Trump göçmen işçilere karşı savaş başlattı

Paylaş

ABD Başkanı Donald Trump’ın İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) tarafından yerine getirilmek üzere Çarşamba günü imzaladığı iki başkanlık kararnamesi, yalnızca göçmenlere değil ama bir bütün olarak işçi sınıfına yönelik bir saldırıdır.

Ana kararname, Meksika sınırında Trump’ın başkanlık kampanyası sırasında sürekli tanıtımını yaptığı “duvar”ın inşasına başlanmasını ve kayıtsız göçmenlerin suçlu olarak kabul edilmesinde bir artış istiyor.

Bu önlemler, “Önce Amerika” adına servetin şirketlere ve mali oligarşiye aktarımının hızlandırılması ile birlikte, işçi sınıfının demokratik haklarına ve toplumsal koşullarına yönelik topyekün bir saldırı gerçekleştirmek için, yabancı düşmanlığını ve göçmen karşıtı şovenizmi kışkırtmayı amaçlamaktadır.

Trump’ın üniformalı Sınır Devriyeleri ve Göç ve Sınır Muhafaza (ICE) görevlilerinden oluşan topluluğa yaptığı, ABD-Meksika sınırının daha fazla askerileştirilmesini ve göçmen işçilere yönelik iki kat baskıyı haklı gösteren konuşma, ayırt edilir biçimde faşizan bir havadaydı.

“Denetim dışı” bir sınır betimleyen Trump, “çok uzun süredir memurlarınızın ve görevlilerinizin işlerini yapmalarına izin verilmedi” diyerek, doğrudan sınır ve göç kurumlarına seslendi. O, bunun artık değişeceğini söyledi: “Şu andan itibaren, hepinizden Amerika Birleşik Devletleri’nin yasalarını uygulamanızı istiyorum. Onlar uygulanacaklar, hem de güçlü bir şekilde uygulanacaklar.”

Trump’ın üslubu, onun DHS’de görünmesinden hemen önce Beyaz Saray muhabirlerine, yönetimin, “yasayı hiçbir pişmanlık duymadan, tereddütsüz uygulama”larını sağlamak için Sınır Devriye’sine ve ICE’ye “yeniden yetki ve sorumluluk vereceğini” söylemiş olan sözcüsü Sean Spicer’ınkini hatırlattı.

Yönetim, göçmenlerle ilgilenmedeki vahşilikleriyle ve yasa tanımazlıklarıyla adı çıkmış olan bu kurumlara, artık kılıçların tam olarak çekildiğini anlatıyor. Dahası, Trump’ın başkanlık kararnameleri, bu askerileştirilmiş polis güçlerinin büyük ölçüde genişletilmesini öngörmektedir. ICE görevlilerinin sayısı, Trump’ın seçim kampanyası sırasında vaat ettiği “özel sınır dışı görev gücü”nün temelini oluşturan 10.000 ek polisin katılımıyla üç katına çıkartılırken, zaten ülkedeki en büyük polis kurumu olan Sınır Devriyesi’ne 5.000 yeni personel alınacak.

Bu kurumların başında, Trump’ın yeni onaylamış iç güvenlik bakanı, daha önce Pentagon’un Latin Amerika’daki tüm operasyonlarını yöneten ABD Güney Komutanlığı’na başkanlık etmş olan emekli Deniz Piyadesi Generali John Kelly bulunuyor. Kelly’nin atanması, hem sınırın hem de ABD içindeki kayıtsız göçmen işçilere yönelik sürek avının daha fazla askerileştirilmesine işaret etmektedir.

Göçmen politikasında yeni başkan tarafından geliştirilen değişikliğin bir parçası, göç kurumları tarafından “yakala ve serbest bırak” olarak betimlenen, kayıtsız göçmenlerin yargı önüne çıkmayı beklerken gözaltından serbest bırakıldığı uygulamaya son verilmesidir. Bu tür koşullu serbest bırakmalara son verilmesi, zaten her gün 40.000 kişinin tutulduğu göçmen cezaevi sisteminin büyük ölçüde genişletilmesini gerektirecektir.

Başkanlık kararnamesi, DHS’nin, büyük olasılıkla, sınırı geçenlerin asıl bölümünü oluşturan ve Orta Amerika’daki şiddetten kaçan ailelerle ve refakatsiz çocuklarla doldurulacak olan yeni gözaltı kampları kurmasını gerektiriyor.

Trump, sınır geçişlerinin sayısının son 40 yılın en düşük düzeyine indiği ve ülkeye gelenden daha fazla Meksikalının ABD’den ayrıldığı koşullarda sınırdaki baskının büyük ölçüde tırmandırılmasını meşrulaştırmak için, genel olarak göçmenleri, özelinde ise Meksikalıları suçlular olarak betimleyen ırkçı kampanya söylemini yükseltmeye çalıştı.

Bu amaçla, The Remembrance Project [Anma Projesi] adlı aşırı göçmen karşıtı grup, yeni başkanlık kararnamelerinin açıklanmasına katılmak üzere DHS’ye davet edildi. Beyaz milliyetçisi ve diğer aşırı sağcı gruplarla bağlantılı olan bu örgüt, diğer ülkelerde doğmuş işçileri şeytanlaştırmanın bir aracı olarak, kayıtsız göçmenler tarafından öldürüldüğü iddia edilen az sayıda ABD yurttaşını kullanıyor.

Trump, toplantıdaki göç ve sınır görevlilerinden, ayağa kalkıp bu sözde kurbanların akrabalarını alkışlamalarını istedi. Onun kararnamesi, bu faşizan propaganda modelini ilerletmek için “yasadışı göçmenlerin işledikleri suçların kurbanlarını destekleme”ye ayrılmış özel bir büronun oluşturulması talimatı veriyor.

Trump’ın ikinci kararnamesi, ABD hükümetinden, “sığınma kentleri” denilen kentlere federal yönetimin hibe ettiği parayı keserek misilleme yapmasını istiyor. Amaç, yerel yönetimleri, kendi polis müdürlüklerine göçmenlere karşı baskıya katılma emri vermeye zorlamaktır.

Trump’ın politikasının en önemli unsuru olan ve ABD ile Meksika arasında dikilecek olan duvarın maliyetinin 10 ile 25 milyar dolar arasında olacağı tahmin ediliyor. Trump Meksika’nın duvarın bedelini ödemeye zorlanmasındaki ısrarını yinelerken, başkanlık kararnamesi, mevcut fonların bu engelin inşasına yönlendirilmesi talimatı veriyor.

Trump’ın “güney sınırına büyük bir fiziksel engel” dikilmesini emreden önlemi, onun başkanlık yarışındaki Demokratik Partili rakibi, o zamanlar Senatör olan Hillary Clinton’ın desteğiyle kabul edilen 2006 yılındaki Güvenli Çit Yasası’na dayanıyor. Bu arada, Obama yönetimi, önceki tüm ABD başkanlarının toplamından daha fazla, 3 milyon dolayında göçmeni sınır dışı etti.

Sınır duvarı talimatı veren ve göçmen karşıtı baskıyı tırmandıran başkanlık kararnameleri, Meksika Dışişleri Bakanı Luis Videgaray’ın, ülkesinin maliye bakanı ile birlikte, Devlet Başkanı Enrique Peña Nieto’nun gelecek hafta yapacağı resmi ziyarete hazırlık amacıyla Beyaz Saray ile görüşmek için Washington’a vardığı gün açıklandı. Bu zamanlama, Trump’ın duvarın bedelini Meksika’nın ödemesi talebiyle birlikte, Meksika’da yaygın bir öfkeye ve Peña Nieto’nun ziyaretini iptal etmesi taleplerine yol açtı.

Sınıra yeni bir set dikme uygulaması, Trump’ın korumacı tehditleri ve ABD’li üreticilerin Meksika’da üretim yapmaya son vermesi talepleri ile birlikte, Meksika’daki benzin fiyatlarının artmasına tepki olarak patlayan toplumsal çalkantıyı daha da canlandırırken, sınırın her iki yakasında da ekonomik krizi derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Bu hafta da, Trump’ın, Müslümanların ülkeye girmesinin yasaklanması teklifinin şekil değiştirmiş hali dahil (ki bu “terörizm eğilimli” denilen, Afganistan’ı, Suriye’yi, Irak’ı ve Somali’yi içeren bir dizi ülkeden yasal girişi etkili bir şekilde engelleyecektir), yeni gerici göç düzenlemeleri bekleniyor.

Göçmenlere yönelik büyük ölçüde artan baskı, devletin diktatörce yetkilerini arttırmaya yönelik çok daha geniş bir yönelimin parçasıdır. Trump, daha göçmen karşıtı başkanlık kararnamelerinin üstündeki örtüyü kaldırmaya hazırlanırken, ABC News’e, “ateşe ateşle karşılık vermek” için, suyla işkence ve başka işkence yöntemlerine yeniden başlanmasını desteklediğini ifade etmişti. Söylentilere göre, CIA’in “karanlık merkezler”inin yeniden açılması ve Ordu Sevk ve Muharebe El Kitabı’nın işkence yöntemlerine ilişkin sınırlarının gözden geçirilmesi çağrısı yapan başka başkanlık kararnamelerinin taslakları dolaştırılıyor.

Göçmen işçilere karşı dizginlerinden boşaltılan polis devleti yöntemleri, nihayetinde bir bütün olarak işçi sınıfına yöneltilecektir. Demokratik hakların ve toplumsal koşulların savunusu, yalnızca, ABD içindeki göçmen ve yerel işçileri birleştirerek; ABD’li ve Meksikalı işçilerin mücadelelerini, onları ayıran sınırın ötesinde, ortak düşmanları olan kapitalizme karşı birleştirerek ilerletilebilir.

ABD’deki ve tüm dünyadaki işçiler, göçmenlerin ve sığınmacıların savunusunda ileri çıkmalı ve her yerde, işçilerin diledikleri ülkede tam yasal ve siyasal haklara sahip biçimde yaşama ve çalışma hakkını savunmalıdırlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir