Yunanistan polisi sığınmacıları gerçek mühimmatla vuruyor

Yunanistan-Türkiye sınırındaki sığınmacıların durumu son günlerde daha da kötüleşti. 10.000’den fazla insan sınır bölgesinde kapana kısılmış durumda ve ne ileri ne de geri gidebiliyor. Yunan sınır polisi ve askerler, sığınmacıların ülkeye girmesini engellemek için gerçek mühimmat kullanıyor. Bir Suriyeli sığınmacı vurularak öldürülürken, en az altı sığınmacı ağır biçimde yaralandı.

Gerçek mühimmat, Avrupa Birliği’nin (AB) açık desteğiyle kullanılıyor. Çarşamba günü Brüksel’de yapılan AB içişleri bakanları toplantısında ve Perşembe günü yapılan AB dışişleri bakanları toplantısında, Avrupa’nın sığınmacıların kötü durumuna yönelik insanlık dışı tutumu tekrar teyit edildi.

AB içişleri bakanları, yaptıkları açıklamada şunları belirttiler: “Yasa dışı sınır geçişlerine müsamaha gösterilmeyecek. AB üyesi devletler, sığınmacılara karşı sınırları ‘korumak’ için ‘AB hukuku ve uluslararası hukuk uyarınca gerekli tüm önlemleri’ alacaklar.” AB İçişleri Komisyonu Üyesi Ylva Johansson, “Yunan hükümetinin aynı şekilde hareket edeceğine güveniyorum,” diye ekledi.

AB, Yunan hükümetini, sığınmacıları tüm gücüyle geri püskürtmeye çağırıyor. Bu çağrı, sınır polisinin sığınmacılara ateş açmasıyla uygulanıyor.

Atina hükümeti sınırda gerçek mühimmat kullanıldığına ilişkin haberlerin “sahte” olduğunu iddia etse de, gazeteciler internette yayımlanan videoların gerçek ve güvenilir olduğunu saptadılar. Sky News muhabiri Mark Stone, sınırda yaralı sığınmacıların battaniyelerle taşındığını gösteren bir videoyu doğruladı. Sadece bu olayda altı sığınmacı göğüs, baş, bacak ve kasık bölgelerinden vurularak ağır biçimde yaralanmıştı.

Uluslararası ölçekte tanınan araştırma kurumu Forensic Architecture da Muhammed El Arab adlı sığınmacının öldürüldüğünü teyit etti. Londra Üniversitesi’ne bağlı kurum, daha önce Londra’daki Grenfell Tower yangınını ve Halit Yozgat’ın Kassel’de neo-Nazi Ulusal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütü tarafından öldürülmesini soruşturmuştu.

Olaya ilişkin videoda, Suriye’nin Halep kentinden gelen 22 yaşındaki gencin, Meriç Nehri sınırı üzerinde sınır polisi tarafından plastik mermi ile ölümcül biçimde vurulduğu ve başından kan akarken taşındığı görülüyor. Yunan hükümeti şimdiye kadar bu olayları soruşturmayı reddetti.

Dahası, Yunan polisi, sınırdaki sığınmacıları uzaklaştırmak için “normal” göz yaşartıcı gaz kapsülü değil, ucu sivri fişekler kullanıyor. Araştırmacı Bellingcat web sitesinin yayımladığı bir fotoğraf, bir Yunan sınır polisinin bu tür bir fişek mermisini göz yaşartıcı gaz tüfeğine taktığını gösteriyor.

Göçmenler sınır telinin Türkiye tarafında toplanırken Yunan polisi ve ordusu önlem alıyor. Yunanistan-Türkiye sınırındaki Kastanies, Meriç bölgesi, 7 Mart 2020 Cumartesi. (AP Photo/Giannis Papanikos)

Bellingcat’a göre, “normal göz yaşartıcı gaz kapsülleri sınırlı bir menzile sahip” ancak sınırda Yunan polisi tarafından atılan cisimler “önemli ölçüde daha güçlü” ve keskin uçları “potansiyel olarak öldürücü.” Bellingcat, hemen hemen aynı göz yaşartıcı gaz fişeklerinin son dönemde Irak’ta düzenlenen protestolar sırasında göstericilere karşı kullanıldığını; onlarca kişiyi yaralayıp öldürdüğünü belirtiyor.

Sığınmacılara yönelik şiddet sadece Yunanistan ile Türkiye arasındaki kara sınırında değil, Ege Denizi’nde de ciddi biçimde artıyor ve sığınmacıların Yunan adalarına çıkmaları vahşice engelleniyor.

Akdeniz’de tehlikede olan sığınmacıların başvurabildiği Alarmphone adlı sığınmacılara yardım girişimi, 1-3 Mart tarihleri arasında botlardaki sığınmacılara maskeli insanlar tarafından ateş açıldığı, saldırıldığı ve sığınmacıların soyulduğu çok sayıda olay meydana geldiğini bildiriyor. Bazı olaylarda botların motorları çalındı ve sığınmacılar denizde çaresiz biçimde bırakıldılar. AB sınır koruma kurumu Frontex’in acil durum güçleri ve Yunan sahil güvenliği ise yakın mesafede olmalarına rağmen olaylara müdahale etmedi.

Almanya’da bulunan ve kısa süre önce Macaristan sınırında sığınmacılara ateş açıldığını bildiren Pro-Asyl adlı sığınmacılara yardım kuruluşu, Yunanistan-Türkiye sınırında plastik mermi ve gerçek mühimmat kullanılmasını sert biçimde eleştirerek şunları belirtti: ” Yunanistan sınırında da mültecilere ateş açıldığına ilişkin birçok haber geliyor. AfD’nin [aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif] bunu talep etmesinden sadece dört yıl sonra, ateş açma emri bir Avrupa gerçekliğidir.” Pro-Asyl, dönemin AfD Genel Başkanı Frauke Petry’nin 2016’da yaptığı açıklamayı hatırlatıyor. Petry, Federal Polis’in “yasa dışı” sınır geçişleri ile karşılaştığında “gerekirse ateşli silah da kullanması” gerektiğini söylemişti.

Fakat 2016’daki durumun tersine, Avrupa sınırlarında ateş açma emri Alman hükümetinin resmi politikası haline geldi. Dışişleri Bakanı Heiko Maas (Sosyal Demokrat Parti, SPD), Yunan polisinin sığınmacılara yönelik acımasız müdahalesini koşulsuz destekliyor. Maas, Deutschlandfunk radyosunda şunları söyledi: “Tüm bunların orantılı ve oldukça yerinde olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca Yunanlara bu zor durumda yardım etmeye de hazırız. Sağlayacağımız fonlar da buna dahildir.”

Bu fon desteği, sığınmacılara karşı sınır güvenliğini attırmak için AB’nin 700 milyon avro vermesinden oluşuyor. Ayrıca yedi gemi, uçaklar, helikopterler ve termal görüş kameralı araçlar Yunan hükümetinin kullanımına sunulacak. Frontex müdahale gücü de sınıra gönderilecek.

Almanya’nın çıkarlarına uyduğu sürece uluslararası hukuka uyulmasını talep eden Maas, uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen sığınma hakkının kaldırılmasını ve Yunan makamlarının sığınmacıları yasa dışı sınır dışı etmesini de onaylıyor.

Almanya dışişleri bakanının ısrarı üzerine Perşembe akşamı Hırvatistan’ın Zagreb kentinde bir araya gelen AB dışişleri bakanları, AB ile Türkiye arasındaki sığınmacı anlaşmasına uyması için Türk hükümetine baskıyı arttırdılar. Maas, AB’nin, mali destek ve Türkiye’deki sığınmacılara kalacak yer sağlanması karşılığında Türk hükümetinin bu karara uymasını beklediğini söyledi.

Bu tavır sinik ve ikiyüzlüdür. Türkiye, Suriye’den gelen toplam 3,6 milyon sığınmacıyla, tüm AB devletlerinin toplamının iki katından daha fazla sığınmacıyı içeri almış durumda. Dahası, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2016 baharında yaptığı kirli anlaşmanın hiçbir yasal bağlayıcılığı bulunmuyor. Zira bu onaylanmış bir anlaşma değil, yalnızca bir niyet bildirisiydi. AB, bu yolla, Türk hükümetini, AB’ye daha fazla sığınmacı akışını zor yoluyla önleyen bir işbirlikçi olarak kullanıyordu.

Bu utanç verici anlaşmada ısrar edilmesi, şimdi Türkiye-Yunanistan ve Suriye-Türkiye sınırında insani bir felaket yaratıyor. İdlib bölgesinde bulunan yüz binlerce sığınmacı mahsur kalmış durumda ve geçici çadırlarda yaşıyor.

AB’nin “Avrupa Kalesi”ni uzlaşmaz bir şekilde ve şiddetle savunması nedeniyle, Yunanistan-Türkiye sınırındaki sığınmacılar gerçek anlamda kapana kısılmış durumdalar. Bir tarafta Yunan sınır polisi sığınmacılara “yasa dışı göçmenler” diyerek saldırır ve gerçek mühimmatla ateş açarken, diğer tarafta Türk özel harekat polisleri Türkiye’ye geri dönmelerini engelliyor. 10.000’den fazla insan, bu yüzden tarafsız topraklarda hapsedilmiş durumda.

AB’nin göç politikası üzerinde belirleyici etkisi bulunan Alman hükümeti, Yunanistan’ın Ege adalarında bulunan aşırı kalabalık gözaltı kamplarından ya da Yunanistan-Türkiye sınır bölgesinden tek bir çocuğu bile kabul etmeyerek, sert tutumunu değiştirmeyeceğini açıkça ortaya koymuş durumda. Bundestag’daki (federal meclis) Yeşiller grubu tarafından sunulan ve Yunanistan’daki kamplardan sadece 5.000 refakatsiz çocuğun kabul edilmesini öngören tasarı, Hristiyan Demokratlar (CDU/CSU) ile Sosyal Demokratların (SPD) büyük koalisyonu ve AfD’nin oylarıyla kesin olarak reddedildi.

Sığınmacılara ve onlarla dayanışma gösterenlere yönelik acımasız saldırı Berlin ve Paris hükümetleri ile AB tarafından desteklenirken, halkın geniş kesimleri yardım talep eden savunmasız insanlara karşı uygulanan bu insanlık dışı politikaya karşı çıkıyor. Infratest dimap adlı kamuoyu araştırması kurumunun yaptığı bir anket, sığınmacılara karşı yürütülen tüm propagandaya rağmen ankete katılanların yarısının hâlâ Yunanistan’da ve Türkiye’de bulunan sığınmacıların koşulsuz kabul edilmelerini desteklediğini gösteriyor.

Atina ve Selanik kentlerinde binlerce insan, sınırda ya da Midilli ve Sakız adalarında bulunan sığınmacılara yönelik acımasız saldırıları protesto etti. Söz konusu adalarda faşist çeteler, polisin gözleri önünde sığınmacıları kovalamış ve denize geri itmişti. Protestocular, “Sömürüye, savaşa, milliyetçiliğe ve ırkçılığa karşı birlikte mücadele edebiliriz” sloganını haykırdılar.

Avrupa’nın dış sınırlarındaki sığınmacılara karşı yürütülen savaş, Hanau ile Halle’deki son faşist terör saldırılarıyla görüldüğü üzere göçmenlere ya da Yahudilere karşı artan aşırı sağcı terör saldırılarının diğer yüzünü göstermektedir. Bu ikisi birbirinden ayrılamaz. Egemen sınıf, çıkarlarını ve servetini savunmak için militarizm ve sosyal kesinti politikasını ilerletiyor; her türlü muhalefeti bastırmak ve işçi sınıfını etnik temelde bölmek amacıyla milliyetçiliği kışkırtıyor. Bu şekilde, faşist şiddete ve diktatörlüğe zemin hazırlamakla kalmıyor; bunları şimdiden pratiğe döküyor.

Yazar ayrıca şunları öneriyor:

Yunanistan-Türkiye sınırındaki sığınmacılara yönelik savaşı durdurun!

[3 Mart 2020]

Libya açıklarında boğulanlar ve sığınmacıları savunma mücadelesi

[27 Temmuz 2019]

Sığınmacılara karşı küresel savaş

[3 Temmuz 2019]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir