Gezi Parkı davasındaki beraat kararının ardından baskı sürüyor

18 Şubat Salı günü, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, 2013’te İstanbul’da ve ülke genelinde gerçekleşen Gezi Parkı protestolarından yargılanan dokuz sanığa beraat kararı verdi. 16 sanıktan yedisi yurt dışında bulunduğundan gıyabında yargılanan bu yedi kişi için yakalama kararı kaldırıldı ve Türkiye’ye dönmeleri halinde resmen beraat etmeleri bekleniyor. 2017’den beri hapiste olan tek sanık Osman Kavala hakkında da tahliye kararı verildi.

Aralarında iş adamı Osman Kavala, sürgündeki gazeteci Can Dündar, sürgündeki oyunca Memet Ali Alabora ve İstanbul Mimarlar Odası’ndan Ayşe Mücella Yapıcı’nın da bulunduğu sanıklar, bir “darbe girişiminde” bulunarak “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” ile suçlanıyordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve yeni partiler kurmak üzere Adalet ve Kalkınma Partisi’nden (AKP) ayrılmış olan Ali Babacan ile Ahmet Davutoğlu da dahil dönemin çeşitli bakanları da şikayetçiler arasındaydı.

Yöneltilen suçlamada, Gezi Parkı sürecindeki barışçıl protestolar ile yabancı devletler tarafından desteklenen darbe girişimleri ve mali spekülatör George Soros arasında bağlantı olduğu iddia ediliyordu.

Kemalist Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile Kürt milliyetçisi Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri de sanıkları desteklemek için duruşmalara katıldılar. Ne var ki, 2013 Gezi Parkı protestoları sırasında milyonlarca insan AKP’ye karşı sokağa çıkmışken, CHP’nin ve sendikaların çizgisini izleyen HDP (o zamanlar Barış ve Demokrasi Partisi – BDP), Kürt işçilerini ve gençlerini protestolardan uzak tutmuştu.

Gezi Parkı davasında söz konusu olan, bir yandan Türk devletinin emperyalist güçlerle ve onların Ortadoğu’daki savaş politikalarıyla gergin olan ilişkilerini idare ederken diğer yandan ülke içindeki toplumsal muhalefeti sindirip itibarsızlaştırmayı amaçlayan siyasi bir kan davasıydı. Erdoğan mahkeme kararını hızla kınayarak Kavala’yı “beraat ettirmeye kalktılar” açıklamasını yaptı ve devlet ona karşı yeni suçlamalarla harekete geçti.

Mahkeme kararından birkaç saat sonra Kavala, Erdoğan’ın emriyle harekete geçen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yeniden tutuklandı. Kavala şimdi de 15 Temmuz 2016’da Erdoğan’a karşı düzenlenen NATO destekli başarısız darbe girişimine destek olmakla suçlanıyor. Bu arada Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Birinci Dairesi, Gezi davasındaki sanıklara beraat kararı veren hakimler hakkında inceleme ve soruşturma izni verdi.

Kavala, yeniden tutuklanmasına gerekçe gösterilen ayrı soruşturma kapsamında, Ankara’nın ABD’de bulunan Fethullah Gülen’i sorumlu tuttuğu 2016 darbe girişimine dahil olarak “anayasal düzeni bozmaya teşebbüs” ile suçlanıyor.

Erdoğan, Gezi Parkı davası kararının ardından yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Ciddi manada perde arkasında Soros türü bazı ülkeleri ayaklandırmak sureti ile oraları karıştıran tipler vardır, onun da Türkiye ayağı içerideydi. Bir manevra ile dün onu [Osman Kavala] beraat ettirmeye kalktılar.” Erdoğan ayrıca Twitter’da yaptığı açıklamada, Gezi protestolarını “tıpkı askeri darbeler, tıpkı muhtıralar, tıpkı terör örgütlerinin saldırıları, tıpkı FETÖ’nün 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimleri gibi, devleti ve milleti hedef alan alçak bir saldırı” olarak niteledi.

Erdoğan, yıllardır, bir yandan emperyalist güçlerle koordinasyon halinde Suriye’de ve başka yerlerde savaş yürütmeyi sürdürürken, diğer yandan Gezi Parkı protestolarını 2016’daki NATO destekli darbenin başlangıcı olarak defalarca karalamaya çalıştı.

Gezi Parkı protestolarını NATO darbelerine bağlama yönündeki saldırılar, asıl olarak işçi sınıfı içindeki toplumsal muhalefeti itibarsızlaştırmayı amaçlayan siyasi bir tahrifattır. Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı kitlesel işçi sınıfı protestolarının ortasında patlak veren Gezi Parkı protestoları, NATO’ya ve onun Türkiye’deki müttefik hükümetlerine yönelik muhalefetin tarihi alanlarından biri olan Taksim Meydanı-Gezi Parkı’nı bir alışveriş merkezi olarak yeniden biçimlendirme planlarına karşı başlamıştı. Protestolar, kısa süre içinde, AKP’nin otoriter politikalarına ve artan toplumsal eşitsizliğe yönelik daha geniş bir hoşnutsuzluğun odak noktası haline geldi. Haziran-Temmuz 2013’te 79 kentte en az 2,5 milyon insan gösterilere katıldı.

Bununla birlikte, gençlerin ve işçi katmanlarının yanı sıra kentli üst orta sınıf kesimleri de harekete geçiren Gezi Parkı protestoları, heterojen bir hareketti. 80 dolayında orta sınıf derneğini ve küçük burjuva partiyi bir araya getiren Taksim Dayanışması, protestolar sırasında Erdoğan’la görüşerek ve protestocuların daha geniş bir işçi sınıfı hareketine doğru yönelmesini engelleyip Erdoğan’la anlaşmaya varma perspektifini hakim kılarak protestoları boğmada önemli bir rol oynadı.

AKP hükümeti, başlıca hedefi işçi sınıfı içindeki toplumsal muhalefet olmakla birlikte, Gezi Parkı protestolarına katılmış ya da desteğini açıklamış olan orta sınıf çevrenin önde gelen üyelerine karşı uydurma kovuşturmalar düzenleyerek tüm siyasi muhalefeti tehdit edip gözden düşürmeye çalışıyor.

Beraat ettikten sonra yeniden tutuklanan Osman Kavala, Kavala Grubu’nun sahibi ve 1980’lerden beri milyoner bir iş adamı olarak biliniyor. Haberlere göre şirketlerinin geçmişte NATO, Türk Silahlı Kuvvetleri ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü ile iş bağlantıları bulunuyor. Avrupa Birliği yanlısı önde gelen bir “hayırsever” olarak tanınan Kavala, Amerikalı-Macar milyarder George Soros’un Açık Toplum Vakfı dahil çok sayıda vakfın kurucusu ve yönetim kurulu üyesi.

Taksim Dayanışması’nın önderlerinden Mücella Yapıcı, Gezi Parkı protestolarından sonra bir süre Stalinist Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) yayın organı Sol Haber’de yazılar yazmış ve daha sonra HDP’ye desteğini açıklamıştı.

Can Dündar, Cumhuriyet gazetesinin Suriye’deki NATO destekli İslamcı gruplara silah taşıyan ve jandarma tarafından durdurulan “MİT TIR’ları”nı gösteren videoları Mayıs-Haziran 2015’te yayımlamasının ardından Kasım 2015’te “terör örgütüne yardım” ve “casusluk” suçlamalarıyla tutuklanmıştı. Erdoğan, haberden birkaç gün sonra, “Bu haberi yapan kişi, bunun bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu” diyerek Dündar’ı açıkça tehdit etmişti.

Dündar’ın tutuklanması, Washington’ın ve diğer büyük emperyalist güçlerin İslamcı milisleri bırakıp Kürt milliyetçisi milisleri (YPG) Suriye’deki başlıca vekil güçleri yapma hamlelerini tamamladığı sırada gerçekleşti. Emperyalist devletlerin bu hamlesi AKP hükümeti ile şiddetli bir anlaşmazlığa neden olmuştu.

Haziran 2016’dan beri Almanya’da sürgünde yaşayan Dündar, Kasım 2016’da dönemin Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck tarafından Bellevue Sarayı’na davet edilmişti. Dündar, Özgürüz adlı bir web radyosunun genel yayın yönetmenliğini yapıyor.

Erdoğan’ın Kavala’ya yönelik amansız yasal girişimlerinin bir diğer önemli nedeni, emperyalizm ile bağlantılı burjuva muhalefet güçlerini tehdit etmek ve onlara baskı yapmaktır. Kavala’nın Türk burjuvazisi ve emperyalist egemen sınıflar içindeki destekleyicileri, ilk beraat kararını alkışladılar ve Erdoğan’ın Kavala’ya karşı yeni bir davaya girişmesini kınadılar. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu (CHP), beraat kararıyla ilgili Twitter’da yaptığı açıklamada şunları belirtti: “Gezi Parkı ile ilgili davada herkese beraat çıkması çok sevindirici ve yargıya olan güvenin tazelendiği bir karar oldu.”

ABD’nin Türkiye büyükelçiliğinin Twitter hesabından yapılan açıklamada ise şunlar ifade edildi: “Osman Kavala ve diğer sivil toplum aktivistleri hakkındaki davayı yakından takip ettik. Mahkemenin bugün verdiği beraat ve tahliye kararını memnuniyetle karşılıyoruz.”

Kavala’nın yeniden tutuklanması emperyalist medyada yoğun eleştirilere neden oldu. Washington Post’ta yayımlanan bir yazıda, “İleri geri hareketler, Türkiye’deki yargı sistemi üzerindeki siyasi basınç hakkında yeni soruları gündeme getirdi ve dikkati yeniden bilinen muhaliflerine yönelik aralıksız takibine odakladı,” diye yazdı.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Kavala’nın yeniden tutuklanmasının “her bakımdan akıl almaz” olduğunu söylerken, Avrupa Birliği sözcüsünün yaptığı açıklamada şunlar belirtildi: “Osman Kavala’nın yeniden tutuklanmasına yönelik inandırıcı delil eksikliği ve gözaltı süresinin uzatılması, Türk yargısının inandırıcılığına daha da fazla zarar vermektedir… Yargı süreçleri, muhalif seslerin susturulmasına yönelik bir araç olarak kullanılamaz.”

Düzmece suçlamalarla yasal kovuşturmalar tertiplenmesi siyasi olarak gericidir. Bununla birlikte, CHP’nin, HDP’nin ve emperyalist güçlerin bu davayı eleştirerek kendilerine demokratik süsü verme girişimleri gerçekçi değildir ve ikiyüzlülükle doludur.

Emperyalist devletler, Dündar ve Kavala gibi “eleştirel sesler”in savunucuları numarası yaptıkları sırada bile, WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange’a ve ifşaatçı Chelsea Manning’e acımasızca zulmediyor ve onları susturup hapsetmeye çalışıyorlar. Türkiye’deki işçilerin geniş tabakaları hem 2016’daki son darbe girişimini hem de 1960, 1971 ve 1980 yıllarındaki kanlı NATO darbeleri sicilini hatırlıyorlar. Ortadoğu’da onlarca yıldır ABD önderliğinde yürütülen emperyalist saldırı savaşlarından sonra, NATO’nun emperyalist güçlerinin demokratik iddialarının hiçbir güvenilirliği yoktur.

Demokratik bir rejim kurabilecek, dünya çapındaki göstermelik duruşmalara ve savaşlara son verebilecek tek güç, emperyalist savaşa ve bu savaşları doğuran kapitalist sisteme karşı harekete geçen uluslararası işçi sınıfıdır.

Yazar ayrıca şunları öneriyor:

Washington Suriye’ye ve Rusya’ya karşı Türkiye’yi desteklerken çatışma tırmanıyor

[21 Şubat 2020]

Türkiye’nin Suriye’deki askeri harekatına hayır!

[14 Ekim 2019]

Türkiye yol ayrımında

[6 Haziran 2013]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir