Koop-İş Sendikası Koton işçilerine tuzak kuruyor

Paylaş

Yazdır

Geçtiğimiz haftalarda sosyal medyada açılan @Kotoncalisanları hesabı, işçilerin kötü çalışma koşullarını kamuoyuna duyurduğunda, bu hesabın bir paylaşımını beğenen Antalya’daki bir Koton işçisi tazminatsız olarak işten çıkarıldı. Kısa süre içinde, ona, sosyal medya paylaşımları nedeniyle işten çıkarılan 60 işçi daha eklendi. İşçilere yapılan bu saldırı, şirket seçkinlerinin, işçilerin en temel talepleri için mücadele etmesinden ve bunların kamuoyunda gündeme gelmesinden duyduğu rahatsızlığı göstermektedir.

Bu gelişmelerin ardından, Koton işçilerinin maruz kaldıkları ağır sömürü koşulları Türkiye gündeminde önemli bir yer edindi. Kötü çalışma koşullarına tepkisini gösteren Koton işçilerinin işten çıkarma saldırısına uğraması büyük tepkilere neden oldu. Sosyal medyada konunun #KotonBoykot etiketiyle gündemin ilk sıralarına taşınmasının ardından, 1 Kasım’da Koton’dan göstermelik bir geri adım geldi. Şirket, işçilerin günlük yemek ücretlerine yüzde 25 zam, prim prosedüründeki sayım eksiği uygulamasının kaldırılması ve sabit vardiya uygulamasına geçme vaatlerinde bulundu.

Koton, 1988’de İstanbul’da 25 metrekarelik küçük bir mağaza olarak işe başladı. Günümüzde 30 ülkede 504 mağazası bulunan şirket 800’den fazla satış noktasında temsil ediliyor. 6.500’ü Türkiye’de olmak üzere dünya genelinde yaklaşık 11.000 çalışanı bulunan Koton, 2023’te beş kıtaya yayılmayı ve dünya çapında bir moda markası haline gelmeyi hedefliyor.

Koton’un bu kadar hızlı büyümesini sağlayan şey ise devasa emek sömürüsüdür. Baskılara dayanamayıp istifa eden ve basına konuşan bir Koton işçisinin açıklamaları Koton’daki sömürünün ne boyutta olduğunu gözler önüne seriyor. Açıklamaya göre, işçilerin belirli bir iş tanımları yok. Bir işçiden her türlü işi yapması ve her şeye yetişmesi bekleniyor. Bir işçi hem kasa görevlisi, hem temizlik görevlisi hem de depo görevlisi olabiliyor. İzin günlerinde bile WhatsApp grupları üzerinden emirler veriliyor ve anında “anlaşıldı” diye geri dönüş yapmayan işçilerden hesap soruluyor. Mağazasında güvenlik görevlisi çalıştırmayan Koton, çalınan ürünlerinin parasını da işçilerden kesiyor.

Bir başka Koton işçisi ise, 30 saat aralıksız çalıştıklarını, terfi vaadiyle iş yükünün arttığını ama terfi alamadıklarını, kıdem zammı verilmediğini, mesai dışında da eğitim ve toplantı adı altında sömürünün devam ettiğini ve bunların mesaiden sayılmayarak ücretinin verilmediğini anlatırken, Koton çalışanları arasında fıtık ve varis hastalıklarının yaygın olduğunu söylüyor.

Koton işçileri, her ne kadar içinde bulundukları dayanılmaz koşullara karşı mücadele etmeye istekli olduklarını göstermiş olsalar da, henüz sahte sol ve sendikalar tarafından yıllardır yayılmış olan yanlış perspektifin etkisi altında çözümü sendikal mücadelede arıyor. Ancak bunun bir çıkmaz sokak olduğu, işçi sınıfının son kırk yıldır dünyanın her yerinde edindiği binlerce deneyim eliyle doğrulanmıştır. Kapitalizm yanlısı ve milliyetçi perspektifleriyle şirketlerle hiç olmadığı kadar bütünleşmiş olan sendikalar, bırakalım işçilerin haklarını savunmayı, işçilerin gardiyanlarına dönüşmüştür.

Buna, elbette, Türk-İş’e bağlı Koop-İş Sendikası da dahildir. Koton işçileri, H&M işçilerinin Koop-İş Sendikası’na rağmen haftada iki günlük izin hakkı gibi elde ettiği sınırlı kazanımları örnek alarak sendikaya güveniyorlar. Ancak işçilerin asgari ücret seviyesinde maaşlarla ve enflasyonun altında zam oranlarıyla gerçek ücret kaybına uğrayarak dizginsizce çalıştırılması, işçilerin en temel haklarının hiçe sayılmaya ve haklı hoşnutsuzluklarının artmaya devam etmesi anlamına gelmektedir.

Koop-İş Sendikası Genel Başkanı Eyüp Alemdar her fırsatta patronlara “biz dostuz” mesajı verirken, sendikanın Koton markasına zarar vermeyi amaçlamadığının altını özellikle çiziyor ve “biz markalarına değer katmaya çalışıyoruz. H&M’de bunu yaptık,” diyor. Eyüp Alemdar basına yaptığı açıklamada “Anayasal hak olan sendikalaşmaya sorun çıkarılıyor. Bırakın anayasal haklarını kullansınlar. Daha verimli ve huzurlu çalışsınlar. Koton, çalışanlarına güvensin. Patronların düşmanı değiliz,” dedi.

Eyüp Alemdar Koop-İş’in, patronların düşmanı olmadığını söylerken gerçeği ağzından kaçırmış oldu. Koop-İş, diğer bütün sendikalar gibi, patronların düşmanı değil dostudur. İşçilerin kamuoyunda yankı bulan haklı şikayetleri üzerine Koton’un verdiği göstermelik tavizler Koop-İş tarafından kazanımmış gibi gösterilmektedir. Koop-İş, 1 Kasım’da web sitesinde KOTON’DA KOOP-İŞ’İN ADI BİLE YETTİ! SIRA TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİNDE! başlıklı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, “böylelikle sendikamız, henüz toplu iş sözleşmesi görüşmelerine dahi başlamadan, KOTON işçilerinden aldığı güçle hak almayı ve kazanım elde etmeyi başardı,” ifadeleri yer alıyor ve işten çıkarılan işçiler için mücadeleye devam edeceklerinin sözü veriliyor.

Halbuki Koop-İş’in açıklamasının aksine ortada gerçek bir kazanım yok. Koton’un açıklamasında işten çıkarılan işçilerle ilgili hiçbir şey bulunmuyor. İyileştirmeler ise son derece yüzeysel ve gerçekte ne oldukları dahi kesin değil. Görünen en somut iyileştirme günlük yemek ücretlerine yüzde 25 zam yapılması ki o da günlük 4 liralık çok küçük bir zam anlamına geliyor. İşçilerin örgütlenme haklarının tanınması hakkında da hiçbir şey söylenmiyor.

Koop-İş’in acınası açıklaması, onun, işçiler adına bir kazanım elde edemeyeceğinin kanıtıdır. Koop-İş bugüne kadar Koton işçilerini grev için örgütlememiş, işten çıkarılanlara avukat desteği vermekle yetinmiştir. Bunun yanı sıra başta H&M işçileri olmak üzere aynı sektördeki işçileri dayanışma için harekete geçirmemiş ve böylece Koton işçilerini yalıtmıştır. Sendikanın amacı işçileri savunmak ve örgütlemek değil, işçilerin gardiyanı olarak şirket tarafından benimsenmektir.

Gerçek şu ki, şirketlerin, yıllardır işçilere karşı el ele çalıştıkları Türk-İş’in, Koop-İş’in ve diğer sendikaların adlarını duyduklarına korkmaları için hiçbir sebep bulunmamaktadır. Tersine, onları korkutan tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de işçi sınıfının giderek genişleyen kesimlerinin dayanılmaz yaşam ve çalışma koşullarına karşı gitgide daha açık bir şekilde başkaldırıyor olmasıdır. Türkiye’deki mağaza işçileri arasındaki hareketlilik dünya sınıf mücadelesindeki canlanmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Şili, Lübnan, Irak, Hong Kong ve Mısır’daki kitlelerin eylemlerine ABD’deki 46.000 General Motors işçisi ile 32.000 öğretmen ve okul çalışanının grevi eşlik ediyor. Eskişehir’deki metal işçilerinin ve Maltepe Belediyesi işçilerinin son mücadeleleri de bunlara dahildir.

İşçi sınıfı mücadelelerinin dünya çapında canlanmasının ilk adımlarını ifade eden bütün bu mücadeleler sendikaların önderliğinde değil, tam tersine sendikalara karşı mücadele içinde gelişiyor. Sınıf mücadelesinin canlandığı her yerde sendikalar onu kapitalist sistem sınırları içine hapsedip yenilgiye uğratmaya çalışırken, mücadele içindeki işçiler sendikalara olan güvensizliklerini açıkça ifade ediyorlar.

Koton işçileri ve önümüzdeki dönemde mücadeleye girecek işçi sınıfının diğer kesimler için ileriye giden tek yol, sendikalardan bağımsız kendi taban komitelerini kurmaktır. Sendikaların milliyetçiliğinin reddedildiği uluslararası bir stratejinin yol göstermesi gereken bu mücadeleler, işçilerin sömürüsüyle zenginleşen bir avuç asalağın kâr çıkarları üzerine kurulu kapitalist sistemin iyileştirilemeyeceği ve işçi sınıfının en temel sosyal ve demokratik haklarının karşılanması için bile sosyalizm uğruna mücadelenin gerekli olduğu perspektifine dayandırılmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir