Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırının ardından siyasi kriz tırmanıyor

Ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) önderi Kemal Kılıçdaroğlu, Pazar günü başkent Ankara’nın Çubuk ilçesinde katıldığı Yener Kırıkçı adlı askerin cenazesinde sağcı bir güruhun fiziksel saldırısına uğradı.

İşçilerin ve gençlerin koşulsuz kınaması gereken bu gerici linç girişimi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve onun sağcı ittifak ortağı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) tarafından yürütülen savaşçı ve milliyetçi kampanyanın yarattığı öfkeli atmosferin ürünüdür.

Bununla birlikte, bu saldırıya yönelik muhalefetimiz, bizzat saldırgan milliyetçiliği kışkırtan ve MHP’den kopan aşırı sağcı İYİ Parti ile resmi ittifak kurmuş olan sağcı, NATO yanlısı CHP’ye hiçbir destek ifade etmez. CHP, bu yüzyılın başına kadar Türkiye Cumhuriyeti’ne hakim olan geleneksel Kemalist burjuva seçkinlerin partisidir ve bu seçkinlerin, çok sayıda askeri darbeyi, işçi sınıfının şiddetle bastırılmasını ve Kürt halkının ezilmesini kapsayan suçlarının ortağıdır.

Kırıkçı ve diğer üç sözleşmeli er, 19 Nisan’da, Irak sınırı yakınında, Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) yönelik askeri operasyonlar sırasında öldürüldü.

Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırı, iktidardaki AKP’nin en büyük altı kentin beşinde önemli kayıplara uğradığı 31 Mart yerel seçimlerinin sonuçları üzerine süregiden tartışmanın; Türkiye egemenlerinin yetmiş yıldır başlıca askeri-güvenlik ortağı olan Washington ile ilişkilerin çökmeye başlamasının; Irak sınırında ve ülke içinde Türk ordusu ile PKK arasında artan askeri çatışmaların ve PKK’nin Suriye kolu olan YPG’ye karşı yeni bir askeri harekat hazırlıklarının ortasında meydana geldi.

Erdoğan, geçtiğimiz Perşembe günü, hükümet yanlısı Memur-Sen’in düzenlediği bir konferansta, ulusal “birlik ve beraberlik” çağrısı yapmış; seçim dönemindeki tartışmaların artık sona erdiğini söyleyerek, “ekonomi ve güvenlik başta olmak üzere asıl gündeme odaklanmak” için siyasi tartışmaların geride bırakılması gerektiğini belirtmişti.

Kılıçdaroğlu, Cumartesi günü, Habertürk ile röportajında, “Türkiye milli konularda ittifak yapmak zorundadır,” diye ilan ederek bu gerici çağrıya destek vermiş ve “Erdoğan, ‘Türk Lirası değer kazanacak, ekonomi rayına oturacak’ demişti; yapmasını bekliyoruz, yaparsa kendisini alkışlarız,” diye de eklemişti. Bu, hükümetin, TÜSİAD’ın emriyle, işçi sınıfına karşı yeni bir kemer sıkma saldırısına girişme planına CHP’nin tam destek verdiğine ilişkin açık bir mesajdı.

Pazar günkü saldırı anına ilişkin kamera görüntüsü, bir güruhun güvenlik görevlileri tarafından uzaklaştırılan Kılıçdaroğlu’na yumruk atıp saldırdığını gösteriyor. Daha sonra, Kılıçdaroğlu’nun sığındığı evin etrafında toplanan grup, “Kahrolsun PKK” sloganları atıyor ve “evi yakın” sesleri duyuluyor.

Güvenlik güçleri işçi protestolarına ve diğer hükümet karşıtı eylemlere düzenli olarak şiddetle saldırırken, burada göz yaşartıcı gaz ya da cop kullanmadılar. Kendisi de cenazede olan Savunma Bakanı Hulusi Akar, evin dışında toplananlara, “Değerli arkadaşlarım, mesajlarınızı verdiniz, tepkilerinizi gösterdiniz, şimdi sükunetle burayı boşaltıyoruz,” diye konuştu.

Büyüyen bir kamuoyu tepkisinin olduğu ve Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) hala AKP’nin İstanbul seçiminin iptal edilip tekrarlanması talebini değerlendirdiği koşullarda, hükümet, Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırı ile arasına mesafe koymayı akla uygun buldu.

Pazar ve Pazartesi günü, hükümet ve AKP sözcüleri, saldırıyı kınayan bir dizi açıklama yaptılar. Örneğin, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan çirkin saldırıyı kınıyor, geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum,” derken, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Şehit cenazemizde böyle bir olayın kabul edilmesi elbette mümkün değildir,” dedi.

Bu kınamalar bütünüyle ikiyüzlüdür. Bizzat İçişleri Bakanı Soylu, kısa süre önce, CHP’li yetkililerin asker cenazelerine alınmaması gerektiğini ilan etmişti. Daha da önemlisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP’li yetkililer ve aşırı sağcı ittifak ortağı MHP, 31 Mart seçimleri öncesinde, CHP önderini, defalarca, “terör işbirlikçisi” olmakla suçlamıştı. Bu, CHP’nin Kürt milliyetçisi Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) aldığı desteği ona karşı bir silah haline getirme girişimiydi. Aralarında resmi bir ittifak olmamakla birlikte, HDP, Türkiye’nin batısındaki büyük şehirlerde CHP’nin belediye başkanı adaylarına oy verme çağrısı yapmış ve onların kazanmasının “faşist” Erdoğan önderliğindeki AKP rejimini gerileteceğini iddia etmişti.

Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırının gerçekleştiği gün, hükümet yanlısı Güneş gazetesi, Cuma günü Türk askerlerinin PKK militanları tarafından öldürülmesini manşetine taşıdı ve “Mutlu musun Ekrem?” diye sordu. Bu, askerlerin ölümünü, CHP’ye ve özellikle de hükümetin seçilmesini iptal ettirmeye çalıştığı İstanbul’un göreve yeni başlayan belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’na bağlama yönünde kaba bir girişimdi.

Erdoğan ve AKP Pazar günkü saldırı ile aralarına kısmen mesafe koymaya çalışırken, MHP önderi Devlet Bahçeli o kadar dikkatli davranmadı. Kılıçdaroğlu’nun saldırıyı hak ettiğini ima eden Bahçeli, “O adama yumruk attıracak kadar ne yaptın sen Kemal Kılıçdaroğlu?” diye sordu. Bahçeli, aynı açıklamada, hükümetin İstanbul Taksim Meydanı’ndaki 1 Mayıs gösterilerine yönelik yasağına karşı gelmeye kalkışacak olanları tehdit etti.

AKP, Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırıya katılanlardan birinin partilerinin üyesi olduğunu itiraf etti ve parti sözcüsü Ömer Çelik, o kişinin ihraç edileceğini açıkladı. Savcılığın açıklamasına göre, olayla ilgili dokuz kişi gözaltına alındı ve şu anda hepsi serbest bırakılmış durumda.

Pazar günü daha sonra Ankara’da CHP Genel Merkezi önünde destekleyicilerine hitap eden Kılıçdaroğlu, kendisine yönelik saldırının Türkiye’nin “birliğine ve bütünlüğüne” yapılmış bir saldırı olduğunu söyledi. CHP önderi, ardından, “Çanakkale’de şehitlerimiz var bizim… Afrin’de var şehitlerimiz bizim,” diye övündü. Bütün Türk ve Kürt burjuva milliyetçi partilerinin sahtekarca “bağımsızlık savaşının başlangıcı” olarak yücelttiği “Çanakkale”, Osmanlı İmparatorluğu’nun Alman emperyalizminin küçük ortağı olarak yer aldığı Birinci Dünya Savaşı’nın parçasıydı. Kılıçdaroğlu, “Afrin”den söz ederek, partisinin Suriye’deki yasadışı işgale desteğini vurguluyordu.

Kılıçdaroğlu, Pazartesi günü, bazı gazetelere verdiği röportajda, Türk egemen sınıfı ve siyaset kurumu içindeki birlik ihtiyacını bir kez daha vurgulayacak şekilde, “bu kadar sıkışmış bir Türkiye’nin en azından siyaset olarak ortak hareket etmeye, ortak tepki vermeye ihtiyacı var,” diye konuştu.

HDP eş başkanları Sezai Temelli ve Pervin Buldan da, Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırıyı kınadı, saldırıdan AKP-MHP ittifakını sorumlu tuttu ve CHP önderini parti genel merkezinde ziyaret etti.

17 Nisan’da, HDP, YSK’nin 31 Mart’ta seçilen bazı belediye başkanlarının göreve başlamasına KHK ile atıldıkları gerekçesiyle keyfi olarak engel olmasına ve belediye başkanlıklarını ikinci sıradaki AKP adaylarına vermesine karşı Diyarbakır’da protesto düzenlemiş ve polisin tazyikli su ile saldırısı sonucunda, HDP’nin Diyarbakır milletvekili Remziye Tosun yaralanarak hastaneye kaldırılmıştı.

Cuma günü de, polis, yaygın öfkeye yol açan bir hareketle, PKK davasından tutuklu olan ve açlık grevi yapan çocukları için Gebze Cezaevi önünde oturma eylemi yapmaya çalışan annelere saldırdı. Bir video görüntüsü, polisin birkaç yaşlı kadına kötü muamele ettiğini gösteriyor. İmralı Cezaevi’nde bulunan PKK önderi Abdullah Öcalan’a uluslararası hukuku ihlal ederek uygulanan tecridin sona erdirilmesi talebiyle, Türkiye’de ve uluslararası ölçekte, özellikle hapishanelerde binlerce kişinin katıldığı açlık grevleri devam ediyor.

HDP, partinin Batılı emperyalist güçlere yöneliminin altını çizecek şekilde, “Avrupa Konseyi … Avrupa Birliği ve Avrupa Parlamentosu yetkililerini, Türk hükümetine, Sayın Öcalan ve diğer tutuklulara yönelik tecrit politikasına son vermesi için” baskı yapmaya çağırıyor.

Bugün CHP ile gitgide daha sıkı bir ittifak halinde olan HDP, PKK ile sözde “barış süreci” sırasında AKP’nin işçi sınıfı karşıtı ve emperyalizm yanlısı politikalarının önemli bir destekçisiydi. HDP, ancak Ankara’nın NATO ortakları ile arasının açılmasının ardından Erdoğan ile çatışma içine girdi. Dahası, CHP, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, 4.000 kişinin öldürüldüğü, 10.000’den fazla insanın hapse atıldığı ve 200.000 kişinin evini terk etmek zorunda kaldığı Kürt kentlerine ve kasabalarına yönelik ağır saldırıyı desteklemiş ve 2016’da, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için AKP tarafından önerilmiş olan anayasa değişikliğinden yana oy kullanmıştı. Bunun sonucunda, HDP’nin önderleri de dahil birçok milletvekili tutuklanıp hapse atıldı. CHP, aynı zamanda, hükümetin Suriye’de ve Irak’ta Kürtlere yönelik bütün sınır ötesi harekatlarına destek verdi.

CHP ve HDP, kendilerine demokrasi savunucusu süsü verseler de, AKP’den, esasen, emperyalist güçlere daha belirgin yönelimleri ve onlarla daha sıkı ilişkileri ile ayrılmaktadır. Her iki parti de, Ortadoğu’da ABD’nin önderlik ettiği emperyalist savaşların kararlı destekleyicilerdir.

Bu emperyalist güçler, Ortadoğu’yu mahveden, etnik ve topluluksal bölünmelerin kışkırtılmasını ve Kürtlerin süregiden ezilmesini de kapsayan baskının ve savaşların sorumlularıdır. Gerçek şu ki, demokratik haklar uğruna en temel mücadele, emperyalizmden ve Türk ve Kürt burjuvazisinin bütün partileri ile hiziplerinden tamamen bağımsız ve onlara düşman olan, gerçekten sosyalist bir politikayı gerektirmektedir. Türkiyeli işçilerin, CHP’ye, HDP’ye ve onların emperyalist güçlere yönelimine karşı, demokratik haklar ve toplumsal eşitlik uğruna mücadelelerini işçi iktidarı ve uluslararası işçi sınıfının birliği mücadelesine dayandırmaları gerekiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir