19.Milli Eğitim Şurası’na gericilik damgasını vurdu

19. Milli Eğitim Şurası, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açılış konuşmasıyla Antalya’da başladı. Konuşmasında AKP hükümetinin eğitim alanında yaptığı “yatırımları” vurgulayan Erdoğan, dershane tartışmalarına, uyuşturucu sorununa ve “milli değerlerin” daha çok sahiplenilmesine değindikten sonra, eğitimi hükümetin öncelikli alan olarak ilan ettiğini belirtti ve sözlerini 19. Milli Eğitim Şurası’na ilişkin temennileriyle bitirdi. Gündemini doğrudan Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) belirlediği, Milli Eğitim Şurası’nda yapılan öneriler, Şura Genel Kurulu tarafından da kabul edildiği takdirde, onaylanmak üzere yeniden MEB’e sunuluyor.

Milli Eğitim Şurası’nın ikinci gününe ise, öğretim programlarının ve haftalık ders çizelgelerinin görüşüldüğü komisyonda zorunlu din dersinin ilkokul seviyesine kadar indirilerek birinci sınıftan başlatılması kararının alınması damgasını vurdu. Genel Kurul’a sunulmak üzere karara bağlanan bu öneri, hiç şüphesiz AKP hükümetinin birkaç yıldır somut biçimde yoğunlaştırdığı, eğitimde dinsel gericiliği yaygınlaştırılması sürecinin ulaştığı boyutu ortaya koymaktadır.

AKP’ye yakınlığıyla bilinen Eğitim Bir-Sen de, Şuranın “güvenlik” komisyonunda karma eğitimin kaldırılmasını önerdi. Fakat öneri reddedildi. Böylelikle karma eğitimin kaldırılması ve “haremlik-selamlık” eğitim modeli, Milli Eğitim Şurası’nda resmi olarak tartışılmış oldu.

Osmanlı Türkçesinin liselerde zorunlu ders haline getirilmesi tartışması ise dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı açıklamada, “İsteseler de istemeseler de bu ülkede Osmanlıca da öğrenilecek ve öğretilecek” derken, Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Osmanlıca’yı yabancı dil zannediyorlar. Osmanlıca Türkçe’dir bir kere herkes bunu bilsin. Nedir bu Osmanlı alerjisi anlamıyorum” ifadelerini kullandı.

Ayrıca, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın talimatıyla, ilk kez Şura komisyon toplantılarına basın yasağı getirildi.

Eğitim alanında dinci gerici uygulamaların yoğunlaşması, yaklaşık iki yıl önce Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde açık biçimde ifade ettiği “dindar nesil” yetiştirme projesine dayanıyor. Bu açıklamanın ardından, yine 18. Milli Eğitim Şurası’nda temelleri atılarak yasalaştırılan 4+4+4 eğitim reformunda söz konusu olan gelecek kuşakların üzerinde dinci-gerici hegemonya kurma süreci, bugün 19. Şura’da ayyuka çıktığı biçimiyle devam etmektedir. Toplumsal Eşitlik Dergisi o dönemde yayınlanan Zorunlu Eğitim Reformu: “4+4+4” yazısı ile tartışmalara dikkat çekerek; “Gündelik yaşamın hızla Sünni İslam’ın referanslarıyla belirlendiği, bütün dinsel referansları reddeden ateistlerin, dini toplumsal bir sistem değil de bireysel inanç olarak kabul eden laiklerin ya da Sünni-İslam’ın dışındaki inançlara sahip insanların giderek artan baskılarla karşı karşıya olduğu kimse için sır değil. Gelecek kuşakların, bebeklikten yeni çıkmış çocukların beyinlerinin bizzat devlet tarafından dinsel dogmalarla biçimlendirilmesini amaçlayan yeni uygulamayla birlikte, bu baskılar daha da artacaktır. [1]” vurgusunu yapmıştı.

Sadece ilkokullara ve liselere değil, üniversitelere de gerici bir müdahaleyi kapsayan “her üniversiteye cami inşa etme” hamlesi geçtiğimiz günlerde basında yer almıştı. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Türkiye’de 80’i aşkın üniversitede cami inşaatlarının sürdüğünü belirterek, “15’ini ibadete açtık, 50’sini de 2015’te açacağız” demişti.

Eğitim alanında bahsini ettiğimiz 4+4+4 gibi reformlarda çeşitli kılıfların altında ifadesini bulan ve gün geçtikçe “her üniversiteye bir cami” sloganında olduğu gibi açık biçimde dayatılan AKP’nin mezhepçi-gerici ideolojisini ve onun siyasi amaçlarını tek başına Türkiye ile sınırlı biçimde değerlendirmek yanlış olacaktır. Dünya genelinde, küresel ekonomik krizin derinleştiği, emperyalist savaş hazırlıklarının yapıldığı ve dolayısıyla militarizmin akıl almaz biçimde yükseldiği koşullar altında, neredeyse tüm burjuva hükümetler işçi sınıfını baskı altına alma amacıyla polis-istihbarat devletleri inşa ediyor ve bunları yaparken ırkçı, dinci, gerici referanslar barındıran politikalara başvuruyor.

Bu politikaların somut örneklerini gördüğümüz Almanya’da bir süredir en önemli üniversitelerde Hitler’in ve Nazizmin rehabilite edilmesine yönelik çalışmalar yapılıyor. Bilindiği gibi Alman emperyalizmi, NATO’nun Libya’ya müdahalesinin ardından Yeşiller’in ve Sol Parti’nin de desteğiyle saldırgan bir dış politikayı yeniden benimsemiş durumda. Bugün Alman militarizminin yükselişi, aynı Birinci Dünya savaşı öncesi Alman İmparatorluğu’nun (Reich) ve İkinci Dünya Savaşı öncesi Nazizmin politikalarıyla süreklilik arz etmektedir. Bir zamanlar tartışılmasının bile suç sayıldığı konuların egemen sınıflar tarafından yeniden gündeme getirilmesi faşizmin, ırkçılığın ve dinsel gericiliğin siyasetçilerin bireysel tercihlerinin bir sonucu değil, kapitalist sistemin içsel bir karakteri olduğu gerçeğini göstermektedir. [2]

Bu çerçeve içerisinde, Türkiye’de AKP’nin aynı zamanda otoriter bir polis devleti inşasının parçası olan tüm bu uygulamaları ve toplum mühendisliği arzusu, küresel olarak hızla yükselen ve kimlik politikalarına dayanan bu gerici dalgadan bağımsız ele alınamaz. Yukarıda alıntı yaptığımız Zorunlu Eğitim Reformu: “4+4+4” yazısında belirttiğimiz gibi: “ … Bunun nedeni, ‘4+4+4’ adlı gerici uygulamanın, küresel ekonomik süreçlerle ve ABD önderliğindeki Batılı emperyalist ittifakın Ortadoğu’da gerçekleştirmeye çalıştığı, mezhep eksenli çatışmaları körükleyen egemenlik projesiyle sıkı sıkıya bağlantılı olmasıdır. ‘4+4+4’, Batılı emperyalist ittifakın, özellikle de ABD’nin bölgedeki en önemli taşeronlarından biri olan AKP iktidarının, Türkiye toplumunu devlet eliyle din temelinde ayrıştırma ve yeniden biçimlendirme yolunda attığı önemli bir adımdır.”

Dolayısıyla, emperyalist politikalar ekseninde burjuvazinin “laik” olan kesimlerinin dahi desteklediği, AKP’nin, kimlik politikalarına dayanan gerici ideolojisi ve siyasi programı, ancak işçi sınıfı öncülüğünde kapitalizm karşıtı uluslararası sosyalizm mücadelesiyle yenilgiye uğratılabilir. Biz gençliği ve öğrencileri, işçi sınıfının bu mücadelesinde yerini alması için Toplumsal Eşitlik İçin Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler’i (IYSSE) desteklemeye çağırıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir