, toplumsal muhalefeti Demokratik Parti’nin ve Wall Street’in tercih ettiği aday olan Clinton’ın kampanyasının arkasına takmak için kullanmaya çalışmıştır. Dolayısıyla, o, işçi sınıfının bağımsız siyasi hareketinin ortaya çıkmasının önüne geçme ve engelleme konusunda son derece önemli bir rol oynamıştır.

Önümüzdeki Salı günü yapılacak olan seçimleri hangi aday kazanırsa kazansın, iki partili sistemin krizinde hiçbir şey çözülmeyecektir. ABD tarihindeki en az rağbet gören iki aday da, geniş halk kitleleri tarafından horlanıyor ve seçim sonuçları, Amerikan halkının çoğunluğu tarafından gayrimeşru olarak görülecektir. Trump’ın zaferi, on milyonlarca işçi tarafından, işçi sınıfına karşı bir savaş ilanı; Clinton’ın elde edeceği bir zafer ise gerici statükonun bir devamı olarak görülecek.

Devlet içindeki şiddetli çatışmalar da hafiflemeyecek. Bu çatışmalar, nesnel olarak, Amerikan ve dünya kapitalizminin tarihsel krizinden kaynaklanmaktadır. Ekonomik kriz ve çürüme, durmadan artan toplumsal kutuplaşma ve yoğunlaşan jeopolitik çatışmalar, burjuva demokrasisinin temellerini ölümcül şekilde aşındırmıştır.

2016 seçimlerinde patlak veren görülmemiş siyasi kriz, uzatmalı bir sürecin sonucudur. Siyasi sistemin çöküşü, Bill Clinton’ın 1998’de bir seks skandalı üzerinden görevi kötüye kullanmakla suçlanmasında açık ve patlayıcı biçimde ortaya çıkmıştı. Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin, Temsilciler Meclisi’nin Clinton’ı suçlama oylamasının ardından yayınladığı “Amerika iç savaşa doğru mu gidiyor?” başlıklı bir yayın kurulu yazısında, şöyle yazmıştık:

“Washington’daki kriz, karmaşık siyasal, toplumsal ve ekonomik süreçlerin karşılıklı etkileşiminden kaynaklanmaktadır. Burjuva demokrasisi, birikmiş ve giderek daha çözümsüz hale gelmiş çelişkilerin ağırlığı altında çöküyor.”

Bu önemli olayı, 2000 yılındaki çalıntı seçim ve bir yıl sonra, 11 Eylül saldırılarının ardından başlayan “terörle mücadele” izlemişti. Demokratik haklara yönelik cepheden saldırının, polis devleti egemenliğinin çerçevesinin oluşturulmasının, Büyük Bunalım’dan bu yana yaşanan en büyük ekonomik krizin ve daha fazla servetin zenginlere aktarılmasının eşlik ettiği kesintisiz ve sürekli yayılan savaşla geçen 15 yıl, yalnızca, ordu ve istihbarat “derin devleti”nin gücünü arttırmış ve Amerika’daki kapitalist egemenliğin geleneksel anayasal çerçevesini daha da aşındırmıştır.

Bu süreçler, aşağılayıcı 2016 seçimleri oyununda, zehirli bir dışavurumlarını bulmaktadır. Toplumsal muhalefetin büyümesinin ve tüm siyasi sisteme yönelik tiksintinin egemen olduğu bir seçimde, seçmenler, en zengin yüzde 1’in iki yozlaşmış, sağcı temsilcisi arasında bir “seçim” ile karşı karşıya bırakılmaktadır.

İşçi sınıfının, siyasi krize, mali aristokrasinin kar güdüsüne değil, kendi ihtiyaçlarına ve çıkarlarına seslenen bir program uğruna mücadele eden bağımsız bir güç olarak müdahale etmesi, can alıcı öneme sahiptir. Bunun dışında, iki partili sistemin krizi, yalnızca, işçi sınıfının yaşam standartlarına yönelik daha acımasız saldırılarla ve diktatörlüğe ve yeni bir dünya savaşına doğru ivme kazanmış bir hareket ile birlikte, daha fazla sağa kaymaya yol açacaktır.

Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (SEP) seçim kampanyasının önemi burada yatmaktadır. SEP’n adayları (Jerry White ve Niles Niemuth), işçi sınıfını gerçek ve güncel savaş tehlikesi konusunda uyaran ve bunu durdurmak için sosyalist bir programı ileri süren tek adaylardır. Sadece SEP’in kampanyası, seçimlerin ardından ortaya çıkacak olan kitlesel mücadeleler öncesinde işçi sınıfı içinde siyasi bir önderliği hazırlıyor.

Savaşa, eşitsizliğe ve baskıya karşı çıkan herkes, SEP’in kampanyasını aktif bir şekilde desteklemeli ve işçi sınıfı içinde yeni devrimci önderliğin inşası mücadelesine katılmalıdır.

1 Kasım 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir