Seçiciler Kurulu oylamasına doğru: Demokratlar Rusya’ya karşı McCarthyci kampanyayı yoğunlaştırıyorlar

Paylaş

ABD Seçiciler Kurulu’nun 538 üyesi, Pazartesi günü, 50 eyaletin başkentinde oy kullanacak. Bütün göstergeler, Seçiciler Kurulu’nun, birkaç istisnayla, Cumhuriyetçi Donald Trump’a 306, Hillary Clinton’a 232 kurul üyesi kazandıran 8 Kasım seçimlerinin sonuçlarını izleyeceğine işaret ediyor.

Trump, seçimlerden bu yana geçen yaklaşık altı hafta içinde, bakanlar kurulundaki ve yürütmedeki neredeyse tüm makamlara atama yaptı. Onun temel sosyal programları iptal etmeye ve şirket karları üzerindeki tüm düzenlemeleri ve sınırlamaları ortadan kaldırmaya kararlı milyarderlerden, şirket yöneticilerinden, generallerden ve bireylerden oluşan hükümeti, ülke tarihindeki en sağcı yönetim olacak.

Seçiciler Kurulu’nun oylarının tartışmalı olması, seçimlerin açıkça demokratik olmayan karakterinin bir ölçütüdür. Yirmi yıldan kısa bir sure içinde ikinci kez, aday, seçmen oylarının çoğunluğunu alamamış durumda. Trump’ın Clinton’dan yaklaşık üç milyon az oy alarak uğradığı yenilgi, bir seçilmiş başkan için daha önce tanık olunmamış büyüklükte.

Seçimlerin ardından, siyaset kurumu ve devlet içinde, geçtiğimiz iki hafta boyunca yoğunlaşan keskin ayrılıklar ortaya çıktı. Seçiciler Kurulu oylamasından önce, Demokratik Parti’nin kimi kesimleri, bireysel seçmenlerin Trump’a oy vermediğine gönderme yapan bir kampanyayı destekliyor ya da ABD istihbarat örgütlerinden Rusya’nın sözde seçimlere müdahalede bulunduğu konusunda rapor aldıklarında ısrar ediyorlar.

Bu kampanyada dikkat çekici olan şey, onun Trump’ın seçimlerdeki kesin yenilgisi ya da Beyaz Saray’a ve bakanlıklara yaptığı atamalar üzerine kurulu olmamasıdır. Demokratlar ve onların New York Times gibi medyadaki müttefikleri, Trump’ın faşizan Breitbart.com’un CEO’su Stephen Bannon’ı Beyaz Saray emir subaylığına atamış olmasını ya da milyonlarca kayıtsız [göçmen] işçiyi toplama, Medicaid’i ve Medicare’i ortadan kaldırma ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nu özelleştirme planlarını sorun etmiyorlar.

Demokratik Partili politikacılar ve şirketlerin denetimindeki medyanın büyük kesimi tarafından sürdürülen kampanya, yalnızca, Rusya’nın Demokratik Parti’nin elektronik postalarını heklediğine ilişkin kanıtlanmamış suçlamalar ile Trump’ın bunu kabullenmeyi ya da kınamayı reddetmesi üzerine odaklanıyor. Demokratik Parti, faşizan milyarder Trump’a sağdan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e karşı savaş yanlısı bir saldırı ve Trump’ın onun siyasi yardakçısı olduğu suçlaması temelinde saldırma stratejisi sürdürüyor.

Demokratlar, Trump’a karşı emekçilere değil; orduya ve istihbarat örgütlerine başvuruyorlar.

Clinton’ın seçim kampanyasının başkanı John Podesta, Virginia’dan Demokratik Partili Milletvekili Don Beyer ve Demokratik Partili Seçiciler Kurulu üyesi -aynı zamanda bir senatörün oğlu olan- Clay Pell, Pazar sabahı bir ulusal televizyon kanalında, seçiciler kurulu üyelerinin, Pazartesi günkü toplantıda, Rusya’nın seçimlere müdahalesi konusunda ABD istihbarat örgütleri tarafından ayrıntılı bir şekilde bilgilendirilene kadar oy vermemelerini tavsiye etti.

Hem Podesta hem de Demokratik Parti Ulusal Komitesi’nin geçici başkanı Donna Brazile, 8 Kasım’daki oylamanın “özgür ve adil bir seçim” olup olmadığına ilişkin soruyu yanıtlamayı reddetti. Podesta, “O Rus müdahalesiyle bozuldu” derken, Brazile, “bir dış düşmanın saldırısına uğradık” açıklamasını yaptı ve sonucun, “bu müdahale ile lekelenmiş” olduğunu söyledi.

Podesta, seçimlerden bu yana katıldığı ilk Pazar günü televizyon röportajında, New York Times’ın serbest kürsü yazarlarından Nicholas Kristof’un aynı gün yayımlanan ve Trump’ı “Rus finosu” olarak betimleyen bir makaleden alıntı yaptı. Kristof, şunları yazmıştı: “Amerika’nın istihbarat çevresi ile katil bir yabancı diktatör arasında, bir Amerikan önderinin bir diktatörün yanında yer aldığı bir tartışmaya tanık olacağımı hiç düşünmezdim.”

Trump kampanyası ile Rusya hükümeti arasında “gizli bir anlaşma olup olmadığı çok fazla bilinmiyor” diyen Podesta, Kristof’dan bile daha ileri gitti. Podesta, “Gerçekte, Bay Trump’ın ne bildiğini değil ama Trump ve ortaklarının ne biliyor olduğunu ve onu ne zaman öğrendiklerini düşünüyorum. Ruslar ile iletişim içinde miydiler? Bence bunlar hala açık sorular.”

Bu, iki büyük kapitalist partiden birinin, Rus ajanları oldukları suçlaması temelinde rakiplerine karşı sürdürdüğü bir kampanyada Sovyetler Birliği’nin yerini Rusya’nın aldığı yeni-McCarthyci bir söylemdir.

İstihbarat örgütleri ve Demokratik Parti tarafından sürdürülen Rusya karşıtı kampanya, Trump’ın Beyaz Saray’a girmesini önlemenin dışında, Trump’ın Rusya ile şiddetlenmiş bir cepheleşme yönündeki şimdiki ABD dış politika yöneliminden uzaklaşmasını daha fazla zorlaştırmayı amaçlamaktadır.

Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin vurguladığı gibi, sözde Rus heklemesi konusundaki çatışma, ABD başkanlık seçimi kampanyasının, Amerikan egemen seçkinleri ve onların ordu-istihbarat aygıtları açısından asıl anlamını açığa vurmaktadır. Clinton, Trump’a karşı kampanyasında, orta sınıfın hali vakti yerinde kesimlerine yönelik kimlik politikaları temelinde bir söylem ile Rusya karşısında “yumuşak” olacak ve ABD emperyalizminin Ortadoğu’da ve başka yerlerdeki çıkarlarını savunurken yeterince saldırgan davranmayacak biri olarak Trump’a yönelik bir saldırıyı birleştirmişti.

Tüm skandal tellallığı ve karşılıklı suçluluk ve yolsuzluk suçlamaları, seçimlerdeki gerçek konuyu; Obama yönetiminin Suriye’de ve Irak’ta uğradığı bozgunların ardından ABD dış politikasının yönünü gizledi.

Clinton asıl olarak Obama’nın Ortadoğu’da ve Doğu Avrupa’da Rusya ile gerilimleri tırmandıran politikalarının devamından yanayken, Trump, Çin’i ve Amerikan bankalarıyla şirketlerinin diğer ticari rakiplerini hesaba katan farklı bir yaklaşım çağrısı yaptı. ABC muhabiri Tom Llamas, Trump Tower Sunday’den yaptığı bir haberde, Trump’ın başlıca danışmanlarından birinin, kendisine, “seçilmiş -ama henüz göreve başlamamış- başkan için en önemli dış politika görevi”nin Rusya değil, Çin olduğunu anlattığını söyledi.

Daha genel olarak, ABD ulusal güvenlik kurumu içinde kötü bir şeyler olacağı duygusu söz konusu. Senatör John McCain, CNN’de, Rusya’nın Suriye’ye müdahalesinden, “II. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşturulmuş dünya düzeninin dağılmasının işareti”; farklı bir şekilde ifade edersek, ABD’nin baskın konumunun sonu olarak söz etti.

Böylesi bir sonucu, ABD egemen seçkinlerinin hiçbir kesimi kabul etmeyecektir. Gelen Trump yönetimi ve onun hem Demokratik hem de Cumhuriyetçi partili karşıtları, temel hedef değil; taktikler ve yöntemler konusunda çatışıyorlar. ABD emperyalizmi, kendi küresel konumunu hem yabancı rakiplerden hem de işçi sınıfından gelen bütün tehditlere karşı savunmak için, dünya savaşı da dahil, giderek daha fazla askeri şiddete başvuracaktır.

19 Aralık 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir