Mali oligarşi Britanya’yı bir ölüm tarlasına dönüştürdü

Dünya Sosyalist Web Sitesi ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi tarafından 2 Mayıs’ta düzenlenen 2020 Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısı’nda Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (Britanya) Ulusal Sekreteri Chris Marsden’in yaptığı konuşma.

Britanya Başbakanı Boris Johnson’ın adı, artık sonsuza dek, ölüm saçan “sürü bağışıklığı” politikası ile anılacak.

On binlerce insanın yaşamına mal olan bu politika, Britanya’yı, Avrupa’da İtalya’yı geride bırakarak koronavirüs pandemisinin merkezi haline getirdi ve dünyada ABD’nin ardından ikinci sıraya yerleştirdi.

Chris Marsden’in konuşması videoda 55:37’de başlıyor.

Hükümet gerçek ölüm oranı hakkında yalan söylediği için, bu devlet suçunun tam boyutu hâlâ gizleniyor. Daha bu hafta, bakım evlerinde binlerce kişinin öldüğü itiraf edildi. Bu ölümler de yalnızca testleri pozitif çıkanları kapsıyor, çünkü bu tür testler çoğu durumda mevcut değil.

Yapılan tahminlerde, toplam ölü sayısının resmi sayının iki katı, yani 50.000’ün üstünde olduğu belirtiliyor.

Aslına bakılırsa hükümet, pandemi nedeniyle 500 bin ile 750 bin arasında ölüm meydana gelmesini öngörmüştü. Hastalığın yayılmasını önlemek ya da koruyucu donanım depolamak için hiçbir şey yapmadı; Ulusal Sağlık Hizmetleri (NHS) kurumunun harcamalarını kesti ve yakayı ele verince de suçlarını gizlemeye çalıştı.

Muhafazakarlar, “Thatcher devrimini tamamlamak” istediklerini söylüyorlardı. Artık bunun ne demek olduğunu biliyoruz!

Britanya, mali oligarşi adına işçi sınıfına yapılan aralıksız ve acımasız saldırı eliyle bir ölüm tarlasına dönüştürüldü. Bu durum, yoksul bölgelerde COVID-19’dan ölüm oranının varlıklı bölgelerdekinden iki kat yüksek olmasında grotesk ifadesini bulmaktadır.

Thatcher’ın “Toplum diye bir şey yok,” diye buyurmasından, Tony Blair’ın Yeni İşçi Partisi’nin “insanların para babası haline gelmesi konusunda son derece rahat” olduğunu ilan etmesine kadar, on yıllardır biriktirilen tüm ideolojik pislik, Johnson’ın pandemiye verdiği yanıtta ifadesini bulmuştur.

Peki, hükümetin gerçek gündemi nedir?

Yaşlıları ve zayıfları ölüme gönder!

Şirketlere milyarlar akıt!

İnsanları işe geri döndür ve kâr et!

Onları, hep var olan ıstıraplı bir hastalık ve erken ölüm tehdidine alıştır!

Peki, bu noktaya nasıl geldik? Bunun için Blair’ın kulağını çınlatmanız ve İşçi Partisi’nin açıkça bir savaş ve toplumsal gericilik partisine dönüşmesinin adını koymanız gerekir. Buna, sendikaların, şirket yönetimlerinin bir uzantısı ve hükümetin sanayi polisi haline gelmesi de eklenmelidir.

Geçtiğimiz beş yıl boyunca, işçilere ve gençlere, Jeremy Corbyn’in seçilmesi sayesinde bunların tersine çevrilebileceği ve İşçi Partisi’nin kendi partileri olarak yeniden doğabileceği anlatıldı.

Peki, bu fantezi bugün nasıl görünüyor?

Corbyn’in önderliğindeki beş yıl, işçi sınıfını siyasi olarak hareketsizleştirme çabasıyla geçmiştir. Dümene geçen Kaptan Corbyn; Muhafazakarların yaptığı kesintilere, Suriye’nin yanı sıra Rusya’ya ve Çin’e yönelik savaş çığırtkanlığına karşı herhangi bir greve ya da siyasi seferberliğe karşı çıkmış, Blaircıları partiden kovma yönündeki her türlü adımı reddetmiştir.

Şimdi, başbakanlık konutunda Boris Johnson, İşçi Partisi’nin başında ise Sör Keir Starmer var.

Corbyn’in parlamentodaki son eylemi, hükümetin koronavirüs sicili hakkında “acımasızca olumsuz” olmak istemediğini söylemek oldu. Corbyn ne “sürü bağışıklığı” politikasından ne de 350 milyar poundluk şirket kurtarma paketinden söz etti. Bunun yerine, “birbirlerinin değerini ve birbirlerine ve herkese önem veren bir toplumun gücünü fark etme” ihtiyacı hakkında nutuk attı.

Corbyn’in Starmer’e sadık destek sözü vermesi ve bu son konuşmasında da mücadeleyi reddetmesi, İşçi Partisi’nin ve Sendikalar Kongresi’nin (TUC) fiili bir ulusal birlik hükümetindeki yerlerini almalarına zemin hazırladı.

TUC’nin açık hedefi, onların ifadesiyle, “nihayet işe kitlesel geri dönüşü veya kısıtlamaların gevşetilmesini idare etmektir.”

TUC’nin politika belgesinde şunlar ifade ediliyor: “Sendikalar Kongresi, bir pandeminin nasıl idare edileceğiyle ya da işe dönüşün hızı veya mahiyetiyle ilgili bilim konusunda taraf olmaz. Halk sağlığının ya da ekonomik büyümenin göreli önceliği hakkında tartışmak tiksindiricidir: her ikisi de çalışanların iyiliği için önemlidir.”

Tek kaygıları şirketlerin kâr oranı olan sendika bürokratları, pandemide kaçınılmaz bir ikinci dalga sonucunda binlerce insanın daha hayatına mal olacak planları hazırlayan Muhafazakar bakanlarla birlikte hareket ediyorlar.

Bu arada İşçi Partisi’nin yeni lideri Starmer, [David Copperfield romanındaki] Uriah Heep gibi Muhafazakarlara yaltaklanarak, onların “sosyal mesafe ve yoğun bakım kapasitesi üzerine çalışmasını” “harika” diyerek övüyor.

Starmer, parlamentoda yaptığı konuşmada, “İmkansızı istemeyeceğimi söylemiştim ve istemeyeceğim,” demişti ve verdiği sözü tuttu.

Bir zamanlar milyonlarca insanın bağlı olduğu eski partiler, tepeden tırnağa çürüyor. Britanya işçi sınıfı, şimdi, bütün dünyadaki kardeşleri gibi, kapitalist sınıfa karşı uzlaşmaz bir mücadele vermek için gereken önderliği inşa etmelidir.

İşçiler ve gençler, piyasanın harikaları ve sosyalizmin sözüm ona başarısızlığı hakkında kırk yıldır sonu gelmeyen ve giderek artan yalanlara tabi tutuluyorlar. Corbyn, durmadan büyüyen toplumsal eşitsizliğin ve milyonlarca insanın sistematik biçimde yoksullaştırılmasının ortasında, halkın bu yalanları reddetmeye başlamasından faydalandı.

Britanya, daha koronavirüs ortaya çıkmadan önce, zenginler için bir cennet bahçesine; milyonlarca emekçi içinse toplumsal bir çöle dönüştürülmüş durumdaydı. Şimdi de bize, kitlesel işsizlikten, ücret kesintilerinden, işlerin hızlandırılmasından ve sosyal haklardan geriye kalanların yok edilmesinden oluşan “yeni normal”i kabul etmemiz söyleniyor. Böylece süper zenginler, genelleşmiş sefaletin ve ıstırabın ortasında krallar gibi yaşamaya devam edebilecekler.

Sosyalist Eşitlik Partisi, şimdi, bunun Britanya’da ve dünya genelinde kışkırtacağı kaçınılmaz kitlesel muhalefet patlamasına hazırlanıyor. Bu harekete, zafere giden yolda gerekli sosyalist-enternasyonalist programı ve önderliği sağlayacağız ve bunu, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ndeki yoldaşlarımızla birleşik bir mücadele içinde yapacağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir