Savaşa ve milliyetçiliğe hayır! PES’i inşa edin! Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Fransa cumhurbaşkanlığı seçimleri açıklaması

Yazdır
23 Nisan’da ve 7 Mayıs’ta iki tur olarak düzenlenecek olan 2017 Fransa cumhurbaşkanlığı seçimleri, uluslararası öneme sahip konuları gündeme getirmektedir. Seçimler, ABD’nin Suriye’ye yönelik 7 Nisan’daki kışkırtılmamış saldırısının gölgesinde ve Washington ile NATO’nun Suriye’ye, Rusya’ya ve Kuzey Kore’ye yönelik tehditlerinin ortasında yapılıyor. Bizzat Fransa olağanüstü hal altında ve başlıca cumhurbaşkanlığı adayları Fransa’nın avrodan ve Avrupa Birliği’nden (AB) çıkması ve zorunlu askerliğe dönmesi çağrısı yapıyorlar.

Seçimleri, siyaset kurumuna ve geleneksel hükümet partilerine (Cumhuriyetçiler–LR, Sosyalist Parti–PS) yönelik devasa halk öfkesi yönlendiriyor. Mayıs-Haziran 1968 genel grevinden kısa süre sonra 1971’de kurulmasından beri Fransa “sol”unda egemen güç olan PS, kemer sıkma ve savaş politikalarıyla, halkın gözünden düşmüş durumda ve çöküyor.

Düzen politikasının uluslararası çöküşü devam ediyor. Britanya’da, geçtiğimiz Haziran ayında küçük bir çoğunluk AB’den çıkma yönünde oy kullandı. ABD’de, Donald Trump, sadece Demokratik Parti’nin değil ama aynı zamanda kendi Cumhuriyetçi Partisi’nin geniş kesimlerinin muhalefetine rağmen başkan seçildi. Trump, göreve geldiğinden beri, milliyetçi ve militarist bir “Önce Amerika” programı izliyor.

Bu kriz, Fransa’da, Nazi işgali srasında ülkeyi yönetmiş olan faşist işbirlikçi güçlerin mirasçısı olan neo-faşist Ulusal Cephe’den (FN) Marine Le Pen’in cumhurbaşkanı olabilme olasılığı biçiminde, özellikle tehlikeli biçimler alıyor. Bu tür bir sonucun çıkması olasılığı, sadece PS’nin değil; Yeni Anti-Kapitalist Parti (NPA) ve İşçi Mücadelesi (Lutte Ouvrière–LO) gibi Troçkizm ile tarihsel bağlarını uzun yıllar önce kesmiş olan bütün bir sahte sol örgütler tabakasının sorumluluğudur. Devrimci Marksizmin tüm ilkelerini terk etmiş olan bu gruplar, on yıllardır, mali sermayenin gerici partisi PS’nin yörüngesinde dönüyorlar.

PS’ye yönelik muhalefetin gerçekten solcu karaktere sahip etkili bir siyasi ifade bulamadığı bu ortamda, Le Pen’e, kendisini bir popülist ve egemen düzene karşı baş meydan okuyucu gibi sunma imkanı verilmiştir. Bu durum, patlayıcı uluslararası krizle birlikte, seçim kampanyasında çok sayıda kaymaya ve krize yol açtı.

İlk olarak, LR, önceki seçimlerde olduğu gibi, PS’nin krizinden yararlanacağını umuyordu. Ancak Ocak ayında, LR’nin adayı François Fillon, Washington’a karşı Berlin ve Moskova ile ittifak önerdikten kısa bir süre sonra karşılaştığı yolsuzluk suçlamalarıyla kötü bir yara aldı. Bu, Le Pen ile PS destekli En Marche! (Yürüyüş) hareketinden Emmanuel Macron arasında bir yarış başlattı. ABD’nin Suriye’ye yönelik kışkırtılmamış ve gayrimeşru saldırısından sonra, Jean-Luc Mélenchon (İsyancı Fransa hareketi, eski Sol Cephe) özellikle gençler arasında artan savaş karşıtı duyarlılıklar üzerinden, anketlerde yükseliyor.

Şu anda seçimin sonucunu tahmin etmek oldukça zor. Benzeri görülmemiş bir şekilde, dört aday (Mélenchon, Macron, Le Pen ve Fillon) istatistiksel olarak birbirine çok yakın ve onların her biri ikinci tura kalabilir.

Cumhurbaşkanlığı seçimi, sonucu ne olursa olsun, hiçbir şeyi çözmeyecek. Fransa son derece kutuplaşmış durumda ve sınıfsal gerilimler kaynama noktasında. Fransa halkının üçte ikisi, sınıf mücadelesinin kendileri için gündelik bir gerçeklik olduğunu söylüyor ki bu oran, 1968’de, on milyonlarca işçinin Mayıs-Haziran genel grevine katılmasının hemen öncesinde olduğundan yüzde 20 daha fazla. Derin bir uluslararası krizin ve yaklaşan savaş tehlikesinin ortasında, şiddetli siyasi sarsıntılar ve sınıf mücadeleleri hazırlanıyor.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Fransa şubesi olarak geçtiğimiz yıl kurulmuş olan Sosyalist Eşitlik Partisi (Parti de l’égalité socialiste–PES), işçi sınıfına enternasyonalist, sosyalist ve devrimci bir alternatif sunmak için müdahale ediyor. PES, hiçbir adayı desteklememektedir. Partimiz, savaşa ve milliyetçiliğe karşı en geniş toplumsal mücadeleleri ve muhalefeti teşvik etmektedir. PES’in bu seçimlerdeki asli sorumluluğu, işçilere ve gençlere, adayların oynadığı sınıfsal rolü açıklamak ve Fransa’da PES’i, uluslararası ölçekte DEUK’u işçi sınıfının gerçek Troçkist öncüsü olarak inşa etme gerekliliğini anlatmaktır.

PS’nin gözden düşmesi ve FN’nin yükselişi

Fransız siyasi düzeni, Yunanistan’daki Pasok’tan İspanya’daki Sosyalist İşçi Partisi’ne (PSOE) kadar Avrupa genelindeki benzeri işçi sınıfı karşıtı sosyal demokrat partilerin yolunu izleyen PS’nin çöküşü eliyle paramparça oluyor. Görevdeki PS’li Cumhurbaşkanı François Hollande’dan o kadar çok nefret ediliyor ki, daha önce eşine rastlanmamış bir kararla, ikinci kez aday olmadı.

Hollande’ın cumhurbaşkanlığı, kuruluşundan itibaren tamamen çürümüş bir partinin son ürünüdür. PS, Stalinist Fransa Komünist Partisi’nin (PCF) 1968 genel grevi sırasında iktidarı almayı reddederek saygınlığını kaybetmesinin ardından, 1971’de kurulmuştu. O, sosyalist bir örgüt değil, en gerici toplumsal güçlerin bir aracıydı. Sosyal demokratların, sosyal Katoliklerin, eski Stalinistlerin, eski Troçkistlerin ve Nazi işbirlikçisi Vichy rejiminin eski yetkililerinin gevşek bir koalisyonu olan PS, önde gelen bir eski Vichy politikacısı François Mitterrand için bir seçim aracı işlevi gördü. Mitterrand, 1981’de, Fransa’nın ilk PS’li cumhurbaşkanı oldu.

PS, başından itibaren, çok sayıda sözde devrimci partinin etrafında döndüğü eksen haline gelmişti. 1972’de, PCF, PS ile Ortak Program’ı imzaladı ve PS’nin sosyalizan savlarını Sovyetler Birliği’nin Fransa koluyla ilişkilendirerek destekledi. PCF, Mitterand’ın PS-PCF hükümeti iktidara gelmesinin ardından 1982’de bir “kemer sıkmaya dönüş” ilan ederek sosyal reform sözlerini inkar ettiğinde ve ardından, PCF SSCB’de kapitalist restorasyonu destekleyince, yerle bir oldu.

Troçkist hareketten çıkan Fransa’daki tüm örgütler, Troçki’nin DEUK tarafından savunulan proleter enternasyonalist perspektifini reddettiler ve PS’ye teslim oldular.

DEUK’un eski Fransa şubesi Enternasyonalist Komünist Örgüt (OCI, şimdiki Bağımsız Demokratik İşçi Partisi–POID), 1971’de, PS-PCF ittifakının bir işçi hükümeti yaratacağı yönündeki yanlış, ulusalcı perspektif temelinde DEUK’tan ayrıldı. Bu ittifak, PS içinde çalışan bir OCI üyesi olan Lionel Jospin’in kariyerine zemin hazırladı. Jospin, Mitterand’ın baş yardımcısı ve 1997-2002’de Fransa başbakanı olacaktı.

PS, geniş bir sivil toplum örgütleri (STÖ), Masonluk, sendika bürokrasisinin ve akademisyenlerin sosyal demokrat kesimleri ağı üzerinden, orta sınıflar içinde etki geliştirdi. O, 1980’lerde, SOS-Irkçılık sivil toplum örgütü üzerinden Devrimci Komünist Birlik ile (LCR, NPA’nın öncülü) ve öğrenci sendikaları üzerinden OCI ile yakın bağlar kurdu.

OCI/POID, LCR/NPA ve LO, PS’ye karşı bu tür örgütler içinde hizipsel mücadelelere girer ve Fransız orta sınıf kesimlerinin PS’nin büyük şirket politikalarından rahatsızlığını ifade ederken, işçi sınıfını temsil etmiyorlardı. Onlar hiçbir zaman kendilerini PS’nin ciddi muhalifleri olarak sunmamış; hiçbir zaman PS’ye karşı kitlesel bir işçi sınıfı partisi inşa etmeyi amaçlamamıştır. Onların hepsi, devrimci bir partinin inşasının alternatifi olarak etkin bir şekilde PS’yi güçlendirerek, devletin ve onun siyasi çevresinin içinde faaliyet gösterdiler.

2002 cumhurbaşkanlığı seçimi krizi, belirleyici bir deneyimdi. Jospin ilk turda elenince, muhafazakarJacques Chirac ile FN’nin adayı Jean-Marie Le Pen arasındaki ikinci tura karşı protestolar patlak verdi. LCR, LO ve İşçi Partisi (PT, eski OCI), seçimlerin ilk turunda toplam 3 milyon oy almıştı. Aynı zamanda, ABD’nin Irak’a yönelik gayrimeşru istila planlarına karşı uluslararası savaş karşıtı protestolar patlak veriyordu. Ne var ki LCR, LO ve PT, bu fırsatı değerlendirmekten aciz ve bunu yapmaya isteksizdi.

DEUK, üç partiye yönelik, ikinci turda aktif boykot kampanyası öneren bir açık mektup yayınladı. DEUK, bu örgütlerle siyasi farklılıklarını gizlemeden, işçileri mücadele içinde harekete geçirecek bir aktif boykotun, işçi sınıfını savaşa ve Chirac’ın hazırlandığı toplumsal saldırılara karşı koymaya en iyi şekilde hazırlayacağını açıklıyordu. Ancak söz konusu üç parti, bu çağrıya cevap verme zahmetine bile katlanmadı. Onlar, sözde neo-faşizmin iktidara gelmesini engellemek ve Fransa’daki demokratik düzeni korumak için, PS’nin Chirac’a oy verme kampanyasıyla işbirliği yaptılar.

Bu partiler, etkin bir şekilde, Le Pen’e karşı harekete geçen milyonlarca insana, yürüyüş ve protesto zahmetine girmelerine gerek olmadığını söylediler. Onlar, seçimlerin yapılmasını ve Chirac’ın iktidara gelmesini öylece kabul edebilirlerdi. Üç parti de, sözde FN’nin ortaya çıkardığı otoriterlik ve faşizm tehlikesini yenilgiye uğratmak için, PS’nin desteklediği sağcı bir adaya arka çıkma biçimindeki bu politikayı benimseyerek, kapitalist sisteme karşı bir alternatif yaratma yönünde hiçbir niyetlerinin olmadığını açıkça ortaya koydular. Onlar, bunun yerine, her zamankinden daha açık bir şekilde emperyalizm ve kapitalizm yanlısı politikalar izlediler.

Onların gerici rolü, 21. yüzyılda kapitalizmin tırmanan uluslararası krizinin ortasında FN’ye bir fırsat verdi. FN, zaman zaman sağcı protesto oylarını kendine çeken küçük bir partiden, iktidar için yarışan bir partiye dönüştü.

NATO ittifakı içinde artan bölünmeler ve AB’nin 2008 mali krizinin ardından geliştirilmiş sert kemer sıkma politikasına dönmesi, Le Pen’e alan açtı. O, AB’nin ve PS’nin dayattığı ekonomik olarak öldürücü kemer sıkma politikalarını gerici milliyetçi bir bakış açısından kınayabiliyordu. Le Pen, ayrıca, Fransız egemen sınıfı içinde, polis devleti önlemleri yönünde ve AB içindeki Alman egemenliğine karşı yükselen düşüncelere sesleniyordu.

FN, son 10 yılda, Rusya’yı Almanya’ya karşı bir müttefik olarak tutma biçimindeki emperyalist politika temelinde, NATO’nun PS ve NPA tarafından desteklenen Suriye ile Ukrayna’daki vekil savaşlarına da karşı çıktı. FN, Fransa’nın Mali’deki savaşını coşkuyla destekleyen, savaş yanlısı bir partidir. O, yine de, kendisini, Fransa’nın ve diğer NATO güçlerinin nükleer silahlı Rusya ile doğrudan bir cepheleşmeye girdiği bir savaş yönelimini açıkça destekleyen PS’den ve onun “solcu” müttefiklerinden daha az saldırgan olarak sunabildi.

Sonunda, Hollande, halk tarafından tutulmayan PS hükümetini istikrara kavuşturmanın bir aracı olarak FN’ye bel bağlamaya başladı. O, Marine Le Pen’i, Paris’teki 2015 terör saldırılarının ardından Elysée cumhurbaşkanlığı sarayına davet etti ve temel demokratik hakları askıya alan bir olağanüstü hali uygulamaya koydu. PS, daha sonra, Fransız Direnişi liderlerinin yasal haklarından mahrum edilmesinin ve Musevilerin işgal sırasında ölüm kamplarına sürülmesinin Fransa Anayasası’ndaki hukuki dayanağı olan yurttaşlıktan yoksun bırakma ilkesini yeniden uygulamayı teklif etti. PS, sol siyasi gelenekleri bu kadar açık bir şekilde inkar ederek, FN’yi anaakım siyasetin parçası olarak meşrulaştırmaya çalışıyordu.

Fransa cumhurbaşkanlığı adayları ne öneriyor?

FN’nin yükselişi, Fransız kapitalist sınıfının bir bütün olarak yozlaşmasının özellikle zehirli bir ifadesidir. Fransız burjuvazisi siyasi olarak iflas etmiştir ve sunacak hiçbir şeyi yoktur. 2017 cumhurbaşkanlığı adayları, dış politika yönelimine ilişkin şiddetli taktiksel farklılıklarına ve yolsuzluk suçlamaları üzerine çatışmalarına rağmen, militarizme ve polis devleti yönetimine destek vermede birleşmektedir. Onların tamamı, ordunun ve polisin, yalnızca işçi sınıfının nesiller boyu verdiği mücadeleyle kazandığı sosyal haklara yönelik şiddetli saldırılar yoluyla üstesinden gelinebilecek maliyetli bir güçlendirilmesini savunuyor.

Hollanda’daki Geert Wilders ve Almanya İçin Alternatif (AfD) gibi aşırı sağcı güçlerle ittifak kuran ve Trump’ı öven Marine Le Pen, Fransız faşizminin geleneğinden gelen aşırı sağcı, popülist bir kampanyaya önderlik ediyor. Le Pen, egemen sınıfın, Avrupa’daki Alman egemenliğine karşı koymak için Trump ve Rusya ile ittifak peşinde koşan kesimlerini temsil etmektedir. O, bir defasında, Merkel ile görüşmelerde tek bir sözcüğe ihtiyaç olduğunu ilan etmişti: “Hayır”. Le Pen, son haftalarda bankalardan gelen basınç altında sözünden dönene kadar, Fransa’nın AB’den çıkmasını (Frexit) ve franka dönmeyi öneriyor; bu teklifleri önce referanduma sunacağını söylüyordu.

Onun partisi, 1972’de FN’yi kuran Fransız Halk Partisi (PPF) gibi Nazi işbirlikçisi güçlerin mirasçıları ile başta Jean-Pierre Chevènement çevresindekiler olmak üzere son on yıl içinde PS’den kopup gelenlerin bir koalisyonudur. Le Pen, partisini “şeytan olmaktan çıkartmaya” ve iktidarı elde etmeye yönelik faydacı bir politikayla, FN’nin geleneksel Musevi karşıtı görüşlerine ve babasının Musevi Soykırımı’nı inkar eden duruşuna karşı çıktı. İslam’a yönelik saldırıları ve polisin kapsamlı bir şekilde güçlendirilmesi çağrılarını emeklilik yaşının düşürülmesi gibi sosyal politika talepleriyle birleştireren Le Pen, halkı “koruyacağı” iddiasıyla, serbest piyasa söylemini de terk etti.

Le Pen, sadece PS’nin ve onun siyasi uydularının gerici rolü sayesinde, işçi sınıfı içinde bir seçmen tabanı oluşturmuştur. Onun PS’ye ve LR’ye yönelik popülist saldırıları, PS’den hayal kırıklığına uğrayanlar arasında geniş bir karşılık buldu. Le Pen’in “yasa ve düzen” ve göçmen karşıtı söylemini PS’ninkinden ayırmak oldukça güçtür. O, askeri harcamaları GSYİH’nin yüzde 2’sine çıkarma sözü verdi. Le Pen’in popülizmi gerici bir sahtekarlıktır. FN’nin, tarihsel bir savaş krizinin ve kapitalizmin çöküşünün ortasında ileri sürülen faşizan progamı, onu kaçınılmaz olarak işçi sınıfıyla en şiddetli çatışmanın içine sokacaktır.

François Fillon, burjuvazinin, Rusya’ya ve Çin’e karşı ABD önderliğindeki savaş yönelimine karşı çıkan ve Rusya ile bağlara sahip AB yanlısı kesimlerini temsil etmektedir. O, 2013’te Hollande’ın Suriye’ye karşı hava saldırıları başlatması için Washington’a baskısı yapma girişimini sert bir şekilde eleştirmiş ve Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmek üzere, Hollande’ın politikasını kınayan bir açıklama yaptığı Rusya’ya gitmişti.

Fillon, seçilmesi halinde, aşırı sağ ile sıkı bağlara sahip son derece sağcı bir hükümete önderlik edecek. O, sert kemer sıkma önlemlerini ve büyük işten çıkarmaları savunuyor; FN’nin seçmen tabanına yönelik milliyetçi “yasa ve düzen” ve yaşam tarzı çağrıları yapıyor. Fillon ilk olarak Fransa’daki kamusal sağlık hizmetlerini neredeyse ortadan kaldırmaya yönelik adımlar önermekle kalmadı; kampanyasındaki en önemli noktaları eşcinsel evlilik karşıtı Herkes İçin Protesto hareketi ile bağlantılı aşırı sağcı Hıristiyan unsurlara dayandırdı. O da askeri harcamaları GSYİH’nin yüzde 2’sine çıkarmayı planlıyor.

Eski bir Rothschild bankeri ve PS’li ekonomi bakanı olan Emmanuel Macron, Merkel ile baş başa görüşme dahil olmak üzere defalarca ziyaret ettiği Berlin’in tercih ettiği adaydır. Berlin’de ve NATO ittifakı içinde Rusya’ya karşı ABD’deki Demokratik Parti ile birlikte çalışan hizipler ile işbirliği yapan Macron, Moskova ile görüşmelerde katı bir tutum çağrısı yapıyor ve aynı zamanda Trump’ı eleştiriyor.

Macron’un saldırgan askeri politikası, Almanya önderliğindeki bir AB’nin, ABD emperyalizminin militarist politikalarına hiçbir şekilde alternatif sunmadığını ortaya koymakdadır. O, zorunlu askerliğe dönülmesi ve savunma harcamalarının GSYİH’nin yüzde 2’sine çıkarılması çağrısı yaptı. Macron, ayrıca, olağanüstü halde ve Hollande’ın yargısız infaz politikalarında kilit rol oynayan güvenlik aygıtındaki önemli kişilerin desteğini almış durumda. Bu kişiler arasında PS’li Savunma Bakanı Jean-Yves Le Drian da var.

Eski Fransız siyaset kurumundaki ana güçler, Macron’un arkasında yeniden devreye girmek istiyorlar. Onun İleri hareketi, PS’den ayrılmak ve sosyalizme hiçbir gönderme yapmayan bir örgüte katılmak isteyen PS’li politikacılar için olası bir kaçış rotası olarak görülüyor. PS’nin önderliğinin büyük kısmı, partinin adayı Benoît Hamon’u değil, Macron’u destekliyor. Macron’a, LR’nin, Fillon’un aşırı sağa çok yakın olduğunu düşünen Alain Juppé çevresindeki kesimleri de destek veriyor.

Benoît Hamon, PS adaylığını, seçmenlerin onun rakibi eski Başbakan Manuel Valls’e karşı harekete geçtiği partinin ön seçimlerinde kazandı. O, medyada ve akademisyen çevreler tarafından, istihdamdan bağımsız olarak herkes için genel asgari gelir önermesi üzerinden desteklendi. Askeri harcamaları GSYİH’nin yüzde 3’üne çıkarmayı ve polisin yetkilerini arttırmayı öneren Hamon, ABD yanlısı, militarist bir “yasa ve düzen” programına sahip. O, diğer adayların Rusya yanlısı açıklamalarına saldırıyor.

Hamon’un kampanyası, onun, Hollande’ın kemer sıkma politikalarıyla en sıkı biçimde bağlantılı Çalışma Bakanı Myriam El Khomri gibi PS’li yetkililer ile yollarını ayırmayacağı açık hale gelince, hızla geriye düştü. Dahası, onun genel asgari gelir teklifi halk tarafından tutulmadı. Bu program, işçilerin geniş kesimlerinin teknolojik değişim nedeniyle bir daha asla düzenli bir iş bulamayacağı biçimindeki kötümser görüş temelinde, işçilere aylık yetersiz birkaç yüz avro sağlayacaktı.

Mélenchon ve Fransız milliyetçiliğinin açmazı

Jean-Luc Mélenchon, seçmenlerin önemli bir kısmı tarafından, şimdilik, Le Pen’in, Fillon’un ve Macron’un sağcı politikalarının alternatifi gibi görülüyor. Ona yönelik destek seçim kampanyasının son evrelerinde artmış durumda. Bu, büyük ölçüde, gençliğin önemli bir kesiminin onun savaşa ve göçmen karşıtı nefrete yönelik son açıklamalarını desteklemesi ve seçim programında yer alan toplumsal talepleri (ücret artışları, öğrencilere mali yardım ve emeklilik yaşının düşürülmesi) onaylamasıdır. Savaş karşıtı söyleme dönüş, Mélenchon’un müttefiki Syriza’nın Yunan işçilerine karşı AB’nin sert kemer sıkma programını uygulamaya başlamasının ardından geliştirilmiş “B Planı” adlı stratejiyle bağlantılıdır.

PES, ücretlerde büyük artışları, emeklilik yaşının indirilmesini, parasız eğitimi ve öğrencilere mali yardımı desteklemektedir. Partimiz, bu tür talepler uğruna en geniş toplumsal mücadeleleri teşvik etmektedir. Bununla birlikte, PES, Mélenchon’un seçilmesi halinde, işçilerin ona karşı şiddetli mücadelelere hazırlanması gerekeceği uyarısında bulunur.

Uzun süre bir PS politikacısı olan Mélenchon, işçi sınıfı için bir tuzak hazırlıyor. Bu, onun, önce OCI’de, ardından da 1976’dan itibaren PS’de içindeki uzun kariyeri boyunca geliştirdiği bir uzmanlık alanıdır. O, iktidara gelmesi durumunda, işçi sınıfının en az Syriza kadar kararlı bir düşmanı olduğunu kanıtlayacaktır.

Mélenchon’un siciline ilişkin kısa bir değerlendirme, onun kendi programındaki talepler uğruna mücadele edeceği yönündeki yanılsamaları dağıtmaya yeterli olacaktır. O, OCI’deki kısa bir üyelik sürecinin ardından, 1976’de PS’ye katıldı ve senatör oldu. PS’den ancak 2008’de, PCF’yle ve NPA’dan kopanlarla birlikte Sol Cephe’yi kurmak için ayrıldı. PS’de iken Irak’a karşı 1991 Körfez Savaşı’na ve avronun devreye sokulmasına karşı çıktığını iddia eden, ancak muhalefetini Mitterrand bunu yapmak için en uygun zaman olduğunu söylediğinde açıklayan Mélenchon, Mitterrand’ın politikalarına yönelik halk muhalefetini yatıştırmak için onunla yakın işbirliği içinde çalıştı.

O, Lionel Jospin’in 1997-2002 arasındaki halk tarafından tutulmayan hükümetinde bakandı ve 2011’de NATO’nun Libya’daki savaşını destekledi. Sol Cephe, 2015’te, Ulusal Meclis’te olağanüstü hal uygulanması lehine oy verdi.

Mélenchon’un bugün ileri sürdüğü program ve talepler tümüyle içi boş demagojidir. Onunki burjuva bir programdır. Sosyalist bir politika, Avrupa ve uluslararası işçi sınıfının birleşik eylemini gerektirir. Uluslararası sermaye akışlarına bağımlı olan ve Mitterand’ın PS’sinin “kemer sıkmaya dönüş”e giriştiği 35 yıl önce olduğundan çok daha az ödün verebilir durumdaki Fransız kapitalizmi hiçbir ciddi reform önlemi alamaz.

Mélenchon’un, “B Planı”nda cisimleşen dış politikası gerici ve milliyetçidir. Onun “B Planı”, Fransız kapitalist hükümetinin Berlin’e karşı koymaya ve mümkünse avrodan ayrılmaya istekli olması gerektiği öncülüne dayanıyor. Le Parisien gazetesiyle, seçilmesi halinde Almanya üzerine ileri süreceği talepleri tartışan Mélenchon, şunları söylemişti: “Almanların hayır deme şansı yok. İspanyollara, İtalyanlara, Portekizlilere, Polonyalılara, bütün bir birlik ülkelerine gına geldi. Eğer Almanlar adım atmak istemezse, B Planı’nın onlarla [yukarıda adı geçen ülkeler] birlikte [AB’den] ayrılmak olduğunu söylüyorum.”

Mélenchon, Fransa’daki ve Avrupa genelindeki işçileri, AB’nin kemer sıkma politikasının hedef aldığı Yunanistan’daki ve başka yerlerdeki işçileri savunmak üzere harekete geçirmek için enternasyonalist bir strateji geliştirmiyor. O, Avrupa içindeki askeri işbirliklerine ilişkin bir değişikliği ana hatlarıyla belirtirken, zorunlu askerliği geri getirmeyi ve savaşa hazırlanmayı öneriyor.

Mélenchon’un söylemi, tehlikeli bir sosyal demagoji, popülizm ve milliyetçilik karışımıdır. Hollande yönetimi altında, Mélenchon çok daha sağa kaymıştır. O, İsyancı Fransa hareketini, seçimlere Sol Cephe’nin resmi adayı olarak katılmaktan kaçınmak için, Halkın Dönemi kitabında özetlenen, solun, sosyalizmin ve işçi sınıfının bağımsız rolünün tümüyle demode olduğu perspektifi temelinde kurmuştur. Onun, LR’li politikacı Patrick Buisson ve gazeteci Eric Zemmour gibi sağcı, milliyetçi kişilerle dostluğu herkesçe bilinmektedir.

Mélenchon’a tarihsel bir öncel bulmak için, 1920’lerin ve 1930’ların Belçikalı sosyal demokrat lideri Henri De Man gibi kişilere dönmek gerekir. Büyük Bunalım sırasında kapitalizm altında planlama çağrısı yapan bir milliyetçi olan De Man, Marksizme karşı çıkmış ve oldukça gerici bir çizgide ilerlemişti. O, aralarında İtalya’nın faşist diktatörü Benito Mussolini’nin de olduğu çeşitli sağcı kişiliklerle mektuplamış ve en sonunda, Nazilerin Belçika’yı istila ettiği 1940’taki belirleyici kriz sırasında, kendi partisini tasfiye etmek için saldırgan bir şekilde baskı yapmış ve Nazi işbirlikçisi bir rejimin kurulmasını desteklemişti.

Yeni Anti-Kapitalist Parti’nin iflası

PES, PS’nin ve Mélenchon’un solcu bir alternatifini arayan işçiler ve gençler için, Yeni Anti-Kapitalist Parti (NPA) ve LO, POID gibi diğer benzer partiler konusunda en keskin uyarılarda bulunur. Bu partiler uzun süredir PS’nin ortağıdır ve Troçkizme şiddetle karşıdır. Onlar, savaşa ve kemer sıkma politikalarına Mélenchon’dan daha fazla karşı çıkmıyorlar.

NPA, DEUK’un 1953’teki kuruluşu sırasında yollarını ayırdığı ve daha sonra, 1968 sonrası küçük-burjuva öğrenci hareketi içinde toplumsal taban bulan orta sınıf güçlerden türemiştir. Bu parti, emperyalizm yanlısı varlıklı orta sınıf tabakaları temsil etmektedir. Devrimci Komünist Birlik’in (Ligue communiste révolutionnaire–LCR) 2008 Wall Street çöküşünden birkaç ay sonra NPA’ya dönüşmesi, siyasi seçkinlere açık bir işaret göndermeyi amaçlıyordu: LCR Troçkizm ile özdeşleşmiş her türlü kalıntıdan arınıyor ve küresel ekonomik kriz karşısında sağa doğru büyük bir kayışa hazırlanıyordu.

LCR’nin NPA kuruluş programında şöyle yazıyordu: “NPA, Troçkizm ile özgün bir ilişkiyi değil; son iki yüzyıl boyunca sistemle her şekilde karşı karşıya gelenler ile sürekliliği ileri sürmektedir. NPA, çoğulcu ve demokratik bir partidir. Toplumsal hareketlerin, küreselleşme karşıtı solun, siyasi ekolojinin çeşitli bileşenlerinden yoldaşların, PS ile PCF’den, anarşist hareketten, devrimci soldan yoldaşların katılımı [oldu]. NPA, yumuşak başlı olmaksızın, kendisini daha da açarak kazanmak için her şeye sahiptir.”

PES, NPA’nın sonraki rolünü, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde (WSWS) kapsamlı şekilde belgelemiştir. NPA, Mélenchon ile birlikte, 2012’deki ikinci tur cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Hollande’a oy verilmesi çağrısı yaptı. O, geçtiğimiz altı yılda, büyük kısmı Rusya’yı hedef alan, Libya’daki, Suriye’deki ve Ukrayna’daki NATO müdahalelerinin yüceltilmesinde önemli bir rol oynadı ve Yunanistan’daki kemer sıkma yanlısı Syriza hükümetini destekledi. NPA’nın 2017 seçimlerine müdahalesinin özünde, savaş yönelimi bulunmaktadır. NPA’nın Mélenchon’un popülizmine yönelik -basın Mélenchon’un Rusya yanlısı görüşlerine saldırırken gelen- eleştirileri sağcıydı ve Mélenchon’un, Rusya’ya karşı -NPA’nın da desteklediği- savaş yönelimine yaptığı eleştirilere yönelik öfkeyi yansıtıyordu.

NPA’nın cumhurbaşkanı adayı Phillipe Poutou, Trump’ın Suriye’ye saldırısının ardından, CIA propagandasından neredeyse ayırt edilemez ifadelerle, kendisini savaş karşıtı protestolardan ayrı tutan bir açıklama yayınladı. Açıklama, Suriye’de savaşa karşı çıkanları Devlet Başkanı Beşar Esad yönetiminin destekçileri olarak karalıyor ve şunları belirtiyordu: “Biz, Amerikan ordusunun saldırılarına hiçbir destek vermeden ya da umut bağlamadan, Esad ve yardakçıları ile ‘makul’ bir barışı savunmak için, bu diktatör tarafından öldürülmüş yüz binlerce insana ve milyonlarca yerinden edilmiş kişiye ve sığınmacıya gözlerini kapatan Fransız siyasi partilerinin protestolarına katılmayacağız.”

2017 cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası, LCR/NPA’nın 2012 cumhurbaşkanlığı seçim krizinden bu yana olan tüm siyasi evrimine yönelik bir iddianamedir. LCR, işçilere, halk kitlelerinin FN’nin iktidara gelmesi halinde gerçekleşeceğinden korktuğu otoriter yönetim, savaş ve sert kemer sıkma yönelimini durdurmak için, PS’li “yoldaşları”nı içeren geleneksel burjuva partilerine güvenmelerini söylemişti. Oysa kalıcı bir olağanüstü hal uygulayan, şiddetli sosyal kesintiler yapan ve bir dizi savaş yürüten PS oldu. Ve PS, savaşa soldan muhalefeti engellemek için NPA’ya bel bağladı.

İşçi sınıfı içinde Troçkizm uğruna mücadele, NPA, LO ya da POID ile bir ittifak içinde değil; onlara karşı şiddetli bir mücadelede gerçekleşecektir.

PES’i inşa edin!

Fransız siyaset kurumunun, savaşın ve diktatörlüğün yeniden canlandığı koşullarda gözden düşmesi, Fransa ve uluslararası işçi sınıfının büyük çaplı bir siyasi yeniden yöneliminde bir ilk aşamadır. Devrimci Marksizmin temel ilkelerine dönmekten başka bir yol yok. Bu, PES’in, Ekim Devrimi’nin 100. yıldönümünde, halk kitlelerine Bolşevik Parti’nin uzlaşmaz mücadelesini ve enternasyonalist perspektifini ve Rus işçi sınıfının 100 yıl önceki kahramanca mücadelelerini hatırlatmak için ileri sürdüğü perspektiftir.

PES, PS’nin yanlış bir şekilde sosyalist, LCR’nin de Troçkist olarak tanımlandığı dönemde işçilerin uğradığı yenilgilerin ve ihanetlerin, yalnızca gerçek Troçkist bakış açısıyla açıklanıp tersine çevrilebileceğinde ısrar etmektedir. PES, mücadelesini, DEUK’un işçi sınıfının siyasi bağımsızlığını uzlaşmaz şekilde savunmasının ve Fransa’daki birçok örgütü PCF ve PS ile ittifak uğruna Troçkizmi terk etmeye iten küçük-burjuva basınçlara karşı çıkışının uluslararası sürekliliğine dayandırmaktadır.

Geçtiğimiz sonbaharda DEUK’un Fransa şubesi olarak kurulan PES, kendi adayını çıkarabilecek bir durumda değildi. Ancak perspektifimizin kapitalizmin hızla tırmanan krizinin ortasında giderek artan bir destek kazanacağından eminiz. İşçileri, gençleri ve sosyalist aydınları PES’e katılmaya ve partiyi inşa etmeye çağırıyoruz.

PES, emperyalist savaşa ve milliyetçiliğin her biçimine karşı çıkmaktadır. Partimiz, Avrupa’daki kardeş partileri olan Britanya’daki Sosyalist Eşitlik Partisi ve Almanya’daki Sosyalist Eşitlik Partisi (Sozialistische Gleichheitspartei) ile birlikte, Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri perspektifini ileri sürmektedir. PES, hem AB’ye hem de ona milliyetçi bir temelde karşı çıkan Mélenchon ve Le Pen gibilerinin politikalarına karşıdır. Savaş krizi ve AB’nin kemer sıkma yönelimi, devletler arası çatışmalar yoluyla değil; sınıf mücadelesi, kapitalist sınıfın her ülkede işçi sınıfı tarafından devrilmesi ve Avrupa genelinde sosyalist politikalar izleyen bir işçi devletleri federasyonunun kurulması yoluyla çözüme kavuşturulacaktır.

En önemlisi, PES, işçi sınıfını savaşa ve kapitalizme karşı mücadelede harekete geçirmek için, işçi sınıfının devrimci uluslararası önderliği olarak DEUK’u inşa etmeyi amaçlamaktadır. Partimiz, DEUK’un savaşa karşı açıklamasıyla aynı doğrultuda, şu noktaları vurgular:

* Mali sermayenin diktatörlüğüne ve militarizm ile savaşın temel nedeni olan ekonomik sisteme son verme uğruna mücadele etmeksizin savaşa karşı ciddi bir mücadele söz konusu olamayacağı için, yeni savaş karşıtı hareket, kapitalizm karşıtı ve sosyalist olmak zorundadır.

* Dolayısıyla, yeni savaş karşıtı hareket, zorunlu olarak, kapitalist sınıfın bütün siyasi partilerinden ve örgütlerinden bütünüyle ve tartışmasız biçimde bağımsız, onlara düşman olmalıdır.

* Yeni savaş karşıtı hareket, her şeyden önce uluslararası olmalı, işçi sınıfının muazzam gücünü emperyalizme karşı birleşik küresel bir mücadelede harekete geçirmelidir.

19 Nisan 2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares