Sri Lanka’daki siyasi krize sosyalist bir çözüm uğruna mücadele

Yazdır

Devlet Başkanı Maithripala Sirisena’nın 26 Ekim’deki siyasi darbesinin ardından Sri Lanka egemen seçkinlerinin rakip hizipleri devlet iktidarı için kapışırken, şiddetli bir siyasi iç çatışma patlak vermiş durumda.

Bir hizibin merkezinde, Cuma günü başbakanlık görevinden alınan Ranil Wickremesinghe’nin önderlik ettiği Birleşik Ulusal Parti (UNP) bulunuyor. Diğeri ise, devlet başkanının ve Sirisena tarafından başbakan olarak atanan eski devlet başkanı Mahinda Rajapakse’nin önderlik ettiği Sri Lanka Özgürlük Partisi’ne (SLFP) dayanıyor.

Sosyalist Eşitlik Partisi (Sri Lanka), işçi sınıfını, bu kapitalist partilerin tamamını reddetmeye ve kendi sınıf çıkarları uğruna mücadele etmek üzere bağımsız olarak harekete geçmeye çağırır. Hiç kimse, Sri Lanka burjuvazisinin bu rüşvetçi temsilcilerinin demokratik ve sosyal hakları savunacağına ilişkin bir yanılsamaya kapılmamalıdır. Sonunda, iktidarda kalan parti ya da partiler, Sinhala, Tamil ve Müslüman, tüm emekçilerin yaşam koşullarına yönelik saldırıyı derinleştirecek ve her türlü direnişi acımasızca bastıracaktır.

SEP, işçileri ve gençleri, kendi bayrağı altında toplanmaya ve işçi sınıfının, gençliğin, kent ve kır yoksullarının demokratik ve sosyal haklarını savunan uluslararası sosyalist bir programa dayanan bir işçi-köylü hükümeti uğruna mücadele etmeye çağırır.

Sirisena’nın Wickremesighe’yı görevden alarak attığı anayasaya aykırı adım, parlamenter yönetimin, Sri Lanka’ya 1948’de sözde “bağımsızlığın” verilmesinden bu yana yaşanan uzatmalı çürümesinin en son noktasıdır. Bu siyasi darbe, ağırlaşan küresel ekonomik krizin, özellikle ABD ile Çin arasında keskinleşen jeopolitik gerilimlerin ve sınıf mücadelesinin dünya çapında canlanmasının Sri Lanka’daki şiddetli bir dışavurumudur.

Sirisena, Pazar günü televizyondan yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında, antidemokratik adımını, bunun, görevden alınan başbakan tarafından tahrip edilmiş “iyi yönetişime ilişkin soylu beklentiyi korumak” için gerekli olduğunu ilan ederek gerekçelendirmeye çalıştı. Wickremesinghe, Pazartesi günü yaptığı konuşmada, buna, demokrasinin kendi hükümeti altında geliştiğini iddia ederek karşılık verdi. O, UNP’nin, “gelişen bir diktatörlüğün” ortaya çıkmasına izin vermeyeceği ve “parlamenter demokrasi”yi savunmak için sonuna kadar mücadele edeceği uyarısında bulundu.

Nasıl bir yalan ve ikiyüzlülük! 2015 devlet başkanlığı seçimi sırasında, Sirisena ile Wickremesinghe, Rajapakse’nin otokratik yönetimini suçlayan, “iyi yönetişim” ve daha iyi yaşam koşulları vaat eden bir platformu paylaşıyordu. Bu sloganlar, sadece, Çin’e çok yakın olarak görülen Rajapakse’yi yerinden etmek üzere ABD tarafından organize edilen bir rejim değişikliği komplosunun örtüsüydü.

Egemen sınıfın hiçbir hizibi, emekçilerin temel demokratik haklarını savunmamaktadır. Parlamento, her zaman, burjuvazinin kendi sınıfsal çıkarlarını onun arkasından emekçiler ve yoksullar zararına amansızca ilerlettiği bir perde olmuştur. Şimdi, tam da rakip partilerin “demokrasi”ye bağlılık yemini ettiği sırada, bu dış görünüşten vazgeçiliyor.

Sri Lanka ekonomisi, 2008 küresel mali çöküşünden kaynaklanan derin bir krize saplanmış durumda. Rajapakse hükümeti, ayrılıkçı Tamil Eelam Kurtuluş Kaplanları’na (LTTE) karşı, kuzeyde ve doğuda yaşayan Tamil kitlelerinin yaşamlarını yıkıma uğratan yoğunlaştırılmış topluluksal savaşına yönelik devasa harcamaları finanse etmek için çok büyük krediler almıştı. Hükümet, aynı zamanda, sosyal hizmetlerde ve fiyat sübvansiyonlarında IMF’nin talep ettiği acımasız kesintileri uygulayarak, bunların yükünü bir bütün olarak emekçilerin sırtına yüklemişti.

2015’te Rajapakse’yi yerinden eden, Sirisena’nın devlet başkanı ve Wickremesinghe’nin başbakan olduğu “ulusal birlik” hükümeti, Sri Lanka’nın dış politikasını yeniden Washington’a uyarladı ve IMF’nin kemer sıkma programını uygulamaya devam etti. Emekçiler grevler ve protestolar örgütlediğinde, hükümet, onları bastırmak için polisi ve orduyu kullanmaktan çekinmedi.

Bu artan halk muhalefetinin ve derinleşen mali krizin ortasında, Sirisena ve Wickremesinghe Şubat ayındaki yerel seçimlerde uğradıkları büyük kayıplar için birbirlerini suçlarken, “birlik hükümeti” parçalanmaya başladı. Aynı zamanda, her ikisi de, kendisini, Rajapakse’nin iktidara gelme yönündeki yeni girişiminde kışkırttığı saldırgan Sinhala şovenisti kampanyaya uyarladı.

Hükümetin yaşam koşullarına saldırısına yönelik direniş, etnik sınırların ötesinde birleşmeye başlayan işçiler, köylüler, balıkçılar ve öğrenciler arasında yaygınlaşmış durumda.

Anlamlı bir şekilde, Sirisena’nın siyasi darbesinden iki gün önce, Sinhala, Tamil ve Müslüman, 5.000 genç işçi, grev yapan yüz binlerce plantasyon işçisinin ücret mücadelesini desteklemek için Colombo’da toplandı.  Protesto, egemen seçkinlerde şok etkisi yarattı; gazetelerin başyazıları, genç işçilerin ilk kez sosyal medya üzerinden örgütlendiğine ilişkin alarm zillerini çaldı.

Hizipsel farklılıkları ne olursa olsun, tüm egemen sınıf, işçi sınıfının ve kır kitlelerinin birleşik bir hareketinden korkmaktadır. “Demokrasi” hakkındaki sahte tavırlarına karşın, şu andaki şiddetli iktidar mücadelesinden hangi partiler zaferle çıkarsa çıksın, emekçilerin muhalefetini bastırmak için 30 yıllık acımasız topluluksal savaş sırasında geliştirilmiş olan polis devleti aygıtının tüm gücünü kullanacaktır.

Şimdiden, şirket çevreleri içinde, kendi emirlerini yerine getirecek bir tek adam yönünde bir gayret söz konusu. Sri Lanka Uluslararası Ticaret Odası’nın yakın zamandaki bir toplantısında, önde gelen bir CEO olan Ashok Parthirage, orada bulunan diğer kişilerin onayıyla, “Güçlü bir önderliğe ihtiyacımız var; ihtiyacımız olan şey, bir anlamda, bir diktatördür. Bugün yöneten iki parti var ama hiçbiri karar almıyor.” dedi.

1948’deki resmi bağımsızlıktan bu yana, UNP ve SLFP önderliğinde birbirini izleyen hükümetler, burjuvazinin, emekçilerin demokratik özlemlerinin ve acil toplumsal gereksinimlerinin üzerine gitmekten aciz olduğunu açık bir şekilde göstermiştir. 1940’larda ve 1950’lerde işçilerin ve yoksulların muhalefetinin önüne geçmek için verilen sınırlı tavizlerin ya içi boşaltılmış ya da bunlar tümüyle ortadan kaldırılmıştır. Dahası, Lanka Sama Samaja Partisi (LSSP) başta olmak üzere, bu mücadelelere önderlik eden partiler ve sendikalar, artık siyaset kurumunun sıkı sıkıya parçasıdır.

Tamil karşıtı şovenizm, işçi sınıfını bölerek burjuva egemenliğini desteklemek için onlarca yıl boyunca Colombo’daki politikacıların hazır kaynağı olmuştur. Bu alçak topluluksal politika, en sonunda, bir bütün olarak emekçiler için yıkıcı sonuçları bulunan 30 yıllık savaşa yol açmıştı. SEP, işçilerin ve gençlerin, Tamil Ulusal İttifakı gibi Tamil topluluğu yanlısı partiler dahil milliyetçiliğin ve şovenizmin bütün biçimlerine karşı çıkmadan ve ortak sınıf çıkarlarını savunmak üzere birleşmeden bir adım ileriye gidemeyecekleri konusunda uyarıda bulunur.

SEP, mevcut krizin ortasında büyük burjuva partilerine (UNP ve SLFP) yönelik yaygın düşmanlığı kendi çıkarına kullanma peşinde koşan Janatha Vimukthi Peramuna’nın (JVP) siyasi demagoglarına ve şarlatanlarına karşı da özellikle uyarıda bulunmaktadır. JVP’nin, her iki partiyi de desteklemediği iddiası gerçeğe aykırıdır. 2005’te SLFP hükümetine giren ve 2015’te “ulusal birlik” hükümetini destekleyen JVP, Colombo siyaset kurumunun parçası olarak, utanmazca bu iki parti arasında manevra yapmıştır. O, sosyalizm şöyle dursun, emekçilerin hakları uğruna mücadele etmek için değil ama şu ya da bu burjuva partisi ile bir anlaşma geliştirmek amacıyla “halk iktidarı” çağrısında bulunarak, bugün de aynı şeyi yapıyor.

Mevcut siyasi kriz, resmi bağımsızlık zırvasını da gözler önüne seriyor. JVP dahil Sri Lanka’daki burjuva siyasi partilerin tamamı, büyük güçler arasında yıkıcı bir savaşa doğru ilerleyen ve yoğunlaşan rekabetteki piyonlardır. ABD ve müttefikleri Wickremesinghe’nin parlamentonun yeniden toplanması çağrısına arka çıkarken (o, bunun, başbakanlık iddiasını güçlendireceğini hesaplıyor), Çin devlet başkanı, Rajapakse’nin iktidara geri gelmesini memnuniyetle karşıladı.

Ülkeleri Çin’e karşı savaş hazırlığında bir araya gelmeye zorlayan ABD, Hint-Pasifik bölgesini diplomatik, ekonomik ve askeri bir savaş alanına dönüştürmüş durumda. Çin, hiçbir ilerici çözüme sahip değil ve kendi silah takviyesini gerçekleştirirken, ABD’ye karşı koymak için ekonomik etkisini kullanmaya çalışıyor. Sri Lanka’da ve bölge genelinde, egemen sınıflar, kendi halklarını, iki nükleer silahlı güç arasında, insanlık için yalnızca felaketle sonuçlanabilecek olan bir savaşın cephe hattına yerleştiriyorlar.

Sri Lanka’daki kapitalist egemenliğin yetmiş yılı, Lev Troçki’nin Sürekli Devrim Teorisi’nin ilkelerinin doğruluğunu bütünüyle kanıtlamıştır. Troçki, gecikmiş bir kapitalist gelişmeye sahip ülkelerdeki egemen sınıfın, emperyalizmden bağımsızlığı ve azınlıklar için eşit hakların ve herkes için düzgün yaşam koşullarının kurulmasını kapsayan temel demokratik sorunların üzerine gitmekten aciz olduğu uyarısında bulunmuştu. Yalnızca işçi sınıfı, burjuvazinin bütün hiziplerine karşı siyasi bir mücadelede, demokratik devrimin görevlerini yerine getirmek ve dünya çapında sosyalizm uğruna mücadelenin parçası olarak sosyalist politikalar uygulamak üzere kır yoksullarını ve ezilen kitleleri bir araya getirebilir.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Sri Lanka şubesi olan SEP, bu siyasi perspektif ve program uğruna mücadele eden tek partidir. Biz, işçi sınıfını, siyasi durumun değerlendirmesini yapmaya ve Sürekli Devrim Teorisi’ne dayanan kendi bağımsız rotasını çizmeye çağırıyoruz.

İşçiler, kır yoksullarının ve gençlerin desteğini demokratik hakları ve sınıf çıkarları uğruna mücadelede harekete geçirecek şekilde, işyerlerinde, mahallelerde ve büyük çiftliklerde bağımsız eylem komiteleri kurulmasına önayak olmalıdır. Demokrasi uğruna mücadele, devlet iktidarı sorununa ve sosyalist politikalar uygulayacak bir işçi-köylü hükümeti uğruna mücadeleye derinden bağlıdır.

Emekçilerin karşı karşıya olduğu sorunların hiçbiri, en başta da dünya savaşı tehlikesi, Sri Lanka içinde çözülemez. Gerekli olan şey, uluslararası ölçekte birleşik bir işçi sınıfı hareketinin inşasıdır. SEP, bir Güney Asya sosyalist cumhuriyetler federasyonu uğruna mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak, Sri Lanka ve Eelam Sosyalist Cumhuriyeti için çağrı yapar. İşçileri, gençleri ve aydınları, bu perspektif uğruna mücadele için gerekli devrimci işçi sınıfı partisi olarak SEP’e katılmaya ve partiyi inşa etmeye çağırıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares