Kapitalizm, işçi sınıfı ve polis şiddetine karşı mücadele

Maryland-Baltimore’da 25 yaşındaki Freddie Gray’in öldürülmesini takip eden olaylar, ABD’de siyasi bir dönüm noktasına işaret etmektedir. Toplumsal öfke patlaması karşısındaki bu son devlet zulmü ve polis-asker seferberliği, Amerika’daki devasa sınıfsal bölünmüşlüğü, bütün bir siyasi sistemin iflasını ve demokratik yönetim biçimlerinin çöküşünü gözler önüne serdi.

Geçtiğimiz günlerde, binlerce kişi Baltimore’da, New York’ta, Philadelphia’da ve ülke genelindeki diğer şehirlerde gösterilere katıldılar. Bugün [1 Mayıs] ve hafta sonu boyunca yeni protestolar gerçekleşecek. Polis şiddeti doğrudan kıvılcım olmakla birlikte, kitlesel işsizlik, yoksulluk, şehirlerin ve sosyal altyapının çöküşü ve eşi görülmemiş toplumsal eşitsizlik düzeyi gibi çok daha derin sorunlar söz konusu.

Bütün bir siyasi üstyapı, Baltimore’daki huzursuzluğa, silahlı kuvvetlerin bir kolu olan Ulusal Muhafızlar’dan binlerce askerin konuşlandırılmasını destekleyerek tepki gösterdi. Ülkenin başkentinden yalnızca 65 km uzaklıkta olan Baltimore, şehir boyunca önemli kamusal yerlere yerleştirilen, zırhlı araçların ve askeri helikopterlerin eşlik ettiği ağır silahlı birimlerle etkili bir şekilde işgal edildi. Olağanüstü hal ilan edildi ve tüm kent sakinlerine sokağa çıkma yasağı uygulandı.

Baltimore’daki önlemler, Michael Brown’ın polis tarafından öldürülmesi üzerine düzenlenen gösterilere cevap olarak şehrin bir savaş alanına çevrildiği geçtiğimiz Ağustos’taki Missouri-Ferguson’daki baskıdan altı ay sonra geldi. Devlet şiddeti, Brown’ın katillini beraat ettiren hileli bir soruşturma kurulu kovuşturmasının ardından, yıl içinde tekrarlanmıştı.

İroniyi gözden kaçırmak zor. Tüm dünyada “demokrasi” ve “insan hakları”nı savunma düzmece bahanesiyle savaş sürdüren ABD hükümeti, kendi sınırları içindeki toplumsal huzursuzluğun her ortaya çıkışına cevap olarak, artan bir şekilde sıkıyönetim yöntemlerine yaslanıyor.

Baltimore’daki koşullar, Amerikan toplumunun belirgin bir özelliği olan muazzam toplumsal eşitsizliğin bir örneğini oluşturmaktadır.  Baltimore, ülkedeki en yoksul altıncı şehirdir. Gray’in tutuklandığı Sandtown-Winchester bölgesinde, çalışma çağındaki nüfusun yarıdan fazlası işsiz; tüm konutların üçte biri boş ya da terk edilmiş durumda.  2011 yılında kent yönetimi tarafından hazırlanan bir rapor, bu mahalledeki ailelerin üçte birinin yoksulluk içinde yaşadığını tespit etmişti.

Bu toplumsal felaketi düzene sokmak için, polis tepeden tırnağa silahlandırıldı ve halkı yıldırmak için başıboş bırakıldı. Tutuklamalar, kaba dayak ve zorbalık günlük bir gerçekliktir. Baltimore Sun gazetesi tarafından geçen yıl yayınlanan bir rapor, şehir yönetiminin polis şiddeti ile ilgili davalar nedeniyle 2011 yılından bu yana 5,7 milyon dolar ödediğini tespit etmişti. Gazete, “Polis memurları, tartışmaya açık tutuklamalar sırasında, onlarca kent sakinini, çene, burun, kol, bacak ve ayak bilek kemikleri kırılmasına, kafa travmasına, organ yetmezliğine ve hatta ölüme yol açacak şekilde dövdü” haberini verdi.

Sandtown-Winchester’daki nüfuzun ezici bir çoğunluğu Afrika kökenli Amerikalı olmakla birlikte, Baltimore’daki temel ayrım, bir bütün olarak Amerikan toplumunda olduğu gibi, ırksal değil sınıfsaldır. Baltimore, birçok kent merkezi gibi, belediye başkanının, belediye meclisi başkanının, polis şefinin, başsavcının ve başka birçok yetkilinin ağırlıklı olarak siyah olduğu bir siyasi seçkinler tarafından yönetilmektedir. Ayrıca, polis güçlerinin yarısı siyahtır.

Bu hafta başında Baltimore’daki gençlerin “haydutlar” olarak suçlamasında başı çeken Baltimore Belediye Başkanı Stephanie Rawlings-Blake, üst orta sınıfın, Demokrat Parti siyaset kurumunun bir parçası haline gelmiş ve güçlü ve ayrıcalıklı konumlara ulaşmış olan Afrika kökenli Amerikalı bir tabakasını temsil etmektedir.  Maryland’in kıdemli bir politikacısının kızı olan Rawlings-Blake, Batı Baltimore gibi alanlar yerle bir edilirken, şehrin merkezindeki kimi bölgeleri geliştirmek ve nezihleştirmek için iş çevreleriyle yakın çalışma içindeydi.

Jr. Martin Luther King’in Nisan 1968’de öldürülmesinin ardından 1960’ların sonunda ABD’de yayılan ve Baltimore’un da aralarında olduğu çok sayıda şehri kapsayan kentsel ayaklanma dalgasından bu yana yarım yüzyıl geçti.

1960’lardaki ayaklanmalar ABD’de liberal reformizm son nefesi verirken gerçekleşmişti. Geçtiğimiz 50 yıl boyunca işlere, ücretlere ve yaşam standartlarına karşı amansız bir saldırı gerçekleştiren egemen sınıf, atağa geçti. Toplumsal eşitsizlik 1930’lardaki Büyük Bunalım’ın öncesinden bu yana görülmeyen seviyelere yükseldi. Baltimore gibi şehirler ekonominin tüm sektörlerinin ortadan kaldırılmasıyla birlikte sanayisizleştirildi.

Egemen sınıf, işçi sınıfına yönelik savaşı kolaylaştırmak için, bilinçli bir şekilde,  pozitif ayrımcılık gibi politikalar da dahil olmak üzere, Afrika kökenli Amerikalı orta sınıfın küçük bir azınlığını devlet iktidarı mekanizmalarına dahil etmeye çalıştı.  Bu arada Afrika kökenli Amerikalı işçilerin ve gençliğin büyük çoğunluğunun bugün içinde bulundukları koşullar, 1960’lardaki koşullardan çok daha kötü.

Obama, bu sürecin doruk noktasını temsil etmektedir. Bu ilk Afrika kökenli Amerikalı başkan, servetin, en zengin yüzde bire daha önce tanık olunmadık ölçüde aktarılmasına, dışarıda sonu gelmez savaşlara ve en temel demokratik haklara yönelik saldırıya başkanlık etmektedir. 2008 ekonomik krizinden bu yana, bankalara ve Wall Street’e sınırsız kaynak akıtıldı. Yönetim ücretlere, eğitime, sağlığa ve bir bütün olarak işçi sınıfının yaşam koşullarına yönelik saldırının başını çekerken, hisse senedi borsası ve şirket karları rekor seviyelere ulaşmış durumda.

2009’dan bu yana, ABD’deki neredeyse bütün gelir kazançlarına, nüfusun en zengin yüzde biri tarafından el kondu. Ülkedeki en zengin 400 kişi, şu anda, 2,29 trilyon dolarlık şaşırtıcı bir serveti kontrol ediyor. Yılda 600 milyar dolardan fazla para, ABD’nin yıkıcı askeri gücünü finanse etmeye ayrılıyor; buna karşın, Baltimore ve Detroit gibi şehirlerde, binlerce hane, modern yaşamın en temel gereksinimi olan şebeke suyundan yoksun bırakılıyor.

Siyasi sistem içinde, nüfusun büyük çoğunluğunun sorunlarının ifadesini bulabileceği hiçbir mekanizma yok. Irksal politikalar da dahil, “ilerici” veya “solcu” politikalar olarak kabul edilen her şeyin gerçek yüzü, olaylar eliyle açığa çıkartılmıştır. Egemen sınıfı asıl korkutan ve onun giderek daha doğrudan güce ve şiddete başvurmasını açıklayan şey tam da budur.

İşçi sınıfının hakları, yalnızca, bütün ırklardan işçileri, Demokrat ve Cumhuriyetçi partilere ve onların savundukları kapitalist kar sistemine karşı bağımsız bir siyasi harekette birleştiren devrimci mücadele yoluyla elde edilebilir.

Sosyalist Eşitlik Partisi bütün bir işçi sınıfını Baltimore’daki işçileri ve gençliği savunmak için harekete geçmeye çağırır. Irak’ta ve Afganistan’da yetiştirilmiş aynı polis devleti aygıtı, Baltimore halkını terörize etmekte ve kitlesel protestoları ezmek için devreye sokulmaktadır ve o, şirket ve mali sektör aristokrasisinin politikalarına yönelik her türlü muhalefete karşı kullanılacaktır.

Tüm ülkede, Gray’in katillerinin bir an önce tutuklanmasını, Baltimore’daki olağanüstü halin kaldırılmasını, Ulusal Muhafızlar’ın geri çekilmesini ve polis seferberliğinin sona erdirilmesini talep eden kitlesel toplantıların ve gösterilerin düzenlenmesi gerekiyor. Bu demokratik talepler, bütün bir işçi sınıfının, herkese eğitim, sağlık ve iyi ücretli iş sağlamak için servetin büyük çapta yeniden dağıtımını içeren toplumsal haklarını ileri süren bir programla birleştirilmelidir.

Mutlak gücünü şiddet ve terör yoluyla korumaya kararlı olan mali aristokrasinin toplum üzerindeki egemenliğine karşı cepheden bir saldırı olmaksızın hiçbir şey elde edilemez. Bu aristokrasinin ekonomik ve siyasi yaşam üzerindeki etkisi, kamu mülkiyeti ve üretici güçlerin demokratik denetimine dayalı bir toplumun kurulması yoluyla kırılmalıdır. Bu programı uygulamak için, işçi sınıfının, ABD’de ve uluslararası alanda iktidarı ele geçirmesi gerekiyor.

İşçilerin karşı karşıya olduğu krizin çözümü, işçi sınıfının bağımsız, sosyalist bir önderliğinin inşasına bağlıdır. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi, 3 Mayıs Pazar günü yapılacak olan Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısını, bu önderliği inşa etmek için düzenlemiştir. Bütün işçileri ve gençliği bu toplantıya katılmaya çağırıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir