Verizon grevinin dersleri

Paylaş

 

Verizon Telecommunications’ta çalışan yaklaşık 40.000 işçi, ABD’de son yıllardaki en büyük ve en uzun grevlerden birine nokta koyacak şekilde, Salı günü geç saatlerde ve Çarşamba sabahı işlerine geri döndüler.

Grevin sona erdirilmesini kuşatan koşullar özellikle alçakçaydı. Obama’nın çalışma bakanlığının gözetimindeki gizli görüşmelerden 10 gün sonra, Amerika İletişim İşçileri (CWA) sendikası ve Elektrik İşçilerinin Uluslararası Kardeşliği (IBEW) sendikası, Anma Günü’nün olduğu hafta sonunda (işçiler grev hattında değilken) “prensipte anlaşma”ya varmış olduklarını ve yedi haftalık grevin sona erdiğini duyurdular. Sendikalar, işçilere, toplu sözleşmenin tamamı yayınlanmaksızın (tabii bir sözleşme varsa) ya da işçilere onu oylama izni vermeksizin işe geri dönme emri verdiler.

Sendika bürokratları, son derece kuşkulu işçiler Çarşamba sabahı işe geldiklerinde, onlara, “İstediğimiz her şeyi aldık!” diye bağırıyordu. Verizon yönetimi, avantajını kendi çıkarına kullanma amacıyla, grev tişörtü giyen militan işçileri “uygun kıyafet” giymedikleri gerekçesiyle evlerine göndererek ibret olsun diye cezalandırmaya çalıştı. Manhattan şehir merkezindeki bir CWA işyeri temsilcisi, derhal şirket yönetiminin tarafını tuttu.

Gerçekte, sendikaların tam teslimiyeti, Verizon’a, üst düzey yöneticilerinin ifadesiyle, rekabetçiliğini ve karlarını arttırmak için “şirketin istediği bütün asli değişiklikleri” verdi.

Anlaşma, yüz milyonlarca dolarlık sağlık hizmetleri harcamalarını çalışan ve emekli işçilerin sırtına yükleyecek. Ayrıca, anlaşma, dünyanın en büyük ikinci telekomünikasyon şirketine, müşteri hizmetleri çağrı merkezini ıslah etme operasyonlarını kolaylaştırmak ve son yıllarda zaten toplu işten çıkarmaların yaşandığı daha az karlı kablolu telefon, internet ve kablolu televizyon birimini dağıtmaya hazırlanmak için tam serbestlik verecek.

Verizon’da mücadele bitmedi. Bu ihanet belirgin hale geldikçe, muhalefet, 17 Haziran’dan önce ortaya çıkacak fiili toplu sözleşme üzerine oylama ne olursa olsun, büyüyecek. Dahası, telekom işçilerinin mücadelesi, otomotiv işçilerinin geçtiğimiz sonbaharda UAW sendikasının satış anlaşmalarına karşı başkaldırısından, Fransa’da ve Belçika’da işçi sınıfı karşıtı iş “reformları”na karşı yayılan grev ve kitle protestoları dalgasına kadar, işçi sınıfının büyüyen direnişinin ve ABD genelindeki ve uluslararası ölçekteki işçilerin ve gençliğin radikalleşmesinin parçasıdır.

Bu, yalnızca Verizon işçileri için değil, bir bütün olarak işçi sınıfı için yaşamsal derslerin dikkatli bir değerlendirmesini haydi haydi gerekli kılmaktadır.

İlkin, Verizon’daki mücadeleyi, egemen sınıfın ve onun Demokrat ve Cumhuriyetçi siyasi temsilcilerinin genel stratejisinin bağlamı içine yerleştirmek gerekmektedir. Obama yönetimi, 2008 ekonomik çöküşüne yanıt olarak, mali sistemi ve şirket-mali sektör seçkinlerinin servetini desteklemek için bankalara trilyonlarca dolar akıtılmasını yönetti. Bunu, işçi sınıfının ücretlerini, sağlık hizmetlerini ve diğer haklarını geriletmek üzere koordineli bir çaba izledi.

Ücretlere yönelik saldırının tehlike çanı, işe yeni girenlerin ücretlerini yarıya düşürmeye ve mevcut işçiler ile emeklilerin sağlık hizmetleri harcamalarında belirgin bir azalmaya dayandırılan, Beyaz Saray’ın yönettiği 2009 otomotiv sanayi yeniden yapılanmasıyla çalınmıştı. Bunu, hileli bir şekilde bir “reform” olarak ambalajlanan ve esas amacı şirketlerin ve hükümetin maliyetlerini işçilerin sırtına kaydırmak olan Obamacare yasasının 2010’da geçmesi izledi.

Bu politikaların sonuçları, toplam gelir kazançlarının yüzde 95’inin en tepedeki yüzde 1’e gidiyor olmasıyla birlikte, toplumsal eşitsizliğin 2009’dan beri rekor büyümesinde görülebilir. Henüz sınıfsal ilişkilerin bu yeniden yapılanması sona ermedi. Egemen sınıf, işçi sınıfı içinde büyüyen muhalefet ve ufukta beliren yeni bir ekonomik krizin işaretleri koşullarında, bunu kararlılıkla sürdürüyor.

CWA Bernie Sanders ile Hillary Clinton’ı desteklerken, Demokratik Parti’nin işçi sınıfı karşıtı karakteri, grev kırıcı mahkeme emirleri için başvuruda bulunup alan Obama’nın Ulusal Çalışma İlişkileri Kurulu tarafından ve New York’un sözde ilerici belediye başkanı Bill de Blasio’nun denetimindeki New York City Polis Teşkilatı’nın rolü eliyle sergilendi. Sendikalar ile Obama yönetimi arasındaki gizli ittifak, zorunlu işe geri dönüşü tezgahlayan ABD Çalışma Bakanlığı’ndaki “görüşmeler”de doruk noktasına ulaştı.

İkinci olarak, sendikaların rolünü açık bir biçimde anlamak gerekmektedir: onlar, “işçi sınıfı örgütleri” değil, ama temsil ettiklerini iddia ettikleri işçilerinkine karşıt çıkarları olan varlıklı üst orta sınıf yöneticilerin denetiminde bulunan, şirket yönetiminin ve devletin kollarıdır.

Yakın dönemdeki bir olay, özellikle çarpıcıdır. Temmuz 2015’te, CWA Başkanı Chris Shelton, Birleşik Çelik İşçileri sendikası ile Birleşik Otomotiv İşçileri sendikasının ve diğer sendikaların liderleriyle birlikte, Obama ile bir görüşme için Beyaz Saray’a gitmişti. O sıralarda, çeşitli medya organları ve hükümetin düşünce kuruluşları, Büyük Durgunluk’tan sonra şirket karlarının, borsanın ve CEO maaşlarının tamamen kurtarılmasının ardından reel ücretlerdeki gerilemeyi tersine çevirmek isteyen Amerikalı işçilerin bir “ücret hamlesi”ne ilişkin uyarıda bulunuyorlardı. Beyaz Saray toplantısında, yaklaşık 5 milyon işçinin 2015-16’da yaklaşan yeni toplu sözleşmeleriyle birlikte bu tehlikenin nasıl zapt edileceğinin ele alındığı açıktır.

Bunu izleyen şey, AFL-CIO ve Kazanmak İçin Değişim işçi federasyonlarının, işçilerin Obama’nın ekonomik politikasına karşı herhangi bir birleşik mücadelesine yönelik sistematik sabotajıydı. CWA sendikasının Verizon işçilerini toplu sözleşmeleri Ağustos 2015’te sona erdiğinde greve çıkarmamasının başlıca nedeni, bunun, 30.000 çelik işçisinin, 140.000 otomotiv işçisinin ve diğerlerinin toplu sözleşmelerinin sona ermesiyle aynı zamana denk gelmiş olmasıydı. Sendikalar, toplu sözleşmeleri uzatma, yalan ve gözdağı bileşimi dolayımıyla bu işçileri tecrit ettiler ve toplam emek maliyetlerini enflasyon oranının altında tutan anlaşmaları dayattılar.

Sonunda, CWA sekiz ay sonra bir grev çağrısında bulunduğunda, Verizon işçileri greve yönelik birikimlerini tüketmiş ve şirket küçük bir grev kırıcı ordusunu kiralayıp eğitmişti.

Buna rağmen, Verizon işçileri, grev kırıcıların ve polisin şiddetine, mahkeme emirlerine ve şirket medyasının karartmasına meydan okuyarak, kararlı bir mücadele verdiler. Ama işçileri temsil ettiklerini iddia eden örgütler, CWA ve IBEW, grevi yalıtmak ve işçileri teslim olmaya zorlamak için aç bırakmak üzere komplo kurmuştu. CWA, hem Doğu ve hem de Batı Yakası’nda bir telekomünikasyon grevini önlemek amacıyla, Batı Yakası’ndaki 16.000 AT&T işçisini bir toplu sözleşme olmaksızın çalışmaya devam etmeye zorladı ve San Diego’daki yerel bir grevi California geneline yayılmadan önce hızla bitirdi.

Verizon grevinin gösterdiği gibi, işçiler, yalnızca özellikle acımasız bir şirkete, Verizon’a karşı değil, ama bütün bir kapitalist mülk sahipleri sınıfına ve onları savunan siyasi sisteme karşı bir mücadele içindeler. Bu mücadeleler, gitgide, tabandaki işçiler ile resmi sendikalar arasında bir çatışma biçimini alıyor.

ABD’de kendisini bir “demokratik sosyalist” olarak tanımlayan Sanders’a yönelik destek, Amerikalı işçilerin ve gençlerin hiçbir zaman kapitalist sisteme bir alternatif aramayacağı yalanını teşhir etmektedir. Amerikan egemen sınıfının halk öfkesini Demokratik Parti’nin güvenli kanalları içinde sınırlama peşinde koşan Sanders’tan korkacak bir şeyi olmasa da, şirket ve mali sektör oligarşisi, sınıf çatışmasının yeniden ortaya çıkmasından ve işçiler ile gençlik arasında büyüyen kapitalizm karşıtı duyarlılıktan bir hayli endişelidir.

Grev sırasında, otomotiv işçilerinin, öğretmenlerin ve işçilerin diğer kesimlerinin önceki mücadelelerinde olduğu gibi, Verizon işçileri, gerçeği öğrenmek, kaygılarını ve taleplerini ifade etmek ve mücadelelerini yaymak üzere bir strateji için, yüzlerini gitgide artan oranda Dünya Sosyalist Web Sitesi’ne (WSWS) ve WSWS Verizon Grevi Bülteni’ne döndüler. Binlerce işçi bültene kayıt oldu; yüzlercesi çevrimiçi konferanslara katıldı ve toplu sözleşmenin tamamı yayınlanana ve üyelerce demokratik bir oylama yapılana kadar işe geri dönme emrinin iptalini talep eden bir imza kampanyasını destekledi.

İşçiler, her bir işyerinde yeni mücadele ve öz-temsil örgütlerine ihtiyaç duyuyorlar. İşçileri birleştirmek, farklı sektörler ve kamu sektörü arasında iletişim hatları kurmak ve ücretlerin, sağlık hizmetlerinin ve diğer sosyal hakların savunusunda ortak bir direniş örgütlemek için, bizzat işçilerce seçilen ve demokratik olarak kontrol edilen taban komitelerinin inşa edilmesi gerekiyor.

Sosyalist Eşitlik Partisi, işçi sınıfını, büyük şirket partilerine ve toplumsal eşitsizliğin, yoksulluğun ve savaşın nedeni olan kapitalist sisteme karşı siyasi bir mücadelede harekete geçirmek üzere yeni bir devrimci önderliğin inşası için mücadele ediyor.

2 Haziran 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir