Şili diktatörlük tehditlerinin ortasında üçüncü genel grevle felç edildi

Paylaş

Şili’deki kitlesel protesto hareketi altıncı haftasına girerken, ülke ekonomisi iki günlük bir genel grevle neredeyse durma noktasına geldi. Greve, Santiago’nun ve diğer büyük kentlerin sokaklarını dolduran kitlesel yürüyüşler ve yaygın biçimde yolların kapatılması eşlik etti.

Sendikaların “kademeli” grev çağrısı yaparak (Pazartesi liman işçileri ve kamu emekçileri ile başlayıp Salı günü diğer sektörlerden çalışanlar katıldı) grevin etkisini hafifletmeye çalışmasına rağmen, eylemin devasa bir etkisi oldu.

23 Ekim ve 12 Kasım tarihlerindeki genel grevlere benzer şekilde, Salı günü greve özellikle maden, liman, eğitim ve ulaşım gibi stratejik sektörlerden yüz binlerce işçi katıldı.

Santiago’daki La Moneda başkanlık sarayı yakınındaki yürüyüş sırasında, Şili Devlet Başkanı Sebastian Pinera’yı resmeden bir döviz taşıyan bir protestocu. (AP Photo/Esteban Felix)

Özellikle büyük bir protestocu grubu, Stalinist Komünist Parti’nin (PCCh), Geniş Cephe’nin ve bazı Sosyalist Parti yetkililerinin önderlik ettiği sendikaları ve protesto örgütlerini toplayan Sosyal Birlik İçin Yuvarlak Masa’nın arkasında Santiago şehir merkezine yürüdü.

Bu seferberlik, Sebastián Piñera yönetiminin verdiği içi boş sosyal ve demokratik sözlere yönelik devasa muhalefeti yansıtıyordu. Yuvarlak Masa yönetime karşı çıktığını iddia etse de, bu siyasi güçler, işçileri ve gençleri, işkenceden ve askeri baskıdan hiçbir şekilde ödün vermeyeceklerini açıkça ortaya koymuş olan egemen seçkinlerin arkasına yönlendirmeye çalışıyorlar.

Diğer taraftan, Yuvarlak Masa, İçişleri Bakanlığı ile görüşmeyi kabul etti ve bunların “müzakere olmadığını” iddia etti. Diğer tek olasılık, bunun protestoları yenilgiye uğratma yönünde bir gizli plan oturumu olmasıdır. Bu, öğretmen sendikası Colegio de Profesores’in önderi ve Yuvarlak Masa’nın önde gelen sözcülerinden biri olan Mario Aguilar tarafından şu sözlerle ifade edildi: “Koşullarımız var. Sosyal taleplerin karşılanması kaçınılmazdır ve bu, hükümetin ve siyaset sınıfının sorumluluğudur.”

Doğrusu, sendikalar, aralıklı grevleri, Pinochet diktatörlüğünden beri her büyük sınıf eylemine ihanet ederken yaptıkları gibi, toplumsal kabarmayı yavaş yavaş yıpratmak için kullanıyorlar.

En önemlisi de, bu kapitalizm yanlısı örgütler, protestolara, dünya çapında aynı politikalarla ve otoriter rejimlerle karşı karşıya olan işçiler karşısında ulusalcı bir tecrit dayatıyorlar. Şili’de toplu taşımada yapılan bir zamla tetiklenen toplumsal patlama, işçi sınıfının küresel düşmana, kapitalizme karşı mücadelelerindeki küresel canlanmanın parçasıdır. Kapitalizm, şirketlerin ve mali sermayenin küreselleşmiş kâr gereksinimlerini karşılamayı sürdürmek için, gerekli her yola başvurarak, aralıksız kemer sıkma ve işlere ve çalışma koşullarına saldırı talep etmektedir.

Bu arada, Augusto Pinochet diktatörlüğünden (1973-1990) bu yana ilk kez ordunun protestoculara karşı konuşlandırılmasından beş hafta sonra, egemen sınıf ve onun emperyalist efendileri, bir kez daha, askerlerin sokaklarda kalıcı varlığını ve diktatörlük yönetiminin uygulamaya konmasını tartışıyor.

Pazar günü, Piñera, önümüzdeki 60 gün içinde 4.354 yeni Carabinero polisinin daha sokaklara çıkarılacağını ve toplam sayının yaklaşık 55.000’e yükseleceğini açıkladı. Ertesi gün, koalisyon iktidarı, olağanüstü hal ilan etmeye gerek olmadan silahlı kuvvetleri konuşlandırmaya izin veren, istihbarat kurumlarını daha fazla donatan ve “yağma”ya yeni cezalar getiren bir dizi yasa tasarısını hızlandırmaya koyuldu ve Kongre’ye karar vermesi için altı gün verdi.

Piñera, “Kritik altyapıyı korumak için Silahlı Kuvvetler’in işbirliğine güvenmek esastır,” dedi.

Zamanlama konusundaki taktiksel farklılıklarına rağmen, tüm egemen sınıf askeri baskıyı ve yönetimi kaçınılmaz olarak görüyor. 2014-2018 yılları arasında ABD büyükelçisi olarak ve daha önce Princeton Üniversitesi’nde doktora yaparak emperyalist kurumlarla sıkı bağlar geliştirmiş olan Juan Gabriel Valdés (Sosyalist Parti), Cumartesi günü, bir açık mektupta bunu büyük ölçüde itiraf etti:

“Carabinerosun şiddeti ile hastaneleri, kiliseleri ve müzeleri yakan suçluları kınamak, hatta sözlü olarak karşılaştırmak yeterli değildir. Gerekli olan, önderlik makamlarında olanların, vandalların deliliği ve Pinochet’in nostaljik faşizmi kontrolü ele geçirmeden önce, acilen müdahale etmektir… Şili, her geçen gün, kamu düzeninin tam çöküşüne yaklaşıyor. Bu ancak bir askeri darbeyle ya da en azından, bunu istemeseler bile, iktidarın orduya geçmesiyle son bulabilir.”

Piñera’nın devam eden otoriter yöneliminin ortasında, bu açıklama, egemen çevreler içinde hiçbir “demokratik” hizip olmadığı konusunda işçilere yönelik acil bir uyarı niteliğindedir.

Sendika ve parti önderlerinin protestoları kapitalizm çerçevesindeki demokratik ve sosyal yanılsamalarla bastırma yönündeki tüm çabaları, işçilerin diktatörlük tehdidine karşı bağımsız bir şekilde hareket etmeye hazırlanmasını engellemeyi amaçlayan bir işbölümüne tekabül etmektedir.

Yol haritasını savunan 80’den fazla Sosyalist Parti yetkilisinin imzaladığı ayrı bir doküman, Piñera’nın histerik suçlamalarıyla aynı fikirdeydi. Doküman, “lümpen ve marjinal kesimlerin asıl olarak uyuşturucu kaçakçılığı ile bağlantılı suç örgütleriyle ve son derece ideolojik ve örgütlü aşırılıkçı ve sistem karşıtı gruplarla bir arada var olduğu azınlıkları”, ülkeyi “‘huzura kavuşturmak’ için silah yoluyla bir diktatörlük rejimi kurulmasını” kışkırtarak “Şili demokrasisini” yok etmekle suçluyordu.

İspanya’da iktidarda bulunan Sosyalist Parti ile bağlantılı El País gazetesi, 12 Kasım genel grevine ve tümüyle polisin barışçıl yürüyüşleri engellemek için kışkırttığı büyük çatışmalara atıfla, benzer şekilde şunları yazdı: “son on yıllarda Şili demokrasisi için en hassas anlardan biri.”

Ne var ki, egemen sınıf ve silahlı kuvvetler içindeki faşistlerin cesaretlendirilmesi, bizzat tepeden yürütülen bir kampanyadır. Milyarder Devlet Başkanı Piñera, Ekim ayının sonunda, “Sınırsız güç kullanmaya hazır güçlü bir düşmanla savaştayız,” iddiasında bulunmuştu.

Şili’deki savcılar, devlet güçleri tarafından 26 kişinin öldürüldüğünü, 6.000’den fazla kişinin gözaltına alındığını, 1.100 işkence iddiası olduğunu ve aralarında 14 yaşında çocukların da bulunduğu 70 cinsel taciz bildirimi yapıldığını açıkladılar.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), “acımasızca dayak ve cinsel taciz” olaylarını ayrıntılı olarak anlatan ve soruşturma açılmasını ve “acil bir polis reformu” yapılmasını talep eden bir rapor yayımladı. Bu politika önerileri şirket medyası ve sahte sol tarafından eleştirisiz bir şekilde yeniden dile getirilirken, yalın bir uyarıda bulunulması gerekiyor: nesnel amaçları burjuva egemenliğini ve kapitalist mülkiyeti savunmak olan devlet güçlerinin baskısını azaltacak herhangi bir “reform” yoktur.

Bunu potansiyel bir incir yaprağı olarak gören Piñera yönetimi, “HRW’nin raporunu ve tavsiyelerini takdirle karşıladığını” ilan etti. Buna, “Carabineros arasında derinlemesine reformlar ve polisin huzursuzluk ve gözaltılar sırasındaki eylemleri üzerinde daha etkili denetim çağrısı dahil.”

Uluslararası Af Örgütü’nün, Şili güvenlik güçlerinin sistematik ve kasıtlı biçimde suç işlediği ve tacizde bulunduğu sonucuna varan bir rapor yayımlamasının ardından, örgütün Şili’deki başkanı Ana Piquer, “yaptığım şeyi yapmaya devam edersem, tabutu boylayabileceğim” hakkında tehditler aldığını belirtti.

Tüm işaretler geniş işçi ve gençlik kitlelerinin protestoları ve yükseltilen toplumsal eşitlik ve demokratik hak pankartlarını desteklediğini gösterirken, demokrasiyi tehdit eden azınlık, tüm siyaset kurumunu, medyayı ve sendikaları kontrol eden bir avuç milyarder ve multimilyonerdir. Cadem firmasının yaptığı yeni bir ankete göre, ankete katılanların sadece yüzde 9’u Piñera yönetimini onaylıyor. Bu, ülke için tarihi düzeyde düşük bir orandır. Son günlerde yapılan çeşitli anketler, Şilililerin yüzde 67’si ile 85’i arasında bir oranının devam eden protestoları desteklediğini gösteriyor.

Şili işçi sınıfı, bu çok önemli yol ayrımında, Sosyal Birlik İçin Yuvarlak Masa’dan, sendikalardan ve onların sahte solcu uzantılarından kesin biçimde kopmalı ve diktatörlük tehdidine karşı mücadeleyi ileriye taşımak için her işyerinde, okulda ve mahallede taban komiteleri kurmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir