Hükümet–Türk-İş işbirliği sendikacılığın iflasını sergiliyor

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasında yapılan ve yaklaşık 200 bin kamu işçisini ilgilendiren toplu sözleşme görüşmeleri 12 Ağustos tarihinde sonuçlandı. “Enflasyonun altına inmeyi kabul etmeyiz” türü sözleri her zamanki gibi havada kalan Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un kulağına, basın toplantısında eğilerek söylediği ve mikrofonun açık kalması nedeniyle duyulan “Uzasa işi karıştıracağız. Kapattım böyle,” sözleriyle gündeme oturdu. Türk-İş bürokrasisinin işçi sınıfı düşmanı geleneksel tavrını ifşa eden bu “mikrofon kazası”, sendika bürokrasisinin işbirliğinin ötesinde çok şey anlatmaktadır.

Sözde kadroya alınan taşeron işçileri kapsamayan bu aleni satış sözleşmesine göre, ilk yılın ilk 6 aylık dilimi için yüzde 8; ikinci 6 aylık dilimi için yüzde 4 + enflasyon farkı; ikinci yılın ilk 6 aylık dilimi için yüzde 3 + enflasyon farkı; İkinci yılın ikinci 6 aylık dilimi için yüzde 3 + enflasyon farkı oranında zam yapılacak.

Türk-İş’in hükümete iletmiş olduğu ilk talepler öncelikle düşük ücretlerin 3.500 liraya çekilmesi, ardından da tüm kamu işçilerine eşit olarak brüt 300 lira zam yapılmasıydı. Türk-İş yönetimi, ilk altı ay için yüzde 15 zam talep etmiş; ikinci, üçüncü ve dördüncü altı aylar için de enflasyon + yüzde 3 artış talebinde bulunmuştu.

Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, 9 Temmuz’da hükümet ile yapılan ikinci görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, hükümetin yaptığı önerinin “adım atılacak bir tarafı” olmadığını söylemişti.  “Bu rakamın müzakere edecek, konuşacak bir tarafı yok,” diyen bu kıdemli sendika bürokratı, “Baktığınız zaman iki senede elektriğe ortalama yüzde 50 zam gelmiş, çaya, şekere, tüpe yüzde 35-40 zam var. Enflasyonun bizim hesabımıza göre yüzde 17 olduğu yerde, bize ‘yüzde 5’ diyorlar,” sözleriyle kendi kendisini teşhir ediyordu.

Atalay, aynı konuşmada, işçiler içinde artan öfkeyi yatıştırmak amacıyla, “Ağustos’un sonuna kadar ya masa başında imzalayacağız ya da greve çıkmak mecburiyetinde olacağız,” demişti. Hali vakti yerinde ayrıcalıklı orta sınıfın kıdemli bir üyesi olan Atalay, devamında, “Arzumuz, nefes alabileceğimiz bir ücret almak. Bizim bu ücretle nefes almayı bırak adım atacak halimiz yok,” diyordu.

31 Temmuz’da “grev” tiyatrosunu sürdüren ve İstanbul’daki Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü’nde grev ilanını astıklarını kaydeden Atalay, “Kanuni süreç bu şekilde. Asmazsak yetkimiz düşüyor. Ayın 19’unda da darphanede, Eti Maden’de tarımda 30 bine yakın arkadaşımız greve çıkmak mecburiyetinde,” diyor ve hemen ardından ekliyordu: “Greve çıkalım, iş yerini, ülkeyi sıkıntıya sokalım düşüncesinde değiliz.” Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan da, 5 Temmuz tarihinde yaptığı açıklamada, “Sıkıntıların, sorunların ve grevlerin yaşanmasını kimsenin istemediğini … herkesin bir an evvel toplu iş sözleşmesinin masada sonuçlanmasından yana” olduğunu ifade ederek Türk-İş’in başındaki bürokrat dostuyla hemfikir olduğunu vurgulamıştı.

Türk-İş ve Hak-İş bürokratlarını hükümet ile yaptıkları görüşmelerde planlandığından kuşku duyulamayacak şekilde grev tiyatrosu oynamaya ve işçileri yatıştırma yönünde sözler söylemeye iten şey, egemen sınıfın bu kesimlerinin, işçi sınıfının gitgide daha dayanılmaz hale gelen koşullarının ve artan muhalefetinin bir toplumsal patlamaya doğru gidişini şu ya da bu şekilde dizginlemeye çalışmalarıdır. Türk-İş’in 26 Temmuz’da açıkladığı rapordaki veriler, işçi sınıfının önemli bir kısmının giderek artan bir yoksullukla boğuştuğunu göstermektedir: “Dört kişilik ailenin açlık sınırı 2.075 TL, yoksulluk sınırı 6.760 TL, mutfak enflasyonu, aylık yüzde 0,39 ve on iki aylık yüzde 19,38 oranında. Bir çalışanın aylık yaşam maliyeti tutarı 2.565 TL.”

12 Ağustos’ta sözleşmeyi imzaladıktan hemen sonra mikrofonunu kapalı zannederek “Uzasa işi karıştıracağız, kapattım böyle” sözleriyle hükümetle kirli ilişkilerini ve sendikacı olarak gerçek rolünü gözler önüne seren Atalay, 14 Ağustos günü, sözde yanlış anlaşıldığını ifade etmek üzere FOX TV’nin Çalar Saat programına katıldı ve şu sözleriyle hiç de yanlış anlaşılmadığını ortaya koydu: “Sözleşmeyi zaten imzalayacağız hiçbir problem yok. Ben imzalamayacağım yere neden ineyim?”

Atalay, 15 Ağustos’ta, Sakarya’da bulunan Demiryol-İş Sendikası’nda düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın ilişkilerini ima ederek işçilere gözdağı vermeye çalışırken, işçilerin “zamdan memnun” olduğu yalanıyla içinde bulunduğu tiksindirici durumun üzerine örtmeye uğraştı. “17 adam imza atmış, herkes benim yanımda,” sözleriyle konfederasyona üye sendikaların suç ortaklığının altını çizen Atalay, “Grev; işçi, ekmek, emek için yapılır. İşçinin yüzde 90’ının memnun olduğu bir yerde grev varken ne olacak?” sözleriyle, Türk-İş’in ne olursa olsun grevi ve tabandan yükselen muhalefeti engelleme amacını ifade ediyordu.

Toplu sözleşmede yüzde 15 zam istemesine karşın, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmede yüzde 8 zammı “kırmızı çizgi” ilan eden Ergün Atalay, sürekli olarak kendi kendisini yalanlayıp her yeni ifadesinde bir önceki söylediğini inkar ediyor. Atalay’ın konuşma arzusu tabandan gelecek bir ayaklanmayı önlemeye çalışmak ile doğrudan bağlantılıdır.

Ergün Atalay’ın yardımına koşanlar arasında, hükümet yanlısı medyanın yanı sıra, eski Maocu, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek de vardı. Perinçek, Twitter’dan yaptığı açıklamada, “Vatanı ve ekmek teknemizi savunan Türk-İş’le ve Ergün Atalay Başkanla birlikteyiz,” diye yazdı. Egemen sınıfın kıdemli hizmetçisinin bu ifadeleri, “vatan”ın işçi sınıfına değil ama egemen sınıfa ait olduğuna ilişkin ünlü sözleri yalnızca doğrulamaktadır.

Türk-İş’in hükümetle işbirliği içinde sözleşmeyi imzalamasından sadece birkaç hafta önce, 31 Temmuz’da, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Türk-İş’in kuruluşunun 67. yıldönümü nedeniyle Atalay’ı ziyaret etmiş ve toplu iş sözleşmesinin yanı sıra, kıdem tazminatı da konuşulmuştu. Buna karşılık, CHP’nin 24 Haziran seçimlerindeki cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, Ergün Atalay’a istifa çağrısında bulundu. İYİ Parti adına açıklama Eskişehir İl Başkanı Mehmet Ektaş’tan geldi. Ektaş da Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’ı istifaya çağırdı. HDP Milletvekili Tülay Hatimoğulları Ergün Atalay’ın sözleriyle ilgili olarak soru önergesi verdi. Hatimoğulları, Türk-İş ile Bakanlığın önceden bir görüşme yapmış olabileceğini ifade ederek Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’a bu durumda istifa edip etmeyeceğini sordu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) önderliğindeki burjuva muhalefetin ve çeşitli küçük burjuva partilerin Ergün Atalay’ı istifaya çağırma yarışına girmesi, bu bürokratın ve sendikaların yozlaşmışlığını fark etmelerinin değil; işçileri yatıştırma ve sendikaların işçi düşmanı karakterini gizleme çabalarının bir ifadesidir. Gerçekte, hükümetiyle, sözde muhalefetiyle tüm siyaset kurumu ve temsil ettikleri egemen sınıf, işçi sınıfına karşı birleşmiş durumdadır.

Hükümet ile Türk-İş’in işçi sınıfına karşı sıkı işbirliği ve muhalefetin artan öfkeyi sınırlama ve kendi arkasına alarak yatıştırma yönündeki ikiyüzlü çabası, egemen sınıfın, işçi sınıfı mücadelelerinin uluslararası ölçekte ve özellikle de sendikalardan bağımsız bir şekilde yükseliyor olduğunun bilincinde olduğunu göstermektedir. Meksika’daki Matamoros otomotiv işçilerinin grevi ve Fransa’daki Sarı Yelekliler hareketi, Porto Riko’da Vali’yi istifaya zorlayan kitlesel protestolar ve son olarak Hong Kong’daki grev hareketi, kapitalizm yanlısı sendikalardan bağımsız ve onlara karşı olarak gelişmiştir.

Türkiyeli işçilerin ve dünyanın dört bir yanındaki sınıf kardeşlerinin içinde bulundukları durum ve karşı karşıya oldukları düşmanlar ortaktır. İşçilerin artan hak kayıplarına karşı ücretlerin ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi gibi temel sosyal haklar uğruna mücadelesi, bunun yalnızca kapitalizme karşı uluslararası sosyalist bir programa dayanması ve sendikalardan bağımsız taban komiteleri üzerinde yükselmesiyle ileriye taşınabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir