İran’da çarşı esnafı hükümeti protesto etti

Yazdır

Hükümetin ekonomik önlemlerini ve İran riyalinin son aylarda değerinin neredeyse yarısını kaybetmesini protesto eden Tahran çarşısındaki yüzlerce esnaf, geçtiğimiz hafta, üç gün dükkan kapattı. Grevler ve protestolar diğer kentlere de yayıldı.

Protestocular, meclisin dışında, altı ay önce yaptıkları gibi, “Diktatöre ölüm” ve “Hamaney’e ve Ruhani’ye ölüm” sloganları atarak gösteri yaptılar. Ancak bu son ve daha küçük protestolar, işsiz gençlerin ve yoksul işçilerin 28 Aralık’ta başlayan ve hızla İran geneline yayılan hükümet karşıtı protestolar dalgasından farklı olarak, çarşı esnafı; yani, burjuva İslamcı din adamları iktidara getiren ve 1979’dan beri onların başlıca destekleyicisi olan varlıklı tüccar sınıfı tarafından düzenlendi.

Birkaç tutuklama yapan yönetim, şimdiye kadar yumuşak bir şekilde karşılık verdi. Bu, yönetimin, acımasız bir baskıya girişip 20’den fazla insanı öldürüp yüzlerce kişiyi tutukladığı önceki grevler ile tam bir karşıtlık içindedir. O protestolarda tutuklananların düzinelercesi hala yargılanmayı beklerken, bazıları ağır cezalara çarptırılmış durumda.

En son grevler, İran’da gelişen ekonomik kriz nedeniyle yönetim içinde ortaya çıkan şiddetli gerilimleri ve bölünmeleri yansıtmaktadır. Nükleer anlaşma üzerinden ABD ve Avrupa ile ilişkileri geliştirme temelinde geçtiğimiz yıl Mayıs ayında ikinci kez seçilen Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, egemen seçkinlerin ABD ile nükleer anlaşmaya karşı çıkan muhafazakar hizibinden gelen sert muhalefetle karşı karşıya.

Onun “reformcu” destekleyicileri de, 2015’te nükleer anlaşmanın imzalanmasının ardından göklere çıkarılan ekonomik reformları ve vaat edilen refahı sağlayamamasından ve muhalefet önderleri Mir Hüseyin Musavi’nin, Mehdi Kerrubi’nin ve Zehra Rahneverd’in ev hapsinden serbest bırakılmamasının ardından büyük hüsrana uğramış durumdalar.

Tahran, ABD, Britanya, Fransa, Almanya, Çin ve Rusya ile imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) doğrultusunda, uluslararası yaptırımların adım adım hafifletilmesi karşılığında nükleer programlarında büyük kısıtlamalar yapmayı kabul etmişti.

Ruhani yönetimi, Ağustos 2013’te iktidara gelmesinden bu yana, özelleştirmeleri hızlandırdı ve sosyal harcamaları kesti. Bu işçi sınıfı karşıtı kemer sıkma politikalarının amacı, Avrupalı ve mümkünse ABD yatırımını çekmekti. Yönetim, bu amaçla, Total, Shell, Eni ve diğer Avrupalı enerji devlerini memnun etmek için, petrol sektöründeki yatırımları yöneten kuralları yeniden yazdı.

Bu, eğitimin daha fazla özelleştirilmesi, en yoksul İranlılara yönelik sosyal yardımların azaltılması, benzin (petrol) fiyatlarında yüzde 50 kadar artış ve altyapı harcamalarında 3,1 milyar dolar kesinti ile sürdürülecekti. Ancak, Ruhani hükümeti, işçi sınıfının kitlesel muhalefeti karşısında bu önlemlerin bazılarından vazgeçmek zorunda kaldı. Ruhani ve onun Birinci Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri, kitlesel öfkeyi hükümetten başka yöne çevirmek için, bakanları alenen eleştirdiler.

İran ekonomisinin büyük bir kısmını kontrol eden ve bütçesi hızla artan Devrim Muhafızları’nın bütçesini ya da savunma bütçesini kesmeye yönelik her türlü girişim, Ruhani’yi ordu ile karşı karşıya getirecektir.

Sanayide büyüme, bu yılın şimdiye kadar olan bölümünde, 2017’nin ikinci yarısındaki yüzde 18’den hızla düşerek, sadece yüzde 4 oldu ve üretim seviyeleri durgun kalmayı sürdürüyor. 50 yıl içindeki en kötü kuraklık tarımı mahveder ve barajlara su akışını İran’ın elektrik üretiminde tahminen yüzde 40’lık bir azalmaya yol açacak şekilde azaltırken, petrol üretimi, 2017’deki günde 3.800 varilden bu yıl 3.010 varile düştü. Mart ayında, İsfahan Eyaleti’ndeki çiftçiler su kesintilerini protesto etmeye başladılar.

Aynı zamanda, durmadan genişleyen sınıfsal bölünme, Ruhani’nin, Mısır’daki, Türkiye’deki, Ürdün’deki ve bölgenin başka yerlerindeki mevkidaşları gibi, yoksulluğa ve toplumsal eşitsizliğe öfkeli bir işçi sınıfı ile karşı karşıya olduğu anlamına geliyor. Resmi işsizlik oranı, oldukça eksik bir değerlendirmeyle, yüzde 12; halkın yüzde 50’si yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve milyonlarca insan sübvansiyonların ve sosyal yardım haklarının kaldırıldığını ya da kesintiye uğradığını görüyor.

Milletvekilleri, daha ABD Başkanı Donald Trump’ın cezalandırıcı yaptırımları ve İran ile ticaret yapan ülkelere ikincil yaptırımları yeniden uygulamaya koyacak şekilde nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesinden önce, Ruhani’ye yönelik bir meclis soruşturması çağrısı yapıyorlardı. Onlar, Ruhani’nin istifa etmesini ya da ekonomi bakanlarını ve danışmanlarını görevden almasını talep ettiler.

Yönetimi destekleyen medya organlarında bile, grevlerin ve protestoların kontrolden çıkması durumunda, erken cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılması ve/veya Devrim Muhafızları’nın Kudüs Gücü’nün komutanı Kasım Süleymani gibi askeri bir kişiliği cumhurbaşkanı olarak atanması yönünde çağrılar söz konusu.

Sertlik yanlısı güçler başlangıçta Meşhed’de patlak veren gösterileri örgütlemiş olsalar da, protestolar hızla kontrollerinden çıkmıştı ve bunun yeniden olabileceğine ilişkin korkular var.

Washington’ın, İran’ın altın, kömür, çelik, araba, döviz ve borç alanında herhangi bir küresel ticaretinin yanı sıra, ABD doları satın alma becerisine yeniden kısıtlamalar uygulama planları, her ne kadar tarım ürünlerinin, ilaçların ve tıbbi cihazların muaf olduğu varsayılıyor olsa da, İran ekonomisinin her alanını vuracak.

ABD’nin açıklamaları, dünya petrol fiyatlarını yukarıya itmiş ve İran ekonomisine ağır biçimde zarar vermiş durumda. Petrol satışları İran’ın ihracat gelirinin yüzde 60’ını oluşturuyor ve devletin maliyesini destekliyor. Riyal, hükümeti acil önlemler almaya zorlayacak şekilde, ABD dolarının 90.000’de biri dolayına düştü. Bu, doların ayrıcalıklı 42.000 riyal = 1 dolar oranı üzerinden büyük ölçüde ithalatçılara ve temel mallara tahsis edilmesini ve arabalar dahil 1.400’den fazla ithal mala yasaklar getirilmesini içeriyor.

Birçok ithalatçı, indirimli dolarlarını ithalatta kullanmak yerine iç piyasada satışa sunarken; diğerleri, sübvansiyonlu dolarlarla satın aldıkları malları, müşterilerin yaygın öfkesini kışkırtacak şekilde, şişirilmiş fiyatlardan satıyorlar.

Middle East Eye’a göre, gazeteciler, çarşıdaki grevin ve protestoların arkasında, dükkan sahiplerini dükkanlarını kapatmaları için korkutmak üzere temsilcilerini gönderen ve yasadışı yoldan kar ettiğine inanılan bazı ithalat şirketlerinin olduğunu bildirmişler.

Washington’ın görünüşteki amacı, İran’a, onun yalnızca nükleer programını değil ama Ortadoğu genelindeki daha kapsamlı siyasi faaliyetlerini de kısıtlayacak, çok daha sıkı bir anlaşmayı kabul etmesi için baskı yapmaktır. Ancak Dışişleri Bakanı Mike Pompeo geçtiğimiz Mayıs ayında, güçlü bir şekilde, İran halkının kendi göbeğini kesebileceğini ima eden ABD, nihayetinde, rejim değişikliği peşinde koşuyor. Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın, Trump’a, ABD’nin artan baskısının rejimin çökmesine yol açabileceğini söylediği bildiriliyor.

JCPOA’nın Avrupalı devletler tarafı ABD’nin nükleer anlaşmadan vazgeçmesine karşı çıkar ve Avrupa Birliği, Avrupalı şirketlerin ABD’nin İran’a karşı yaptırımlarına boyun eğmesini engelleyecek bir yasayı yeniden yürürlüğe koymaya hazırlanırken, Airbus, Boeing, Hyundai, Mazda, Peugeot, Citroen, Total ve ENI dahil birçok firma, daha şimdiden ülkeden çekilmeye başlamış durumda.

OECD’ye bağlı Paris merkezli hükümetler arası küresel bir kuruluş olan ve kara para aklamayı önlemeye ve terörizmi finanse etme ile mücadeleye odaklanan Mali Eylem Görev Gücü, basıncı arttıracak şekilde, İran’ın, küresel standartlarla uyumlu hale gelmeye yönelik reformları Ekim ayına kadar tamamlamasını talep etti. Bunun yapılamaması durumunda, tek tek devletler ya da uluslararası kuruluşlar yaptırım uygulayabilecekler.

Ruhani ise Tahran’ın Çin, Rusya ve Hindistan ile bağlarını geliştirmeye çalışıyor. Haziran ayında Çin’in doğusundaki Şantung eyaletindeki Qingdoa’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesinde konuşan Ruhani, İran’ın tam üye olmak istediğini söyledi. “ABD’nin kendi politikalarını başkalarına dayatma çabaları, herkese yönelik bir tehdit olarak genişliyor.” diyen Ruhani, ŞİÖ önderlerini ABD’ye karşı koymaya çağırdı.

İran cumhurbaşkanı, ayrıca, Hindistan ve Rusya devlet başkanlarıyla ve daha sonra, İran’ın “Bir Kuşak Bir Yol” girişimindeki rolünü kapsayan dört anlaşma imzaladığı Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmeler yaptı. Geçtiğimiz yıl, İran ile Çin arasındaki ticaret 52 milyar dolarla rekor kırmıştı. Çin ve Hindistan, halihazırda İran’ın en büyük petrol alıcıları ve bunun yeni ABD yaptırımlarıyla bile değişmeyeceğini belirtiyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares