Mülteci krizi ve yeni “Afrika kapışması”

Avrupa Birliği’nin devlet ve hükümet başkanları, bugünkü [23 Nisan] Brüksel zirvesinde, AB dışişleri ve içişleri bakanlarının Pazartesi günü Lüksemburg’da düzenlenen özel bir toplantısında müzakere edilmiş on maddelik bir planı kabul edecekler.

Plan, Kuzey Afrika’daki ve Ortadoğu’daki yoksulluktan ve şiddetten kaçan mültecilerin “Avrupa Kalesi”ne ulaşmalarını engellemek için polis/asker operasyonlarının arttırılması çağrısı yapıyor. Ancak bu, planın yalnızca acil hedefi. Eski sömürgeci güçlerin yeni bir “Afrika kapışması”nda kontrolü yeniden elde etmesine yönelik çok daha kapsamlı planlar tartışılıyor.

AB’nin mülteci krizine yanıtı canice olduğu kadar siniktir. Libya’yı ve Ortadoğu’nun birçok yerini yıkıma uğratan, milyonlarca kişiyi mülteci haline getiren bir dizi “insani” savaş ve rejim değişikliği operasyonunda Washington ile işbirliği yapan Avrupalı güçler, şimdi, kendi yarattıkları kaosu, “mülteci sorununu çözme” ve insan kaçakçılığıyla mücadele kılıfı altında, eski sömürgelerini daha fazla kendilerine bağlamak ve yağmalamak için kullanıyorlar.

Brüksel, Berlin, Paris, Londra ve Roma’daki politikacılar ve medya yorumcuları, giderek artan bir açıklıkla askeri harekatı tartışıyorlar. Onlar, mülteci teknelerini Libya açıklarında imha etme operasyonları düzenlemek ve ülke içindeki insan kaçakçılarının peşine düşmek amacıyla Özel Kuvvetler konuşlandırmak için bir BM yetkisi peşinde koşuyor.

Libya’daki petrol rafinerilerini ele geçirme, Trablus’ta emperyalizm yanlısı bir “birlik hükümeti” kurma, “Tunus’u ve Fas’ı istikrara kavuşturma” ve Sahra altı Afrika’da mülteci kampları oluşturma da dahil, daha kapsamlı başka operasyonlar da planlanıyor.

Dört yıl önce Libya’ya karşı NATO hava savaşından uzak duran Almanya, şimdi, Afrika’da eşgüdümlü bir askeri müdahale tartışmalarının ön safında yer alıyor. Cumhurbaşkanı Gauck’un, 2014 yılının başında yaptığı, Almanya’nın yeniden silahlanması ve Alman emperyalist çıkarlarının daha saldırganca savunulması çağrısının ardından, egemen sınıf, Alman militarizminin dünya sahnesine dönüşünü göstermeye ve Afrika’nın zapt edilmesinden elde edilecek ganimetten bir pay almaya istekli.

Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, ARD televizyon kanalının “Berlin Raporu” programına, “Libya’ya daha fazla istikrar getirmemiz” ve orada, “insan kaçakçılığı yapan örgütlere bir son vermemiz” gerekiyor, dedi.

Parlamento Dış İlişkiler Komitesi’nin Hristiyan Demokrat temsilcisi Roderich Kiesewetter, Deutschlandfunk kanalındaki bir röportajda, “Kuzey Afrika’da bir polis harekatı” için BM yetkisine ihtiyaç duyulduğunu, bununla birlikte, bu tür bir operasyonun “başarıya ulaşmasının Irak’tan ya da Suriye’den daha kolay” olacağını söyledi.

İçişleri Bakanı Thomas de Maizière, Frankfurter Allgemeine Zeitung ile yaptığı bir röportajda, “kaçakçılara karşı harekete geçmek için limanlara ve onların altyapı tesislerine” müdahale dahil, “güçlü bir yetki” çağrısı yaptı.

“Güçlü yetki”, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin “uluslararası barışı ve güvenliği korumak veya yeniden kurmak için, gerektiğinde hava, deniz ya da kara kuvvetlerinin kullanılacağı harekatlara”, yani savaşa açık uçlu izin veren BM Anlaşmasının 7. maddesinin 42 bendine göre karar almasının kodudur. Muammer Kaddafi’yi deviren ve ülkeyi savaşan milislerin insafına terk eden NATO savaşı, benzer bir şekilde, 7. maddesinin 42. bendine göre onaylanmıştı.

Spiegel Online’a göre, Almanya Savunma Bakanlığı’nda, “AB hızlı kurtarma misyonuna ve Akdeniz’deki insan kaçakçılığı çetelerine karşı uzun dönemli… askeri operasyona olası Alman katılımı için” hazırlıklar devam ediyor.

Web sitesi, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in, Savunma Bakanı Ursula von der Leyen’den, bugünkü AB zirvesi için “her iki operasyona olası Alman katkısı için bir liste” hazırlamasını istediğini bildiriyor. Spiegel Online, “Ordu, şimdiden, iki seçenek için de hazır durumda olan Alman gemilerinin listesini bakana sundu.” diye devam ediyor.

Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Donanmamız Akdeniz’de ne elde edebilir” başlığı altında, Almanya’nın, herhangi bir askeri operasyonda öncü bir rol oynaması çağrısını yapıyor. Gazete, Atalanta’nın [AB’nin Afrika Boynuzu’ndaki korsanlık karşıtı operasyonu], “Alman güçlerinin, uzun vadede bu tür bir çokuluslu operasyonda nasıl rol alabileceğini” gösterdiğini yazıyor ve ekliyor: “Alman fırkateynleri, savaş gemilerinden ya da devriye botlarından oluşan bu tür bir küçük filoyu yönetebilir.”

Önerilen şeyin insani yardım teklifi değil ama yeni bir savaş olduğu, Süddeutsche Zeitung’un, “Bu, insani bir girişim değildir.” itirafında bulunmak zorunda kalmasından görülüyor.

Alman hükümetinin 2014 baharında benimsediği “Afrika Politikası Esasları”, Avrupalı güçlerin tartıştığı planların arkasında yatan gerçek amaçların anlaşılmasını sağlamaktadır. Belge, “Almanya’nın ve Avrupa’nın, Afrika’ya” yönelik, bir dereceye kadar, kıtanın büyüyen ekonomisinden ve “zengin doğal kaynakları”ndan kaynaklanan “giderek artan ilgisi”nden söz ediyor. Bu belge, Alman hükümetine, “erken, hızlı, kararlı ve ciddi biçimde” davranması ve “mevcut kaynaklarını tam kapasite kullanması” çağrısında bulunuyor.

Almanya’nın egemen seçkinleri, II. Dünya Savaşı’nın ve Nazilerin korkunç suçlarının sona ermesinden 70 yıl sonra,  geçtiğimiz hafta boyunca binden fazla göçmenin ölmesini bir fırsat olarak görmektedir. Onlar ve onların Fransa, Britanya ve İtalya’daki mevkidaşları, sorumluluğunu taşıdıkları Akdeniz’deki insani felaketi, rakip jeostratejik ve ticari çıkarlarını geliştirmek için kullanıyorlar.

Alman militarizminin dönüşü ve yeni “Afrika kapışması” son derece önemli tarihsel sorunları gündeme getirmektedir. 20. yüzyılın başında, emperyalist güçlerin kıtayı kontrol etme mücadelesi yalnızca yerli halka karşı işlenen suçlara değil; aynı zamanda, I. Dünya Savaşı’nda patlayan emperyalistler arası gerilimlerin şiddetlenmesine de yol açmıştı. Küresel kapitalist kriz, bugün, bir kez daha bir emperyalist fetih ve yağma yönelimini körüklemekte ve bu kez nükleer felaket riski taşıyan yeni bir dünya savaşının koşullarını yaratmaktadır.

Afrika’da yenilenen askeri saldırganlık ve bir III. Dünya Savaşı tehlikesi, sadece, işçi sınıfının sosyalist ve devrimci bir program temelinde seferberliği yoluyla engellenebilir. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin 3 Mayıs Pazar günü düzenlenecek olan Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısı bu yüzden büyük önem taşımaktadır.

Bu toplantının başlıca sloganları şunlardır: Kahrolsun kapitalizm ve emperyalizm! İşçi sınıfının savaşa, diktatörlüğe ve yoksulluğa karşı uluslararası birliği için! Barış, eşitlik ve sosyalizm için! Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin tüm okurlarını ve destekleyicilerini bu toplantıya kayıt olmaya çağırıyoruz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir