Pentagon B-52 uçaklarını konuşlandırırken İran Irak’taki ABD üslerini vurdu

İran medyası, Salı’yı Çarşamba’ya bağlayan gece, ülkenin İslami Devrim Muhafızları’nın (IRGC), ABD’nin 3 Ocak’ta insansız hava aracıyla yapılan füze saldırısıyla IRGC Kudüs Gücü komutanı General Kasım Süleymani’yi öldürmesine yönelik ilk misilleme olarak Irak’ta birden çok Amerikan üssünü vurduğunu bildirdi. Süleymani, ülkenin en güçlü ikinci figürü olarak görülüyordu.

Pentagon, ilk füze saldırılarının ana hedeflerinin, Irak’ın batısındaki Anbar’da bulunan Ayn El Esad üssü ile Irak Kürdistanı’ndaki Erbil yakınlarında bulunan başka bir üs olduğunu açıkladı. ABD’nin hem Irak hem Suriye’deki askeri operasyonları açısından önemli bir üs olan Ayn El Esad üssü, bir önceki yılın Aralık ayında Trump tarafından ve geçtiğimiz Kasım ayında Başkan Yardımcısı Mike Pence tarafından ziyaret edilmişti.

İran İslami Devrim Muhafızları (IRGC), ABD’nin Irak Anbar’da bulunan Ayn El Esad hava üssünü hedef alan roketleri ateşliyor (Kaynak: https://en.irna.ir) 

Basra Körfezi’nde Süleymani’nin öldürülmesiyle başlatılan ve gelişmeye devam eden savaş krizi, dünya piyasalarında doğrudan etkide bulundu. Petrol fiyatları yüzde dörtten fazla artarken, Dow borsasındaki vadeli işlemler Salı gecesi yaklaşık 350 puan düştü. Dünya mali sermayesinin net çıkarımı, ABD’nin İran’a yönelik bir karşı misillemesinin, İran’ın Suudilere ve diğer Körfez devletlerine ait petrol tesislerini vurmasına ya da küresel ölçekte ticareti yapılan petrolün yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına yol açabileceğidir.

Pentagon, topyekun savaşa açık hazırlık olarak, altı B-52 ağır bombardıman uçağından ulaşan bir saldırı gücünü Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia adasındaki ABD askeri üssüne sevk etti. Britanya’nın sömürge toprağı olan ada, İran’ı vurabilecek mesafede ama İran’ın uzun menzilli füzelerinin menzilinin dışında.

Süleymani suikastının ardından gerilimlerin durmadan tırmanmasının ortasında, nükleer kapasiteli bombardıman uçaklarının konuşlandırılması, doğrudan doğruya, 82 milyon nüfuslu bu ülkeye karşı topyekun bir askeri şiddet tehdidini temsil etmektedir.

B-52’lerin Diego Garcia’ya gönderilmesi, 2.000 Deniz Piyadesini taşıyan amfibi hücum gemisi USS Bataan’ın Basra Körfezi’ne sevk edilmesi ile beraber, Fort Bragg, Kuzey Carolina’da bulunan 82. Hava İndirme Tümeni’nden 4.000 askerin Ortadoğu’ya konuşlandırılmasını takip ediyor.

ABD’nin bölgedeki askeri takviyesi, İran’ın General Süleymani’nin öldürülmesine herhangi bir misilleme yapmasına yeni savaş suçlarıyla karşılık verileceğine ilişkin Washington’dan gelen bir dizi ölümcül tehdidin ardından geliyor.

Trump, Salı günü Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada, “Eğer İran yapmaması gereken bir şey yaparsa, çok güçlü bir şekilde sonuçlarına katlanır,” dedi. Bundan önce, ABD başkanı, 1979-1980’de Tahran’daki ABD büyükelçiliğinde rehin alınan her kişiye karşılık İran’da 52 hedef belirlediğini ve –bir savaş suçu olarak– bunların arasında kültürel alanların da yer alacağını iddia etmişti.

Salı gecesi, İran’ın füze saldırılarının bildirilmesinin ardından, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ABD Savunma Bakanı Mark Esper, Genelkurmay Başkanı Mark Milley ve Başkan Yardımcısı Mike Pence, hep birlikte Beyaz Saray’da Trump ile bir araya geldi.

Birçok İranlı yetkili, özellikle ülke genelinde sokağa taşan kitlesel keder ve yas karşısında, İranlı önderin suikasta uğramasına misilleme yapmasının kaçınılmaz olduğunu açıkça ortaya koymuştu. En azından İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni’nin 1989’da cenazesinden beri görülmemiş biçimde milyonlarca erkeğin, kadının ve çocuğun cenazeye katılması, Salı günü trajik bir hal aldı. Memleketi Kirman’daki mezarlığa taşınan Süleymani’nin tabutuna eşlik etmeye çalışan büyük bir kalabalığın kentin dar sokaklarında sıkışması, haberlere göre 56 kişinin öldüğü, 200’den fazla kişinin yaralandığı bir izdihama yol açtı.

İran egemen çevreleri içindeki bir “ılımlı” olarak görülen Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Süleymani suikastı hakkında şunları söylemişti: “Bu, İran’a karşı bir saldırı eylemidir ve İran’a karşı silahlı bir saldırı anlamına gelmektedir; buna karşılık vereceğiz. Orantılı olarak karşılık vereceğiz, orantısız değil… Biz Başkan Trump gibi kanunsuz değiliz.”

Washington, Zarif’e, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin planlanmış bir toplantısına katılması için gereken vizeyi vermedi. Zarif, orada, Washington’ı, İran hükümetinin Irak’a resmi ziyarette bulunan bir yetkilisinin soğukkanlılıkla öldürüldüğü bir savaş suçuyla itham edecekti. Ulusal güvenlik danışmanı Robert O’Brien, vize talebinin reddedilmesini, “Ne zaman New York’a gelse propaganda yapıyor,” sözleriyle gerekçelendirdi.

Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Salı sabahı düzenlediği basın toplantısında, Zarif’in, Süleymani’nin Bağdat’a diplomatik bir görev için gitmiş olduğu açıklamasıyla alay ederek şunları söyledi: “Bu nazik beyefendinin, bu büyük düzen diplomatının, Kasım Süleymani’nin bir barış misyonu yürütme fikriyle Bağdat’a gittiğinin az da olsa mümkün olduğunu gösteren herhangi bir tarih var mı?”

Pompeo’nun göz ardı etmeye çalıştığı gerçek şu ki, Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi, öldürüldüğü sabah Süleymani ile önceden planlanmış bir görüşmesinin olduğunu bizzat söylemiştir. Irak başbakanına göre, söz konusu görüşmede Irak’taki durum ve Bağdat’ın İran ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmaya arabuluculuk etmesi ele alınacaktı.

Trump yönetiminin, Süleymani’nin de dahil olduğu “yakın” bir saldırı “tehdidine” karşılık verdiği iddialarının doğru olmadığı giderek ortaya çıkıyor. Savunma Bakanı Esper, “Sekizli Çete” denilen, Kongre ve istihbarat komitelerindeki Demokrat ve Cumhuriyetçi önderlere yaptığı kısa bilgilendirmede, varsayılan tehdit hakkındaki ABD istihbaratının “çok büyük” olduğunu iddia etti. Ancak gazetecilerin sorularına karşılık olarak, “yakın” ifadesinin günler ya da haftalar anlamına gelebileceğini söyledi.

İsimlerini vermeden konuşan Pentagon yetkilileri, herhangi bir yakın saldırı istihbaratı olmadığını belirttiler. Her halükarda, olsaydı da, açıkça faaliyet gösteren ve Irak hükümeti ile görüşme yürüten üst düzey bir İran hükümeti yetkilisi olan Süleymani’nin öldürülmesinin bunu durdurması pek olası değildi.

ABD’nin Irak’taki konumu, suikastın ardından giderek daha savunulamaz hale geldi. Washington’da, ABD’nin Irak’taki komutanlarından General William Seely’nin tarafından kaleme alınan bir mektup üzerine karmaşa hakim. Mektup, açıkça, Irak meclisinin Pazar günü ülkeden çıkmaları talebini oybirliğiyle kabul etmesi üzerine ABD kuvvetlerinin ülkeden çekilmeye hazırlandığına işaret ediyordu.

Esper, Pompeo ve yönetimin diğer yetkilileri, mektubun sadece imzasız bir taslak olduğunu ve Irak meclisinin ya da halkının isteği ne olursa olsun, Washington’ın ülkeden çekilmeye niyetinin olmadığını ısrarla vurguladılar. Esper, Iraklı milletvekillerinin, “tehdit edildikleri için” ABD askerlerini ülkeden ayrılmaya zorlayan tasarıya hep birlikte oy verdiklerini iddia edecek kadar ileri gitti. Yetkililer, mektubun, ABD ile NATO müttefikleri saldırı korkusuyla Bağdat’ın Yeşil Bölgesi’ni tahliye ettiği için ABD askerlerinin Irak içinde yeniden konuşlandırıldığını bildiren kötü yazılmış bir mektup olduğunu iddia ettiler.

Ne var ki, Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi, mektubun Arapça çevirisinin imzalı kopyasını sadece bir kez değil, bir çeviri düzeltmesiyle geri gönderilmesinin ardından iki kez teslim aldığını söyledi.

Abdulmehdi, televizyonda yaptığı bir konuşmada, ABD’nin ülkedeki askeri varlığına son verilmesi çağrısını yineledi. “Bundan başka çıkış yolumuz yok, aksi halde doğrudan karşı karşıya gelmeye doğru gidiyoruz,” diyen başbakan, Irak’ın ABD kuvvetlerini sınır dışı etmek için “tarihi bir karar” alması gerekeceğini ekledi: “Aksi halde, ciddiye alınmayacağız.”

İnsansız hava aracı saldırısına yönelik öfke, Irak’ta da neredeyse İran kadar güçlüydü. Devasa kalabalıklar, Süleymani ve Ebu Mehdi el-Mühendis suikastlarını protesto etmek için Bağdat, Basra, Necef ve diğer kentlerin sokaklarına döküldü. El-Mühendis, Irak silahlı kuvvetlerinin parçası olarak kabul edilen Şii milis grupları koalisyonu olan güçlü Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) komutan yardımcısıydı. ABD’nin Irak’tan gelen askerlerini çekme taleplerine karşı gelmesi durumunda, birlikte Irak savaşının kaldığı yerden devam etmesi ve Amerikan askerlerinin bu milislerle karşı karşıya gelmesi pekala söz konusu olabilir.

İran’ın Süleymani suikastına misilleme yapmasının, Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratlar tarafından sunulan ama yaptırım gücü olmayan “Savaş Yetkileri Kararı”nın değerlendirilmesini geriye itmesi bekleniyor. Söz konusu tasarı, askeri güç kullanımı için resmi bir kongre onayı olmaması durumunda, ABD’nin İran’a karşı askeri eylemlerinin 30 gün sınırlandırılmasını öngörüyordu.

Salı gecesi itibarıyla, ABD’nin füze saldırılarından doğan kayıplarına ilişkin bir bilgi verilmiş değildi. Trump, Twitter’da, “Şu anda kayıplara ve hasarlara ilişkin değerlendirme yapılıyor. Her şey yolunda!” diye yazdı ve Çarşamba sabahı bir açıklama yapacağını ekledi.

Washington’ın yanıtı ne olursa olsun, ABD’nin İran politikasını karakterize eden pervasızlık ve canilik, gücün değil, ABD emperyalizminin derinleşen krizinin bir belirtisidir. Onlarca yıldır yürüttüğü savaşlardan sonra Ortadoğu’daki stratejik hedeflerinden hiçbirine ulaşamamış olan ABD, içeride de artan bir toplumsal çatışma ve görülmemiş bir siyasi kriz ile karşı karşıya bulunuyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir