Sosyalist Eşitlik Partisi (ABD) 2016 Kongre Kararları: ABD’deki ve Latin Amerika’daki İşçi Sınıfının Birliği İçin

Paylaş

Sosyalist Eşitlik Partisi (ABD), Dördüncü Ulusal Kongre’sini, 31 Temmuz-5 Ağustos tarihleri arasında Detroit, Michigan’da düzenledi. Kongre, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin “Sosyalizm ve Savaşa Karşı Mücadele” başlıklı açıklamasını oy birliğiyle onayladı ve “Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Perspektifleri ve Görevleri”, “ABD’deki ve Latin Amerika’daki İşçi Sınıfının Birliği İçin” ve “Sosyalizm Uğruna Mücadele ve Toplumsal Eşitlik İçin Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler’in Görevleri” başlıklı üç karar aldı.

1. Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (SEP) bu kongresi, Amerika Birleşik Devletleri işçi sınıfını, ortak düşman ABD emperyalizmini yenilgiye uğratma mücadelesinde Orta ve Güney Amerika işçileri ile birleşmeye çağırır.

2. Ulusötesi bankaların ve şirketlerin sömürücü faaliyetleri, işçileri, nesnel olarak, yarımküre genelinde ortak bir üretim sürecinde birleştirmektedir. Dahası, bizzat ABD, yaklaşık 20 milyonu göçmen olmak üzere, Latin Amerika’dan gelen 55 milyonu aşkın bir nüfusa sahiptir. ABD ve Latin Amerika işçi sınıfının birleşmesine yönelik bu güçlü temeller, bilinçli ifadesini, Troçkist hareketin Latin Amerika genelinde inşası ve ABD’deki Latin Amerikalı işçilerin ve gençliğin ileri kesimlerini SEP’e kazanma mücadelesinde bulmalıdır.

3. Dünya kapitalist krizi, geçtiğimiz yıl boyunca, hem emtia hem de gelişmekte olan piyasa büyümeleri esas olarak Çin’deki ekonomik yavaşlamanın etkisi altında buharlaştığı için, Latin Amerika ekonomilerini artan bir şiddetle sarstı. 2015’te (Latin Amerika ihracatının yüzde 50’den fazlasını oluşturan) emtia fiyatlarında yaklaşık yüzde 30’luk bir düşüşün ardından, bölgenin kişi başına düşen GSYİH’sinin bu yıl yüzde 2 düşmesi öngörülüyor. İşsizlik ve yoksulluk, on yılı aşkın süredir ilk kez, yeniden artıyor.

4. Latin Amerika, zengin bir mali oligarşi ile yoksul işçi kitleleri arasındaki devasa bir uçurumla birlikte, dünyanın toplumsal olarak en kutuplaşmış bölgesi olmaya devam ediyor. Sadece altı yıl içinde, bölgenin en zengin yüzde 1’lik kesimi, geri kalan yüzde 99’unkinden daha fazla servete sahip olacak. Latin Amerika’nın milyarderlerinin servetinde, 2002-2015 yılları arasında yılda ortalama yüzde 21’lik artış gerçekleşti ki bu, bölge GSYİH’sinin artışından altı kat hızlıdır. Diğer tarafta ise, nüfusun çoğunluğu, ya yoksulluk içinde ya da yoksulluk sınırında yaşıyor. İşçi sınıfı gelirleri bölge genelinde durgun ve bölgenin en büyük ekonomisi Brezilya’da ücretler düşüyor.

5. Bu ekonomik kriz, sınıf mücadelesinin bir Latin Amerika ülkesinden diğerine keskinleşmesi ile birlikte, bir dizi siyasi sarsıntıya neden oldu. Bu derinleşen krizin ilk kurbanları, Venezuela’da Chavezciliğin, Brezilya’da İşçi Partisi’nin ( PT), Bolivya’da Evo Morales’in ve MAS’ın (Sosyalizme Doğru Hareket) ve Arjantin’de Peronculuğun Kirchnerci kanadının 21. yüzyılın başında iktidara gelmesiyle başlayan sözde “sola dönüş” ile özdeşleşmiş olan burjuva hükümetler olmuştur.

6. Venezuela’da Nicolas Maduro ülkenin yasama organının kontrolünü kaybetti ve bir geri çağırma referandumu ile karşı karşıya. Brezilya’da PT’li Devlet Başkanı Dilma Rousseff, eski sağcı siyasi müttefiklerinin başlattığı bir görevi kötüye kullanma suçlaması süreci yoluyla yerinden edildi; Bolivya’da, yükselen işçi sınıfı mücadelelerinin ortasında, Evo Morales’in bir dönem daha başkanlık yapması reddedildi ve 12 yıllık Kirchnercilik, Maurico Macri’nin ve Arjantin sağının iktidara gelmesiyle sona erdi.

7. Küba’daki egemen tabaka ABD kapitalizminin Karayip adalarındaki eski yarı-sömürgesine yeniden girmesini kolaylaştırarak kendi iktidarını ve ayrıcalıklarını koruma peşinde koşarken, sözde “sol” burjuva yönetimlerin alaşağı edilmesiyle birlikte, Castro yönetiminin ABD emperyalizmi ile uzlaşması geldi.

8. Bu gelişmeler, işçi sınıfı için yeni tehlikeler oluşturmaktadır. Arjantin’de ve Brezilya’da, ABD destekli eski askeri diktatörlüklerin devrilmesinden bu yana en sağcı hükümetler iktidarı almış durumda ve yaşam standartlarına ve temel sosyal haklara yönelik şiddetli saldırılara girişiyorlar. Venezuela’da, önceki darbe girişimlerinde ve siyasi provokasyonlarda Washington tarafından desteklenmiş olan sağ, eğer iktidarın en önemli kumanda kollarını kontrolünde tutan Venezuela ordusu önce davranmazsa, iktidarı almaya hazırlanıyor.

9. Bu burjuva hareketlerin ve hükümetlerin evrimi, aynı zamanda, onları emperyalizme direnişin uygun araçları ve hatta “21. yüzyıl sosyalizmi”ni gerçekleştirmenin siyasi araçları olarak desteklemiş olan çeşitli sahte sol güçlerin çarpıcı bir teşhiridir.

10. Sahte sol, bu “sol” hükümetlere ilişkin yanılsamaları besleyerek, 1960’larda ve 1970’lerde Küba Devrimi’ni, Castroculuğu ve küçük-burjuva gerillacılığını sosyalizme giden yeni bir yol olarak sunan önceki girişimlerini tekrarlıyordu ki bu yolda, artık, ne devrimci Marksist partilerin inşasına ne de işçi sınıfının bilinçli ve bağımsız devrimci müdahalesine gerek vardı. Latin Amerika işçi sınıfı, en başta Troçkizm ve Dördüncü Enternasyonal ile ilişkisini 1953’te kesmiş olan Pablocu revizyonist eğilim tarafından teşvik edilen bu tür teorilerin korkunç bedelini ödedi. Radikalleşmiş bütün bir öğrenci ve genç işçi tabakası, işçi hareketinin siyasi olarak kafasını karıştıran ve faşist-askeri diktatörlüklere zemin hazırlanmasına katkıda bulunan, binlerce yaşama mal olan intihar niteliğindeki silahlı mücadelelere yönlendirildi.

11. Castroculuğun sosyalizme giden yeni bir yol değil, ama sadece, savaş sonrası dönem boyunca birçok eski sömürge ülkede iktidara gelmiş olan burjuva milliyetçi hareketlerin en radikal biçimlerinden biri olduğunda ısrar eden Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK), bu revizyonist bakış açısına karşı amansız bir mücadele yürüttü. Kendisini Troçki’nin Sürekli Devrim Teorisi’ne dayandıran DEUK, sömürge ve yarı-sömürge ülkeleri emperyalist boyunduruktan kurtarma görevinin, burjuvazinin -ne kadar radikal olursa olsun- herhangi bir kesiminin önderliği altına başarıya ulaşamayacağında ısrar etti. Bu görev, yalnızca, iktidarı ele geçirme ve devrimi uluslararası ölçekte yayma mücadelesi verirken köylü kitlelerini ve yoksulları kendi arkasında seferber eden işçi sınıfı tarafından yerine getirilebilirdi.

12. Yarım yüzyıl önce Castroculuğa ilişkin yanılsamaları teşvik etmiş olan aynı Pablocu güçler, Brezilya’daki İşçi Partisi’nin yaratılmasında önemli bir rol oynadılar. Onlar, aynı zamanda, burjuva egemenliğinin araçları ve hem yabancı hem yerli sermayenin savunucusu işlevini gören Chavezciliğe ve benzeri “sol” burjuva hareketlere ilişkin siyasi yanılsamaları beslediler. Sınıf mücadelesini yatıştırmak amacıyla bu hareketler tarafından başlatılmış asgari sosyal yardım programları, sağcı hükümetlere zemin hazırlayan kemer sıkma önlemlerinin ve işçi sınıfına yönelik saldırıların yolunu açtı.

13. Latin Amerika’da özellikle yıkıcı bir rol, 1963’te Uluslararası Komite’den kopmuş ve Castro’nun devriminin Küba’da bir “işçi devleti” kurmuş olduğu yönündeki ortak değerlendirme temelinde Pablocu Birleşik Sekreterlik’e katılmış olan Arjantinli revizyonist Nahuel Moreno ile tarihsel olarak bağlantılı eğilim tarafından oynanmıştır. Kendisini Arjantin’de Peronculuğa ve Brezilya’da PT’ye uyarlayan Morenoculuğun -Arjantin’deki PTS’den Brezilya’daki PSTU’ya kadar- çeşitli kollarının ayırıcı özelliği, işçi sınıfı içinde devrimci sosyalist bilincin gelişmesi uğruna mücadelenin reddi ve işçi mücadelelerini burjuva ulusalcılığına ve küçük-burjuva sahte sola tabi kılmak olmaya devam etmektedir.

14. Nesnel gelişmeler, revizyonizme karşı DEUK tarafından üstlenilmiş mücadeleyi, bir kez daha, bütünüyle doğrulamıştır. Şimdi Latin Amerika’da ve uluslararası ölçekte ortaya çıkmakta olan şey, sınıf mücadelesinin, işçi sınıfının yeni devrimci partilerinin inşasını bütün aciliyetiyle gündeme getiren patlayıcı yükselişidir.

15. Aynı zamanda, ABD emperyalizmi, dikkatini giderek artan oranda yeniden Latin Amerika’ya çeviriyor. Pentagon, Obama yönetiminin Çin’e yönelik giderek artan askeri kuşatmasıyla ve doğrudan provokasyonlarıyla Asya’ya “dönüş”ünün, Latin Amerika’ya özel ilgi göstererek, küresel ölçekte yürütülmesi gerektiğini ortaya koydu. Bu, Çin’in bölgenin başlıca kredi sağlayıcısı olarak ABD’nin yerini aldığı ve Latin Amerika’nın ikinci büyük ihracat pazarı haline geldiği koşullarda gerçekleşiyor. Çin ile Latin Amerika arasındaki ticaret, 2000 yılından beri, Çin’in şimdiden Brezilya’nın, Şili’nin ve Peru’nun başlıca ticaret ortağı olmasıyla birlikte, 20 kat artmış durumda.

16. ABD Güney Komutanlığı’nın başındaki Amiral Kurt Tidd, 13 Temmuz 2016’da Atlantik Konseyi’nde yaptığı konuşmada, Pentagon’un, bölgedeki görevine, “gezegenin her köşesini etkileyen stratejik bir dönüşüm” açısından baktığını vurguladı. Tidd, Çin’i, Rusya’yı ve İran’ı “Kuzey ve Güney Amerikalar arası barış ilkelerine saygı” göstermemekle suçlarken, ABD ordusunun karşı karşıya olduğu en önemli meydan okumanın, “Çin’in, Rusya’nın ve İran’ın Batı yarımküredeki faaliyetleri” ile ilgili olduğunu belirtti.

17. Askeri kişilerin bu ve diğer açıklamaları, Washington’ın, 20. yüzyıl boyunca faşist askeri diktatörlüklerin dayatılmasının yanı sıra ABD’nin onlarca doğrudan askeri müdahalesini meşrulaştırmak için başvurulmuş olan, ABD dış politikasının 200 yıllık ilkesi Monroe Doktrini’ni revize etmekte olduğunu ortaya koymaktadır. 20. yüzyıldaki tüm bu adımlar, Latin Amerika’yı bir ABD etki alanı olarak korumayı amaçlıyordu. Amerikan emperyalizminin, uzun bir süredir kibirli bir şekilde kendi “arka bahçesi” olarak kabul ettiği Latin Amerika’yı barışçıl yollarla teslim etmeye hiç niyeti yok. ABD’nin ve küresel kapitalizmin çözümsüz ve derinleşen krizi insanlığı yeni bir küresel felakete sürüklerken, Latin Amerika’nın, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarındakinin tersine, bundan kaçınamayacağına ilişkin her tür belirti mevcuttur.

18. SEP, sınırın diğer tarafında Meksika’da yaşanan gelişmelere özel bir önem vermelidir. ABD’li ve Meksikalı işçiler, askerileştirilmiş ABD-Meksika sınırının ötesinde, en yakın şekilde ortak bir üretim sürecine katılıyorlar. Örneğin, 2008’den beri, Meksikalı otomotiv işçilerinin sayısı 490.000’den 675.000’e yükselmiş ve Meksika, ABD-Meksika-Kanada boyunca birbirine bağlı faaliyetlerin parçası olarak, dünyadaki en büyük yedinci otomotiv üreticisi haline gelmiştir.

19. SEP, ABD sendikalarının Meksikalı karşıtı ajitasyonuna ve Trump ile Sanders’ın “adil olmayan ticaret anlaşmaları”na yönelik atıp tutmalarına karşı olarak, ABD, Meksika ve Kanada işçilerinin birliği uğruna mücadele ediyor. Bu, Meksikalı işçileri, ABD Dışişleri Bakanlığı, AFL-CIO, IG Metall ve diğerleri tarafından desteklenen CTM’ye (Meksika İşçi Konfederasyonu) ve sözde reform sendikalarına tabi kılan sahte sol örgütlere karşı siyasi bir mücadeleyi gerektirmektedir.

20. Aynı zamanda, milyonlarca Meksikalı işçi, sınırın her iki tarafındaki işçilerin kapitalizme karşı ortak bir mücadelede birleşmesi için güçlü bir nesnel temel sağlayacak şekilde, bizzat ABD içindeki tarlalarda, paketleme fabrikalarında ve her türden düşük ücretli işlerde köle gibi çalışıyor.

21. Meksika’daki sınıf mücadelesinin yoğunluğu, kanlı ifadesini, 2014’te Iguala’daki katliamdan, 43 Ayotzinapa eğitim öğrencisinin kaybedilmesine ve bu yılın Haziran ayında Nocixtlan, Oaxaca’daki grevci öğretmenlere yönelik katliama kadar, defalarca bulmuştur. Bu kitlesel kıyımlarının her ikisi de, Devlet Başkanı Enrique Pena Nieto hükümetinin ABD emperyalizminin desteğiyle uygulamaya koyduğu “Meksika Paktı” ile ilişkilidir. Meksikalı işçilerden bankalara ve şirketlere büyük bir servet aktarımı gerçekleştirmeye yönelen “Pakt”, öğretmenleri ABD’de, Brezilya’da ve yarımkürenin diğer yerlerinde mücadeleye sokan kar odaklı “eğitim reformu”nun yanı sıra Meksika petrol sektörünün özelleştirilmesini de kolaylaştırmaktadır.

22. Meksika egemen sınıfı, bir yandan, işçi sınıfı direnişine çıplak şiddetle karşılık veriyor. Bu, Merida Girişimi aracılığıyla ve “uyuşturucuyla mücadele” bahanesi altında ülkenin baskı aygıtlarını silahlandırmak ve eğitmek için milyarlarca dolar harcayan Washington tarafından desteklenmektedir.

23. Meksikalı seçkinler, öte yandan, çeşitli sahte sol grupların yardımıyla, işçi sınıfı için, Mexico City’nin eski belediye başkanı ve Demokratik Devrim Partisi’nin (PRD) eski devlet başkanı adayı Andres Manuel Lopez Obrador’un MORENA’sı (Ulusal Yenilenme Hareketi) biçiminde bir başka siyasi tuzak yaratmaya çalışıyorlar. Bu yeni siyasi hareket, bir çöküşün ardından, yozlaşmış, sağcı bir burjuva partisi olarak teşhir olmuş PRD’yi desteklemek için gerekli hale gelmişti. MORENA, siyasi olarak başarılı olması halinde, Meksika ve ABD kapitalizminin çıkarlarına daha iyi hizmet etmek amacıyla sınıf mücadelesini başka yöne çevirmeye ve bastırmaya çalışarak, kaçınılmaz olarak benzer bir rol oynayacaktır.

24. ABD işçilerini Meksika ve tüm yarımküre işçileri ile birleştirme mücadelesi, göçmen işçilerin haklarının uzlaşmaz şekilde savunusuna ayrılmaz biçimde bağlıdır. ABD’deki her iki büyük kapitalist parti de, bu işçilere yönelik pervasız bir saldırı yürütmektedir. Obama yönetimi, göreve gelmesinden bu yana, yaklaşık 3 milyon göçmeni sınır dışı etmiştir ki bu önceki tüm ABD hükümetlerinin sınır dışı ettiği işçilerin toplamından fazladır. Washington’ın dayattığı soykırımsal askeri diktatörlüklerin yanı sıra yüz yıllık ABD baskısının mirası olan ezici yoksulluk ve öldürücü şiddet nedeniyle Orta Amerika’dan kaçan kadınlar ve çocuklar suçlu muamelesi görüyor; uluslararası hukuku ihlal eder şekilde sınır dışı edilmeyi beklemek üzere toplama kamplarına kapatılıyorlar.

25. Bu, politika, dışişleri bakanı iken Honduras’taki 2009 darbesini desteklemiş ve ardından darbe rejiminin ölüm mangalarından kaçan çocuk sığınmacıların hızla sınır dışı edilmesine arka çıkmış olan Demokratların başkan adayı Hillary Clinton’ın seçilmesiyle, yalnızca yoğunlaşacaktır. Cumhuriyetçilerin başkan adayı Donald Trump ise, zaten dünyadaki en askerileştirilmiş sınırlardan biri olan Meksika sınırına “duvar inşa etme” sözü verirken, belgesiz milyonlarca işçinin kitleler halinde toplanması ve sınır dışı edilmesi çağrısında bulunuyor.

26. SEP, kapitalist partilerin ve şirket medyasının göçmen karşıtı şovenizmi yükseltme ve kapitalist krizin ürettiği işsizlik, yaşam standartlarına yönelik saldırılar ve sosyal hakların tahrip edilmesi nedeniyle işçi sınıfının bu ezilen kesimini günah keçisi ilan etme girişimlerine karşı ısrarla mücadele etmelidir. SEP, dünyanın her yerinden işçilerin, sınır dışı edilme ve baskı korkusu olmaksızın yaşama, çalışma ve seyahat etme hakkı dahil tam yurttaşlık haklarına sahip şekilde, seçtikleri ülkede yaşama ve çalışma hakkını savunmaktadır.

27. Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS), ABD’deki işçilerin yarımküre genelindeki işçiler ile birliği uğruna mücadeleyi geliştirmek için, dikkatini, hem ABD içindeki göçmen işçilerin koşullarına ve mücadelelerine hem de Latin Amerika genelindeki sınıf mücadelesine ve siyasi krize vermelidir. WSWS, ayrıca, İspanyolca ve Portekizce bölümlerini genişletme ve geliştirme yoluyla, çözümlemelerini bölgedeki mümkün olan en geniş izleyici kitlesine ulaştırmaya çalışmalıdır.

28. En önemlisi, ABD’deki SEP, öne çıkmaya ve Meksika’da ve her bir Orta ve Güney Amerika ülkesinde Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin yeni şubelerini inşa etme uğruna mücadeleye katılmaya hazır olan herkese tam işbirliği ve yardım sağlayacaktır.

27 Ağustos 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir