Hükümet muhalefetin desteğiyle göçmenlere yönelik saldırıyı arttırıyor

Yazdır

İstanbul Valiliği, 22 Temmuz günü “düzensiz göçle mücadele için eylem planı” adı altında başta Suriyeliler olmak üzere göçmenlerin zorla şehir dışına çıkartılması ve toplama/geri gönderme kamplarına alınması planını açıklamıştı. Takip eden günlerde emniyet güçleri tarafından göçmenlerin ve sığınmacıların yaşadıkları yerlere ve işyerlerine dönük kontroller ve baskınlar artırıldı.

Valiliğin kararını ve son dönemde artan baskıları protesto etmek için çeşitli kuruluşlar 27 Temmuz Cumartesi günü İstanbul’un Fatih ilçesinde bir protesto düzenlediler. Aralarında daha önce hükümetle sıkı ilişkilere sahip olan ve Suriye’deki savaş politikasını destekleyenlerin de bulunduğu düzenleyiciler adına yapılan ortak açıklamada, hükümetin aldığı son kararları Suriyelileri “göçe zorlama kampanyasının başlangıcı” olacağı ifade edildi.

Polis tarafından tutuklanma, şehir dışına sürgün veya sınır dışı edilme kaygılarından dolayı göçmenlerin ve sığınmacıların katılımının sınırlı kaldığı protesto eylemine bir grup faşist saldırı girişiminde bulundu. Yapılan basın açıklaması sırasında Saraçhane parkına gelen bir grubun bozkurt işaretleri yaparak “Ne mutlu Türküm diyene,” sloganları atmasına, protestocular “Kahrolsun ırkçılık, yaşasın kardeşlik,”  sloganlarıyla karşılık verdi. Yaşanan kısa süreli bir arbedenin ardından polis saldıran grubu uzaklaştırdı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, daha önce, alınan kararı protesto etmek için düzenlenecek eylemler hakkında, “Kimseye bir şey yaptırmayız, kimse kusura bakmasın. Biz düzenimizi korumak zorundayız,” ifadelerini kullanmıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin göçmenlere ve sığınmacılara yönelik artan saldırıları hükümetin sığınmacı politikasının kirli yüzünü gözler önüne sererken, bu saldırı muhalefet tarafından destekleniyor; hatta yetersiz bulunuyor. Haziran ayında tekrarlanan İstanbul seçimlerinde faşizan İYİ Parti, Kürt milliyetçisi HDP ve çeşitli sahte sol partiler tarafından desteklenen ve seçimi yeniden kazanan Cumhuriyet Halk Partili (CHP) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, yaptığı açıklamada, “kaydı olmayan Suriyelilerin İstanbul dışına gönderilmesi gerekli bir işlem” diyerek, valilik tarafından alınan karara desteğini belirtti.

Yerel seçim kampanyası sırasında ve öncesinde CHP önderi Kemal Kılıçdaroğlu, yaptığı basın açıklamalarında ve konuşmalarında defalarca “Suriyeliler geri dönmeli” diye ilan etmişti. CHP’nin yönetimi altında bulunan çeşitli belediyelerde de İYİ Parti’nin meclis üyelerinin desteğiyle, sığınmacıların plaja alınmaması veya plaja yakın yerleşimlerinin kaldırılması yönünde kararlar alınmış, belediyelerin sığınmacılara verdiği yardımlar kesilmişti.

Suriyeli karşıtı bu gerici söylemin amacı, işçi sınıfını ulusal temelde bölmek ve Ortadoğu genelindeki işçilerin ortak mücadelesini engellemektir. CHP, İYİ Parti ve onların medya destekleyicileri, bu amaçla, yıllardır, Suriyelileri geri gönderme üzerine referandum düzenleme çağrıları yapıyor ve kapitalizmin neden olduğu işsizlik, yoksulluk ve toplumsal eşitsizlikten onları sorumlu tutuyorlar. Bu, burjuvaziye, toplumsal olarak gerici politikalarını ve emperyalist savaş politikasıyla işbirliğini sürdürme olanağı veriyor.

Bu politika, emperyalist ülkelerdeki medya ve Türkiye’deki küçük burjuva “sol” partiler tarafından otoriter AKP hükümetinin alternatifi olarak desteklenen CHP’nin “demokratik” iddialarının sahteliğinin altını çizmektedir.

Milyonlarca Suriyelinin sığınmacı olarak Türkiye ve başka ülkelere göç etmek zorunda kalmasının başlıca sorumluluğu, on yıllardır Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren emperyalist devletler ile onların savaşlarını kendi çıkarlarını ilerletmek için destekleyen bölgedeki egemen sınıflardır. Hem hükümetin hem de burjuva muhalefetin Türk burjuvazisinin arkasında hizaya geçerek desteklediği Suriye’deki savaşın sonucunda Türkiye’ye kaçmak zorunda kalan milyonlarca Suriyeli sığınmacı, fahiş fiyatlarla kiraladıkları evlerde tıkış tıkış yaşamaya çalışıyor, parklarda kalıyor ve Türkiyeli kapitalistler tarafından son derece düşük ücretlerle çalıştırılıyorlar.

Dahası, Türkiye’de kapana kısılmış olan Suriyeli sığınmacılar, Ortadoğu ile Afrika’daki savaşların yanı sıra, dünya çapında geniş halk kitlelerini etkileyen yoksulluktan ve açlıktan kaçan 70 milyonluk bir küresel sığınmacı nüfusunun yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyorlar. Emperyalist saldırganlık sonucunda II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük göçmen dalgası yaşanıyor.

Şu anda, Suriye, Irak, Afganistan, Libya ve başka yerlerdeki emperyalist savaşlardan kaçan sığınmacılar için oluşturulan toplama kampları ağı, büyük kısmı Kuzey Afrika’da olmak üzere Yakın Doğu’ya ve Akdeniz’e uzanıyor. Binlerce insan, büyük ölçüde Avrupa Birliği tarafından finanse edilen bu kamplardaki korkunç koşullarda, tacize, tecavüze, köleliğe tabi tutuluyor ve hatta cinayete kurban gidiyor.

Avrupa Birliği üyesi devletler bir yandan sığınmacıları engellemek için Avrupa Kalesi’ni güçlendirirken; diğer yandan halk içindeki sığınmacılara verilen destek ve sempatiyi yok etmeye çabalıyorlar.

İtalya’da Sea Wacht 3 isimli sığınmacı kurtarma gemisinin 31 yaşındaki Alman kaptanı Carola Rackete, 12 Haziran’da Akdeniz’de onlarca Afrikalı sığınmacıyı kurtarıp, İtalya’nın Lampedusa topraklarına güvenli bir şekilde ayak basmalarını sağlamasından dolayı gözaltına alınmıştı. Kısa bir süre içinde devasa bir halk desteği gören Rackete, daha sonra serbest bırakılmıştı.

Avrupa Birliği’nin 2016’dan beri 14.000 yaşama mal olan Akdeniz’deki sığınmacı politikasının barbarlığı, daha geçtiğimiz hafta Libya açıklarında 300 dolayında sığınmacıyı taşıyan teknenin batması ve onlarca sığınmacının boğulmasında kendisini bir kez daha gösterdi.

Amerika’da da, bir polis ve göç görevlileri ordusu ülke genelinde kentlere ve kasabalara üşüşürken, Trump, toplu tutuklamalar ve görülmemiş ölçekte sınır dışı işlemleri için hazırlanan göçmen toplama kamplarını genişletiyor. Hükümet, çocukları ailelerinden, eşleri birbirlerinden koparıyor ve onları yoksulluğun ve şiddetin onlarca yıllık şirket sömürüsünün ve ABD önderliğindeki emperyalist savaşın yan ürünleri olduğu ülkelere dönmeye zorluyor.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların yazgısı, göçmenleri savunma mücadelesinin emperyalist savaşa karşı ve sosyalizm uğruna mücadeleden ayrılamayacağını göstermektedir.

Emperyalizmin kanlı operasyonlarıyla yurtlarından sürülmüş olan sığınmacıların içinde bulunduğu kötü durum, ABD’nin, AB güçlerinin ve Ankara’nın rolüne öfkeye yol açmalıdır. Sığınmacılar, elleri kana bulanmış burjuva politikacıların şovenist nefreti eliyle hedef gösteriliyorlar. Suriyeli sığınmacılar, sınıf mücadelesinde yeni bir yükseliş olduğunda burjuvazi tarafından aynı koşullara tabi tutulacak olan Türkiyeli işçilerin sınıf kardeşleridir.

İşçiler, gençler ve tüm demokratik hak savunucuları, göçmenleri kapitalizmin yol açtığı toplumsal krizin günah keçisi ilan etme yönündeki tüm girişimlere karşı çıkmalı ve her işçinin istediği yerde kalma, barınma, seyahat etme ve çalışma hakkı dahil tam yurttaşlık haklarıyla yaşama hakkını savunmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares