Ordunun katliamının ardından Irak başbakanı istifasını sundu

Paylaş

Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi, Cuma günü, toplumsal eşitsizliğe, kitlesel işsizliğe, temel kamu hizmetlerinin iflasına ve yaygın yolsuzluğa karşı iki aydır devam eden kitlesel protestoların en kanlı gününün ardından, istifa edeceğini ilan etti.

Abdulmehdi, “başbakanlıktan istifamı isteyen resmi bir mektubu saygın meclise sunacağım,” dedi. Açıklamada görevi bırakma tarihi belirtilmezken, meclis onun yerine kimin geçeceği konusunu ele almak için Pazar günü olağanüstü toplanacak.

Bağdat’ın Raşid Caddesi’nde güvenlik güçleri ile yaşanan çatışmalar sırasında yaralanan bir protestocu ilk yardım alması için taşınıyor. Irak, 28 Kasım 2019, Perşembe. (AP Photo/Khalid Mohammed)

Abdulmehdi’nin açıklaması, güney Irak’taki iki kentte ve başkent Bağdat’ta protestocuların katledilmesinin ardından geldi. Çarşamba ile Perşembe gecesi arasında en az 62 kişi -çoğu gerçek mühimmatla- öldürüldü. En büyük katliam, en az 46 protestocunun öldüğü Nasıriye’de meydana geldi. 12 kişi Şii Müslümanların kutsal kenti Necef’te öldürülürken, en az dört kişi de Bağdat’ta silahla vuruldu.

Son ölümler, iki aydır devam eden protestolardaki resmi ölü sayısını 408’e yükseltti; tahminen 15.000 kişi yaralandı. Bu rakamların yalnızca polis ve Irak Sağlık Bakanlığı tarafından bildirilenleri içerdiği göz önünde bulundurulduğunda, gerçek ölü sayısı kuşkusuz daha yüksektir.

Bu en son katliam, Çarşamba günü İran’ın Necef’teki konsolosluğunun basılmasının ardından hükümetin Irak ordusuna “güvenliği sağlamak ve düzeni yeniden kurmak” için “olağanüstü durum hücreleri” kurma talimatı vermesinin ardından gerçekleşti. Şii dini önderlerin yaşadığı ve türbelerin bulunduğu Necef, İran’daki Şii Müslümanların önemli bir hac merkezi. Hükümet karşıtı göstericiler, binadaki İran personelinin dışarı çıkmasına izin verdikten sonra İran bayrağını indirmiş, bir Irak bayrağı asmış ve ardından konsolosluğu ateşe vermişlerdi.

Irak Dışişleri Bakanlığı, konsolosluğa yönelik saldırıyı kınadı ve bunun Irak ile İran arasındaki ilişkilere zarar vermek isteyen, “gerçek protestocuların dışındaki insanlar” tarafından düzenlendiği suçlamasında bulundu. İran Dışişleri Bakanlığı da, kundaklama saldırısının sorumlularının “yıkıcı ajanlar ve saldırganlar” olduğu açıklamasını yaptı.

ABD emperyalizminin ve bölgedeki müttefiklerinin -İsrail, Suudi Arabistan ve Körfez’deki petrol şeyhlikleri- Ekim ayının başından beri Irak’ı saran kitlesel çalkantıyı İran’ın bölgedeki etkisini zayıflatmak amacıyla kendi çıkarlarına kullanma çabaları olduğundan kuşku duyulamaz. Fakat aynı zamanda, Irak hükümetine ve ona hakim olan mezhepçi Şii partilere verdiği destek nedeniyle Tahran’daki burjuva dini hükümete karşı da gerçek bir öfke söz konusudur. Haberlere göre Tahran, Kasıma ayının başında, Abdulmehdi’nin istifasını sağlama yönündeki daha önceki bir adımı önlemek için Irak meclisindeki başlıca bloklarla bir anlaşmaya varmıştı.

Abdulmehdi’nin istifa sözü de, Irak’ın başlıca Şii Müslüman otoritesi olan Ayetullah Ali Sistani’nin Cuma günü Necef’te bir temsilcisi aracılığıyla verdiği vaaza doğrundan bir karşılık olarak geldi. Sistani, vaazında, barışçıl protestoculara karşı öldürücü güç kullanımının “yasak” olduğunu belirtirken, hükümetin iki aydır artan huzursuzlukla baş etmekteki “açık yetersizliği”ni suçladı. Sistani, aynı zamanda, “düşmanlar ve onların aletleri, ülkeyi diktatörlük çağına geri döndürmek için kaos ve çatışma tohumları ekmeye çalışıyor,” diyordu.

Vaaz şöyle son buluyordu: “Mevcut hükümeti getiren meclisten, bu konudaki seçimi üzerine düşünmesi ve çocuklarının kanını korumak için … Irak’ın çıkarlarına uygun hareket etmesi isteniyor.”

Abdulmehdi’nin açıklaması, Sistani’nin vaazını kabul ediyor ve onun dilini yineliyordu. Açıklamada, hükümet, “insanlarının kanını korumak ve bir şiddet, kaos ve yıkım sarmalına girmekten kaçınmak için, Irak’ın çıkarları doğrultusunda hareket etmeye” çağrılıyordu.

Ondan bir gün önce, meclisteki en büyük bloğu destekleyen ve Abdulmehdi’nin koalisyonunun iktidara getirilmesine aracı olan siyasi olarak etkili Şii vaiz Mukteda el-Sadr, başbakanı derhal istifaya çağırmış ve görevde kalmasının “Irak’ta sonun başlangıcı” ve potansiyel olarak Suriye düzeyinde bir şiddete sürüklenme anlamına geleceği uyarısında bulunmuştu.

Abdulmehdi’nin istifası üzerinden çatışmayı yatıştırma girişimini etkileyen bir diğer etmen de, kuşkusuz, göstericilere saldıran güvenlik güçleri ile karşı karşıya gelen Irak’ın güneyindeki aşiretlerin silahlı üyelerinin harekete geçmesiydi.

Abdulmehdi’nin açıklaması, Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda kutlamayla karşılandı. Tahrir Meydanı, ülkenin ağırlık olarak Şii güneyi geneline yayılan ve öğretmenlerin, öğrencilerin ve işçi sınıfının diğer kesimlerinin grevlerine yol açan protesto hareketinin merkez üssü konumunda.

Ama aynı zamanda, göstericilerin birçoğu, başbakanın istifasının, siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan kapsamlı dönüşüm taleplerini karşılamaya başlamadığını vurguluyordu.

Abdulmehdi, Irak politikasına yön veren ve ABD’nin 2003’teki istilasının ve Saddam Hüseyin hükümetinin devrilmesinin ardından ortaya çıkan yozlaşmış egemen oligarşinin çıkarlarını savunan çeşitli mezhepçi partilerin uzlaşma adayı olarak seçilmişti. Siyasi bir orta yolcu olan Abdulmehdi, Baasçılıktan Stalinist Komünist Parti üyeliğine, İran’daki Ayetullah Humeyni’nin destekçiliğine ve sonunda, ABD’nin askeri işgali eliyle 2004 yılında kurulan kukla rejimde bakanlığa uzanan bir kariyere sahip.

İstifa açıklamasının dans ve şarkı ile kutlandığı sırada, Tahrir Meydanı’ndaki bir konuşmacı, protestocuları bulundukları yerleri terk etmemeye çağırdı: “Rejimin düşmesini istiyoruz.”

Washington Post’a konuşan 28 yaşındaki Dabdab, Abdulmehdi’nin istifasının yetersiz olduğunu ve başbakanın toplu katliam yapmak ve protestocuları sakatlamak suçudan yargılanması gerektiğini söylüyordu: “Her şeyi değiştirmek istiyoruz: bütün bu hırsızları ve yüzleri. Bu istifa yalnızca ilk adım ama sadece bunun için buraya gelmedik. Biz, ülkemizi geri istiyoruz.”

29 yaşındaki Zeynep ise, Al Jazeera’ye, “Bu adım çoğu Iraklı için yeterli değil; özellikle de bu kadar insan öldükten sonra,” diye konuştu.

Yüz binler halinde Irak sokaklarına dökülen göstericilerin büyük bir kısmı, Irak toplumunu kırıp geçiren ABD savaşının ve işgalinin dehşetleri eliyle biçimlendirilmiş bir kuşağa aitler.

Irak’ta genç işçiler arasındaki resmi işsizlik oranı yüzde 25; gerçek oran kuşkusuz daha fazla. Çok sayıda üniversite mezunu dahil olmak üzere her yıl yüz binlerce genç, siyasi bağlantıları olmadan bir iş bulmanın olanaksızlığıyla yüzleştiği işgücü piyasasına giriyor. Mevcut kitlesel protestolar, üniversite mezunlarının bakanlıklar dışında iş talebiyle düzenlediği oturma eylemleriyle başlamıştı. Gençler Irak nüfusunun yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor.

Dünya Bankası’nın rakamlarına göre, 38 milyon nüfuslu Irak’ta 7 milyon insan açlık sınırının altında yaşarken, nüfusun yüzde 53’ü gıda güvencesizliği karşısında savunmasız. En az iki milyon Iraklı ülke içinde yerinden edilmiş durumda. ABD militarizminin elektrik, su ve temizlik dahil altyapıyı sistematik olarak mahvetmesi ve ülkenin bir zamanlar gelişmiş durumda olan sağlık sistemini tahrip etmesi, sağlıkta ve ortalama yaşam süresinde (erkeklerde 58,7; kadınlarda 62,9) şok edici bir gerilemeye yol açtı.

Irak’ın 2005’ten beri 1 trilyon dolar gelir getiren petrol üretimi sadece Suudi Arabistan ve Rusya tarafından geride bırakılıyor olsa da, bu servet yabancı ulusötesi enerji şirketlerinin kârlarını arttırıyor; onların yerli temsilcilerini ve Bağdat’taki hükümeti kontrol eden yozlaşmış burjuva tabakayı zenginleştiriyor. Iraklı kitlelerin yaşam standartları ise yalnızca geriliyor.

Abdulmehdi, başlangıçta, “sihirli bir çözüm”ün olmadığını ilan ederek protestocuların iş, daha iyi yaşam koşulları ve yolsuzluğa son verilmesi taleplerini ciddiye almamıştı. Daha sonra bir dizi yüzeysel reform yapma girişimi ise, sokaklardaki insanlar tarafından ezici bir çoğunlukla reddedildi.

Irak’taki protestolar, ABD işgalinin böl ve yönet stratejisinin bir parçası olarak teşvik ettiği mezhepçi politikaların kitleler tarafından reddedildiğini dışa vuruyor. Kitlesel başkaldırının merkezi, iktidardaki mezhepçi Şii partilerinin temsil ettiklerini iddia ettikleri çoğu Şii bölgelerdir. İsyan, Irak’taki temel meselenin, tüm dünyada olduğu gibi, din, milliyet ya da etnik köken değil, sınıf olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Şili’den Lübnan’a kadar milyonlar halinde sokaklara dökülen işçilerin taleplerinde olduğu gibi Iraklı kitlelerin talepleri de, kapitalizmin dünya çapında yıkılması dışında bir yolla çözülemez.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir