Rusya’nın Türkiye büyükelçisi Ankara’da öldürüldü

İzinli bir polis memuru, Ankara’daki bir fotoğraf sergisi sırasında, dehşete kapılmış bir kitlenin önünde, Rusya’nın Türkiye büyükelçisi Andrey Karlov’u vurarak öldürdü.

Silahlı kişinin 22 yaşındaki çevik kuvvet polisi Mevlüt Mert Altıntaş olduğu tespit edildi. Siyah takım elbiseli ve polis kimliği taşıyan Altıntaş, Karlov’un “Gezgin Gözüyle Kaliningrad’dan Kamçatka’ya Rusya” adlı fotoğraf sergisini açtığı sanat galerisine girmiş. Altıntaş, büyükelçiyi arkasından defalarca vurduktan sonra, içeridekilere, Arapça ve Türkçe olarak, “Halep’i unutmayın; Suriye’yi unutmayın” diye bağırmaya ve İslamcı sloganlar atmaya başlamış.

Ardından, ağır silahlı Türk polisleri galeriye girdi ve silahlı saldırganı öldürdü. Olayda üç kişi yaralandı.

Büyükelçinin öldürülmesinin ve ardından suikastçının sloganlar atmasının tüyler ürpertici görüntüleri videoya kaydedildi ve yaygın bir şekilde dağıtıma sokuldu.

Suikast, Obama yönetimi ve ABD medyası tarafından tırmandırılan ve Rusya’nın Halep kentini Batı destekli İslamcı milislerden geri almada Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a askeri yardım sağlamasının önemli rol oynadığı, şiddetli Rusya karşıtı kampanya bağlamında gerçekleşmiştir.

Büyükelçinin öldürülmesi, aynı zamanda, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Rus ve İranlı meslektaşları Sergey Lavrov ve Muhammed Cevad Zarif arasında yapılması planlanmış bir toplantının öngününde gerçekleşti. Toplantıda, beş buçuk yıllık Suriye savaşına daha kapsamlı bir çözüm yönündeki önerilerin yanı sıra, önceden muhalefetin elinde olan Doğu Halep’te sürmekte olan ateşkes ve tahliye el alınacaktı.

El Kaide bağlantılı milislerin son kentsel kalesinin yitirilmesi (ABD’nin düzenlediği rejim değişikliği savaşında stratejik bir yenilgi) konusunda Batı’da yaşanan öfke, Ankara, Moskova ve Tahran arasındaki işbirliği eliyle yoğunlaştırılmış durumda. Washington, bu günkü görüşmelere dahil edilmedi.

Suriye’deki rejim değişikliği operasyonu, Türk hava kuvvetlerinin Türkiye-Suriye yakınında hava saldırıları gerçekleştiren bir Rus savaş uçağını vurarak düşürdüğü Kasım 2015’te, Rusya ile Türkiye’yi savaşın eşiğine getirmişti. Olay, Moskova ile Ankara arasındaki ilişkilerin dondurulmasıyla ve Rusya’nın Türkiye’ye ekonomik yaptırımlar uygulamasıyla sonuçlamıştı.

Rus uçağının düşürülmesi konusunda özür dileyen Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz Haziran ayında Moskova ile bir uzlaşma arayışına girdi. Bunu, bir ay sonra, Erdoğan’ın destekleyicilerinin ABD’yi ve Pennsylvania’da yaşayan muhalif vaiz Fethullah Gülen’i sorumlu tuttuğu başarısız bir askeri darbe izledi. Darbe girişiminin ardından, Moskova ile Ankara arasındaki ilişkiler, Doğu Halep’in tahliyesine yönelik planın hazırlanmasındaki en son işbirliğine yol açacak şekilde, daha da yakınlaştı.

Hem Rus hem de Türk hükümeti, Karlov’un öldürülmesini, iki ülke arasındaki ilişkileri bozmayı amaçlayan bir “provokasyon” olarak kınadılar. Kimin sorumlu olduğu konusunda farklılaşmış görünmekle birlikte, her iki hükümet de, cinayeti bir terörist eylem olarak tanımladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de düzenlenen ve televizyondan yayımlanan bir toplantıda, “Bir suç işlendi ve bu, hiç kuşkusuz, Türk-Rus ilişkilerini ve Rusya, Türkiye, İran ve başkaları tarafından etkin bir şekilde sürdürülen Suriye barış sürecini bozmayı amaçlayan bir provokasyondur.” dedi. Putin, toplantıda bulunan Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a, SVR dış istihbarat servisinin başındaki Sergey Naryshkin’e ve iç güvenlik örgütü FSB’nin başındaki Alexander Bortnikov’a, “katilin arkasındaki kişileri bulmamız gerekiyor.” dedi.

Pazartesi gecesi televizyonda konuşan Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, cinayeti, “Türk-Rus ilişkilerine yönelik açık bir provokasyon” olarak betimledi. Erdoğan, “Halep meselesi başta olmak üzere, Suriye’deki insani krizin çözümü konusunda olumlu sonuçlar doğurmaya başlayan ilişkilerimizden rahatsız olan çevrelerin olduğunu biliyoruz. Olayın ardından Sayın Putin’le de görüştüm. Bu olayın ilişkilerimizi hedef alan bir provokasyon olduğunda hemfikiriz. Ülkelerimiz arasında ilişkilerin bozulmasına asla izin vermeyeceğiz.” dedi.

Her iki taraf da, Rus, Türk ve İranlı bakanların Moskova’da planlanmış üçlü toplantılarının Salı günü başlayacağını belirtti.

Saldırganın Halep ve Suriye hakkındaki açıklamaları ve Arapça cihatçı sloganlar atması, güçlü bir şekilde, onun geçtiğimiz haftalarda Halep’te ağır bir yenilgiye uğrayan İslamcı milisler ile uyum içinde ya da onları destekler şekilde davrandığına işaret ediyor.

Kimi haberlere göre, İslam Devleti (IŞİD) cinayetle herhangi bir bağlantısı olduğunu reddetmiş ancak Suriye El Kaidesi’nin, Halep’teki ABD destekli güçlerin belkemiğini oluşturan üyesi El Nusra Cephesi ile bağlantılı web siteleri cinayeti selamladılar.

Bununla birlikte, Türk yetkililer, çevik kuvvet polisinin, gerçekte, hükümetin Temmuz ayındaki darbe girişiminin arkasında olmakla suçladığı Gülen hareketinin üyesi olduğunu kanıtlamayı amaçlayan bir soruşturma yürüttüğüne işaret ettiler. Türk hükümeti, geçtiğimiz aylarda, Gülenciler ile bağlantılı olmakla suçlanan binlerce memuru, öğretmeni, polisi ve askeri tasfiye etti.

Hükümet yetkilileri, silahlı saldırganın haykırdığı sloganların yalnızca onun gerçek bağlantılarını gizlemeyi amaçlayan bir şaşırtma olduğunu ileri sürüyorlar. Gülen’in bir sözcüsü, onun cinayeti kınadığını söyledi ve onun sorumlu olduğu iddialarını “gülünç” olarak betimledi.

Türk hükümeti, seçkin bir polis biriminin üyesinin Suriye El Kaidesi’nin sempatizanı ya da ajanı olduğunu inkar etmek için bariz nedenlere sahip. Kendi güvenlik güçleri Suriye’ye yabancı savaşçı ve silah akıtılmasında işbirliği yapan Ankara, El Nusra Cephesi’ne ve benzeri İslamcı milislere kapsamlı bir örtülü destek sağlamıştı.

Cinayetten doğrudan kimin sorumlu olduğuna ilişkin anlaşmazlıklar bir yana, hem Moskova’daki hem de Ankara’daki önde gelen siyasiler, suikasttan ABD’yi ve Batı’yı sorumlu tuttular.

Erdoğan’ın başdanışmanı İlknur Çevik, Pazartesi günü, şunları söyledi: “Rusya ile Türkiye arasında bütün alanlarda artan ilişkiler ve yoğunlaşan işbirliği Batı’da, özellikle de ABD’de ve Almanya’da kızgınlık yarattı. Bunun son örneği, iki ülkenin Halep’teki sivilleri kurtarmaya yönelik ortak çabaları olmuştur. Batı’nın bu ilişkileri sabote etmeye çalışması kaçınılmazdı. Büyükelçiyi öldürmek için Fethullah Gülen cemaatine bağlı bir polis memurunu kullanmış olmaları üzücü.”

Moskova’da, bir Duma (Rusya’nın yasama organı) üyesi ve onun dışişleri komitesinin başkanı olan Aleksey Puşkov, Batı’nın, Rusya’nın Halep’te bir “katliam” ve “soykırım” örgütlediği propagandasının saldırıyı kışkırttığı suçlamasında bulundu.

Puşkov, Rusya televizyonuna, “Halep konusunda Batı medyası tarafından beslenen histerinin sonuçları var.” dedi ve ekledi: “Bu cinayet, asıl olarak, Rusya’yı, işlememiş olduğu günahlardan ve suçlardan dolayı suçlamaya yönelik girişimlerin bir sonucudur. Onlar, Halep’teki savaşçıların suçlarını görmezden geliyorlar ve bu, kentte yaşananlar konusunda, bu terörist saldırıya katkıda bulunan çarpık ve yanlış bir resim oluşturuyor.”

Rusya senatosunun savunma ve güvenlik komitesinin başkan yardımcısı Frantz Klintseviç daha ileri gitti ve suikastın “planlı bir eylem” olduğu suçlamasında bulundu. Klintseviç, “Onun bu fotoğraf sergisine katılacağını herkes biliyordu. IŞİD olabilir ya da Erdoğan’a zarar vermeye çalışan Kürt ordusu olabilir. Ancak, bunun arkasında NATO istihbarat örgütlerinin temsilcilerinin olması mümkün ve kuvvetle muhtemel.” dedi.

Suikastın hazırlayıcısı kim olursa olsun, onun Rusya ile Türkiye arasındaki bağları daha da sağlamlaştırması olasılığı, yalnızca, yaklaşan yönetim değişikliğine rağmen, ABD’nin Ortadoğu üzerindeki emperyalist egemenlik iddiasına bağlı kalan Washington ile gerilimlerin artmasına hizmet edebilir.

20 Aralık 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir